وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şûrâ Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
"İman edip rızâsına uygun işler yapanların dualarını kabul buyuran ve kendi lütfundan onlara fazlasını veren de O’dur. İnkarcılar için ise çetin bir azap vardır."
Dua Etmek
İman edip rızâsına uygun işler yapanların dualarını kabul buyurur. Yani Allah dua edenlerin dualarını kabul eder ve Rabblerinden istekte bulunanların isteklerini verir. Başka bir âyette de şöyle buyurur: “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm”. Yani dua edenlerin dualarını kabul ederim. En doğrusunu Allah bilir. Kendi lütfundan onlara fazlasını veren de O’dur. Yani gözün görmediği, kulağın işitmediği ve müslüman birinin aklına bile gelmeyen nimetleri onlara fazladan lütfedecektir. Bundan maksat da cennettir, cennet Allah’ın fazladan verdiği lütfu ve ikramıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Allah Teâlâ kâfirler hakkında da şöyle der: İnkarcılar için ise çetin bir azap vardır.
Yorumu Yorumla
-
Yestecîbü (يَسْتَجٖيبُ)
İbn Fâris, kelimenin "c-v-b" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir şeyi delmek, yarmak, boşluk açmak ve sese karşılık vermek" olduğunu belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre, sese verilen cevabın adeta sessizliği yarıp geçmesi gibi; bu fiilin "istif'al" babındaki kullanımı, inananların yönelişine ilahi makamdan gelen o aktif, gecikmesiz ve boşluk kabul etmez mutlak karşılığı (icabeti) lügat açısından kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "c-v-b" kökünün anlambilimsel çerçevesini incelerken, bu kelimenin "çağrıya sözle veya eylemle rıza göstermek" manasına geldiğini söyler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu fiilin, Allah ile inanan kulları arasındaki o dinamik ve çift yönlü iletişimi vurguladığını; imanın ve salih amelin ontolojik bir çağrı olduğunu, ilahi iradenin ise bu çağrıyı etimolojik olarak asla karşılıksız ve yankısız bırakmayacağını kaydeder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "c-v-b" kökünden gelen isticâbet kavramının sözlükte "kabul etmek, boyun eğmek, duaya ve isteğe karşılık vermek" manalarına geldiğini ifade eder. Ansiklopedi, kelimenin muzari (geniş/şimdiki zaman) sigasıyla kullanılmasının, ilahi kabulün geçmişte kalmış statik bir olay olmadığını; inanç ve eylem bütünlüğünü sağlayan her kul için anbean işleyen kesintisiz bir lügat dinamiği olduğunu teyit eder.
Es-Sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)
İbn Fâris, kelimenin "s-l-h" köküne dayandığını ve temel anlamının "bozulmanın, yozlaşmanın ve yıkımın (fesad) tam zıddı olarak; bir şeyin faydalı, sağlam, dürüst ve kendi amacına uygun bir bütünlük içinde olması" olduğunu aktarır. İbn Fâris, kelimenin bu çoğul ve dişil (müennes) formunun, imanın soyut bir iddiadan çıkıp, bireyi ve toplumu onaran, yeryüzündeki fesadı gideren somut, yapıcı ve onarıcı eylemlere dönüştüğünü etimolojik olarak belgelediğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, "s-l-h" kökünün Kur'an semantiğindeki büyük evrimini analiz eder. Izutsu, kelimenin etimolojik kökenindeki "uygunluk ve yararlılık" vurgusunun, bu bağlamda imanın (âmenû) ayrılmaz bir ontolojik parçası haline geldiğini belirtir. Ona göre Kur'an lügatinde inanç tek başına bırakılmaz; her zaman "salih eylem" ile yan yana gelerek, içsel tasdikin dış dünyada ahlaki ve eylemsel bir restorasyona (ıslaha) dönüşmesini zorunlu kılar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "s-l-h" kökünü nüzul dönemi sosyolojisi ve Hicaz Araplarının pratik yaşamı üzerinden inceler. Öztürk, "salih amellerin" o günün toplumunda sadece bireysel ve ritüelik ibadetleri değil; kabile asabiyetinin, haksız kazancın ve sosyal adaletsizliğin yırtıp attığı toplumsal dokuyu yeniden "dikip onaran", yetimi ve yoksulu koruyan aktif ve pratik sosyal iyileştirmeleri ifade eden somut bir lügat karşılığı olduğunu analiz eder.
Yezîdühüm (يَزٖيدُهُمْ)
İbn Fâris, kelimenin "z-y-d" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir şeyin asıl miktarının üzerine çıkması, büyümesi, katlanması ve taşması" olduğunu belirtir. İbn Fâris, fiilin bağlam içerisindeki kullanımının, ilahi makamın kulların salih amellerine vereceği karşılığın (ecrin) matematiksel ve kısıtlı bir ödeme olmadığını; etimolojik olarak asıl hak edilenin çok ötesine geçen, hesapsız ve sürekli büyüyen bir ontolojik artışı ifade ettiğini söyler.
Râgıb el-İsfahânî, "z-y-d" kökünün anlamsal özünde "eksikliğin (noksaniyetin) zıddı olan mutlak bereket ve ilave" yattığını belirtir. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin, amellerin kendiliğinden değil, doğrudan ilahi iradenin lütfuyla mayalanarak etimolojik bir genişleme yaşadığını; müminin eyleminin yaratıcı kudret eliyle nasıl sonsuzlaştırıldığını lügat bilimi üzerinden tasvir ettiğini kaydeder.
Dücane Cündioğlu, "z-y-d" kökünü varoluşsal ve felsefi bir yaklaşımla ele alır. Cündioğlu, bu kelimenin lügatteki "artırma/çoğaltma" vurgusunun sadece niceliksel (sayısal) bir ödül birikimi olmadığını vurgular. Ona göre bu "ziyadelik", inanan insanın varoluşsal kapasitesinin genişletilmesi, ilahi hakikati algılama ve ondan haz alma yetisinin ontolojik olarak büyütülmesidir; varlık hiyerarşisinde yukarıya doğru atılan etimolojik bir sıçramadır.
Fadlihî (فَضْلِهٖ)
İbn Fâris, kelimenin "f-d-l" köküne dayandığını ve temel anlamının "bir şeyin aslında ve zorunlu ihtiyacında olandan arta kalması, fazlalaşması, ziyadelik ve ihsan" olduğunu aktarır. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu kelime, bağlam içerisinde "yezîdühüm" (artırır) fiilinin kaynağını açıklayarak; bu artışın herhangi bir zorunluluktan, borçtan veya yasal bir haktan değil, tamamen mutlak otoritenin kendi zatından taşan o saf, karşılıksız ve uçsuz bucaksız cömertliğinden (fazlından) kaynaklandığını kesinleştirir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "f-d-l" kökünü metnin estetik ve retorik bütünlüğü içinde, ayetin devamındaki "azab" kavramıyla karşılaştırmalı olarak ele alır. Bintü'ş-Şâtı, inkârcılar için sadece hak ettikleri "şiddetli azabın" zikredilmesine karşılık; inananlar için amellerinin karşılığının yanında bir de etimolojik olarak "hesapsız lütuf ve taşma" anlamına gelen "fadl" kelimesinin eklenmesinin, ilahi merhametin gazaba olan mutlak üstünlüğünü lügat üzerinden inşa eden sarsıcı bir tezat olduğunu analiz eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, "f-d-l" kökünün sözlükte "artmak, üstün olmak, karşılıksız verilen nimet, kerem" manalarına geldiğini ifade eder. Ansiklopedi, kelimenin aidiyet zamiriyle (fadlihî / O'nun lütfundan) birlikte kullanılmasının, verilen ödülün dünyevi bir kıstasla ölçülemeyeceğini; kaynağı sonsuz olan bir hazineden kulun payına düşen o aşkın ve karşılıksız hediyeyi etimolojik bağlamda teyit ettiğini kaydeder.
El-Kâfirûne (الْكَافِرُونَ)
İbn Fâris, kelimenin "k-f-r" kökünden türediğini ve asıl manasının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, saklamak ve perdelemek" olduğunu belirtir. İbn Fâris, etimolojik olarak tohumu toprağın altına gizlediği için çiftçiye, karanlığıyla eşyayı örttüğü için geceye de bu kökten isim verildiğini hatırlatarak; bağlam içerisinde bu kelimenin, ilahi hakikati ve fıtri gerçeği bile bile örten, inatla saklayan ve üstünü kapatan ontolojik bir isyankârı lügat açısından tanımladığını söyler.
Toshihiko Izutsu, "k-f-r" kökünün Kur'an semantiğindeki büyük evrimini analiz eder. Izutsu, kelimenin İslam öncesi dönemdeki "bir nimete karşı nankörlük etme" (küfran-ı nimet) şeklindeki sosyolojik ve ahlaki anlamından yola çıkarak; bu ayetin bağlamında tamamen teolojik bir boyuta ulaştığını gösterir. Kelime artık sıradan bir iyiliği inkâr değil, varlığın yegâne sahibini (Allah'ı) ve O'nun ayetlerini aktif bir şekilde reddedip üzerini örten mutlak bir "hakikat katilliğini" etimolojik olarak ifade eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "k-f-r" kökünü nüzul dönemi sosyolojisi üzerinden inceler. Aydar, Mekke toplumunda "kâfir" kelimesinin, felsefi bir ateizmden (Tanrı tanımazlıktan) ziyade; kendi kabilevi çıkarlarını, ekonomik düzenlerini ve sınıfsal üstünlüklerini korumak uğruna, tevhidin getirdiği eşitlikçi ve ilahi mesajın üzerini bilinçli olarak "örten" şedid bir siyasi ve sosyal muhalefeti anlattığını belirtir. Kelimenin etimolojisi, gerçeğin bilgisizlikten değil, menfaat uğruna kasıtlı olarak perdelenmesinden doğduğunu ifşa eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla