Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şûrâ Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şûrâ Sûresi, 18. Ayet

    يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yesta’cilu bihâ-lleżîne lâ yu/minûne bihâ(s) velleżîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehâ-lhakk(u)(k) elâ inne-lleżîne yumârûne fî-ssâ’ati lefî dalâlin ba’îd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ona inanmayanlar onun çabuk gelmesini istiyorlar; inananlar ise gerçek olduğunu bilerek ondan kaygılanmaktalar. Şu iyi bilinmelidir ki, kıyâmeti tartışma konusu yapanlar derin bir sapkınlık içindedirler."

      Ona inanmayanlar onun çabuk gelmesini istiyorlar. Onların çabuk gelmesini istemeleri, alay etmek istediklerinden ve onun vukûunu yalanladıklarından dolayıdır. Çünkü Resûlullah (s.a.) insanları kıyametle uyarıyor ve onun mutlaka vuku bulacağını haber veriyordu. İşte bundan dolayı onlar, müslümanları yalancı çıkarmak amacıyla çabuk gelmesini istiyorlardı.

      İnananlar ise gerçek olduğunu bilerek ondan kaygılanmaktalar. Çünkü iman ve tevhit ehli olanlar, işledikleri günahların yaptıkları kusurların görmezden gelindiği ve affedildiği kendilerine açıklanmadığından sürekli bir korku halinde olurlar; o günahlardan ve kusurlardan ve kıyâmetin doğuracağı felâketlerden endişe içindedirler. Kâfirler ise kıyâmete inanmıyor ve onun vuku bulacağını kabul etmiyorlar, bu yüzden de kıyâmetin kopmasından ve onun getireceği felâketlerden korkmuyorlar.

      Şu iyi bilinmeli ki, kıyâmeti tartışma konusu yapanlar derin bir sapkınlık içindedirler. Buradaki tartışanlar anlamına gelen "yumârüne” (يُمَارُونَ) kelimesi, kıyâmet kopmayacaktır diye mücadele edenler mânasına gelebilir. Bu kelime derin şüphe anlamına da gelir, buna göre onlar kıyâmetin kopmasından derin bir şüphe içindedirler demektir. Derin bir sapkınlık içindedirler cümlesi de onların kıyamete asla inanmadıklarına işaret eder.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yesta'cilu (يَسْتَعْجِلُ)


        İbn Fâris, kelimenin "a-c-l" kökünden türediğini ve lügat temelinde "yavaşlığın ve teenninin zıddı olarak, bir şeyi vaktinden önce istemek, acele etmek, sürat göstermek" anlamlarını barındırdığını belirtir. İbn Fâris'in etimolojik tahliline göre bu fiilin istif'al babındaki kullanımı, inanmayanların kıyametin kopmasını alaycı bir tavırla ve hemen şimdi gerçekleşmesini talep eden eylemsel bir kışkırtmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "a-c-l" kökünü "bir şeyi olması gereken zamandan önce talep etmek" şeklinde açıklar. İsfahânî'ye göre bu fiil, inanmayanların zihinsel bir reddiyeden ziyade, vaktinden önce gerçekleşmesi ontolojik olarak imkânsız olan bir ilahi takvimi alay konusu yaparak hızlandırma çabalarını anlambilimsel olarak resmeder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "a-c-l" kökünü nüzul dönemi sosyolojisi üzerinden ele alır. Mekke müşriklerinin, peygamberin uyarılarına karşı gösterdikleri kaba ve meydan okuyan "hadi o azabı getir de görelim" şeklindeki yerleşik psikolojik tepkinin bu fiil üzerinden lügat bulduğunu belirtir. Etimolojik köken, muhatabın inanmadığı bir gerçekliği ciddiyetsiz bir meydan okumayla talep etmesini yansıtır.
        Müşfikûne (مُشْفِقُونَ)


        İbn Fâris, "ş-f-k" kökünün "incelik, yufka yüreklilik, korku ile karışık bir titreme ve kaygı" manalarına geldiğini belirtir. Etimolojik olarak şafak vaktinin aydınlık ve karanlık arasındaki o ince sınırını da ifade eden bu kök, bağlam içerisinde müminlerin kıyamet karşısında duydukları derin, saygılı ve ürpertili bir teyakkuz halini lügat açısından kesin bir dille tasvir eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ş-f-k" kökünün anlambilimsel özünde "korku ve sevgi/şefkat duygularının birbirine karıştığı ince bir hassasiyet" bulunduğunu söyler. İsfahânî, bu ism-i failin (müşfikûn), inananların kıyamet saatine karşı salt bir dehşet değil; ilahi adalete duyulan saygıyla harmanlanmış, bilinçli ve uyanık bir ontolojik kaygıyı etimolojik olarak barındırdığını vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, "ş-f-k" kökünün sözlükte "korkmak, sakınmak, titremek" manalarına geldiğini aktarır. Ansiklopedi, kelimenin if'al babındaki çoğul kullanımının, kıyametin gerçekliğini ve ağırlığını bilen müminlerin iç dünyalarındaki derin haşyeti ve ahlaki teyakkuzu lügat bilimi açısından kesinleştirdiğini kaydeder.
        Yümârûne (يُمَارُونَ)


        İbn Fâris, "m-r-y" kökünün "sütü memeden sağmak, zorlamak, bir konuda inatlaşmak ve şüpheye düşürmek" anlamlarını taşıdığını belirtir. İbn Fâris, kelimenin mufa'ale babındaki bu eylemsel formunun, kıyamet gerçeği etrafında suni şüpheler üreterek hakikati zorlayan ve sırf itiraz etmek için cedelleşen inkârcı zihniyeti etimolojik olarak karşıladığını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, "m-r-y" kökünün epistemolojik boyutunu inceler. Izutsu, ayetin bağlamında bu fiilin, bilgi eksikliğinden kaynaklanan masum bir soruşturmayı değil; kasten şüphe (mira) yaratarak kıyamet inancının kesinliğini aşındırmaya çalışan, inatçı ve polemikçi bir diyalektik saldırıyı lügat üzerinden tanımladığını gösterir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, "m-r-y" kökünü klasik Arap kültüründeki inatlaşma ve çekişme pratikleri üzerinden okur. Aydar, kelimenin sözlükteki "sağarak tüketme, zorlama" anlamının, müşriklerin kıyamet konusunu sürekli tartışarak tüketme ve alaycı bir inatla konuyu saptırma girişimlerinin etimolojik bir dışavurumu olduğunu belirtir.
        Dalâlin (ضَلَالٍ)


        İbn Fâris, kelimenin "d-l-l" kökünden türediğini ve asıl manasının "doğru yoldan sapmak, kaybolmak, bir şeyin içinde yok olup gitmek" olduğunu belirtir. İbn Fâris, etimolojik olarak çölde yitirilen su veya yol için kullanılan bu kökün, bağlam içerisinde hakikati tartışmaya açanların zihinsel ve ontolojik olarak doğru rotayı tamamen kaybetmelerini lügat bilimi açısından ispatladığını söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "d-l-l" kökünün anlambilimsel çerçevesini "kasıtlı veya kasıtsız olarak hidayet çizgisinden çıkmak" olarak belirler. İsfahânî, bağlam içerisinde bu kelimenin, kıyamet saati hakkında cedelleşenlerin sadece bir bilgi hatası yapmadıklarını; varoluşsal olarak köklü bir körlüğün ve karanlığın içine gömüldüklerini etimolojik olarak teyit ettiğini kaydeder.

        Dücane Cündioğlu, "d-l-l" kökünü varoluşsal bir okumayla ele alır. Cündioğlu, bu kelimenin lügatteki "yitip gitme" vurgusunun, insanın hakikat merkezinden uzaklaştıkça kendi anlamsızlığının içinde çözülmesini ve ontolojik bir kayboluşu simgelediğini belirtir. Etimolojik köken, saatin (kıyametin) kesinliğine karşı şüphe üreten aklın içine düştüğü derin hiçliği tanımlar.
        Ba'îd (بَعٖيدٍ)


        İbn Fâris, kelimenin "b-a-d" kökünden türediğini ve "yakınlığın (kurb) zıddı olarak uzak olmak, araya uzun mesafeler girmek" manasına geldiğini aktarır. İbn Fâris, kelimenin "dalâl" (sapıklık) kelimesini niteleyen bir sıfat olarak kullanılmasının, inkar edenlerin hakikate dönüş ihtimalinin tamamen ortadan kalktığını ve uçuruma doğru etimolojik bir sürükleniş yaşadıklarını vurguladığını belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "b-a-d" kökünü metnin retorik yapısı içinde, önceki ayetlerde kıyamet için kullanılan "karîb" (yakın) kelimesiyle karşılaştırmalı olarak ele alır. Bintü'ş-Şâtı, saat (kıyamet) etimolojik olarak kapıya dayanmış ve son derece "yakın" iken, onu inkar edenlerin zihniyet ve akıbet olarak hakikatten o denli "uzak" (ba'id) bir sapkınlığa düşmelerinin, lügat üzerinden kurulan sarsıcı bir tezat estetiği olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X