Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 53. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 53. Ayet

    رَبَّنَٓا اٰمَنَّا بِمَٓا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vetteba’nâ-rrasûle fektubnâ me’a-şşâhidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tabi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz.

      En doğrusunu bilen Allah'tır ya, buradaki indirdiğine anlamındaki "enzelte" sözcüğünden maksat, "bütün peygamberlere indirdiğin semavi kitaplar" demektir. Eğer havariler bununla Hz. İsa'ya (s.a.) indirdiği kitap anlamını kastetmişlerse, bilmek gerekir ki ilahi kitaplardan veya peygamberlerden birine iman etmek, bütün kitaplara ve peygamberlere iman etmek demektir. Biz bu hususu daha önce belirtmiştik.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbena (رَبَّنَا)

        İbn Fâris: Ra-be-be (r-b-b) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi ilk halinden alıp, terbiye ederek, besleyerek, büyüterek ve gözeterek nihai kemaline (olgunluğuna) ulaştırmak ve o şeye malik olmak" olduğunu belirtir. Mütekellim (biz) zamiriyle birleşerek "Ey Rabbimiz" nidasına dönüşür.

        Râgıb el-İsfahânî: Buradaki nidanın, havarilerin kendilerini inşa eden, eğiten ve karanlıktan aydınlığa çıkaran ilahi "terbiye ediciye" (Rab) yönelik mutlak bir teslimiyet ve aidiyet beyanı olduğunu detaylandırır.

        Âmennâ (آمَنَّا)

        İbn Fâris: Hemze-mim-nun (e-m-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "korku, şüphe ve paniğin zıttı olarak sükunet bulmak, emin olmak, hakikate güvenmek ve kalben tasdik etmek" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: İman kavramını bu ayetteki "sözleşme" bağlamında inceler. Havarilerin "İman ettik" demesinin, sadece zihni bir onay değil; İsa'nın getirdiği o yeni ve riskli davaya karşı duyulan sonsuz "güven" (amn) ve bu yolda her türlü tehlikeye karşı ilahi korumaya sığınma iradesi olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.

        bi Mâ Enzelte (بِمَا أَنزَلْتَ)

        İbn Fâris: Nun-ze-lam (n-z-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak ve yerleşmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: İnzâl (indirme) eylemini, ilahi bilginin aşkın (yüce) bir makamdan beşeri (alçak) dünyaya bir lütuf olarak aktarılması şeklinde tahlil eder. Havarilerin "indirdiğin şeye" (vahiye/İncil'e) iman ettiklerini belirterek, mesajın kaynağının gökyüzü (ilahilik) olduğunu tasdik ettiklerini detaylandırır.

        Vetteba'ner Rasûle (وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ)

        İbn Fâris: Te-be-ayn (t-b-a) kökünden türeyen "izinden gitmek, peşine düşmek" ve ra-se-le (r-s-l) kökünden türeyen "elçi" kelimelerinden oluşur.

        Toshihiko Izutsu: İttibâ (tâbi olma) eylemini, imanın (tasdiğin) pratik ve eylemsel karşılığı olarak inceler. Havarilerin sadece vahyi (kitabı) onaylamakla kalmayıp, o vahyi ete kemiğe büründüren ve yaşayan "Resul'ün" (İsa'nın) adımlarına kendi adımlarını uydurduklarını; onun stratejisini, ahlakını ve mücadelesini bizzat "takip ettiklerini" (t-b-a) semantik olarak analiz eder.

        Fektubnâ (فَاكْتُبْنَا)

        İbn Fâris: Kef-te-be (k-t-b) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "iki şeyi birbirine dikmek, birleştirmek, deriyi birbirine eklemek ve kalıcı bir iz/yazı bırakmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Kitabet (yazma/kaydetme) eyleminin bu duadaki işlevini tahlil eder. Allah'tan kendilerini "yazmasını" istemelerinin; bu iman ve ittibâ eyleminin ilahi hafızada, kader levhasında veya tescilli sicillerde "sabitlenmesi, geri dönülemez bir mühürle perçinlenmesi" talebi olduğunu detaylandırır. Yazılan şey, artık değişmez bir hakikat hükmündedir.

        meaş Şâhidîn (مَعَ الشَّاهِدِينَ)

        İbn Fâris: Şın-he-dal (ş-h-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir yerde hazır bulunmak, müşahede etmek, görmek ve bildiğini kesin bir dille beyan etmek" olduğunu belirtir. İsm-i fail çoğuludur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Şahitler (Şâhidîn) kavramını, hakikatin sadece "seyircisi" değil, bizzat "savunucusu ve tanığı" olmak üzerinden okur. Havarilerin kendilerini şahitlerle beraber yazılmasını istemesinin; hem önceki peygamberlerin vasiyetine sadık kalan o "tanıklar/şehitler" kafilesine dahil olma arzusu olduğunu, hem de kıyamet günü bizzat peygamberlerin lehine (veya hakikatin doğruluğuna) şehadet edecek o seçkin topluluğun içinde yer alma iradesi olduğunu analiz eder. Şahitlik, imanın eylemsel ve kalıcı imza aşamasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X