وَالَّذ۪ي جَٓاءَ بِالصِّدْقِ وَصَدَّقَ بِه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zümer Sûresi, 33. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zümer 33, cennet, takva, tasdik, zümer suresi 33. ayet, zümer suresi, doğru söz, iman, güven
-
“Gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik edene gelince, işte takvâ sahipleri onlardır!”
Gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik edene gelince... Bu beyanın tefsirinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle der: Gerçeği getiren kişi ile Cibril aleyhisselâm, onu tasdik eden kişi ile de Muhammed aleyhisselâm kastedilmiştir. Bazıları da şöyle dedi; Gerçeği getiren kişi Muhammed aleyhisselâm, onu tasdik eden kişi de Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk’tır. Bazıları da gerçeği getiren kişi Hz. Muhammed (s.a.), onu tasdik eden de bütün sahabedir, demiştir. Müfessirler bu konuda farklı görüşte olmalarına rağmen, gerçeği getirenin Cibril (a.s.) veya Hz. Muhammed (s.a.) olduğunda, getirdiği gerçeğin tevhid olduğu ve onu tasdik edenin de bu tevhidi tasdik eden kişiler olduğu konusunda aynı fikirdedirler. “İşte iyi davrananların mükâfatı budur”, yani muvahhid müminlerin mükâfatı budur. Eğer bu beyanın tefsiri müfessirlerin söyledikleri gibi ise bu yorum Hâricîler’in ve Mûtezile’nin iddialarını geçersiz kılmaktadır; onlar büyük günah işleyenin mümin olmadığını ve onun ebediyyen cehennemde kalacağını iddia ediyorlar. Cenâb-ı Hak ise gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik eden kişi demektedir; büyük günah işleyen herkes Cibril’in ve Hz. Muhammed’in (s.a.) getirdiklerini tasdik etmektedir. Sonra Allah, işte takvâ sahipleri onlardır buyurmaktadır, yani şirkten sakınanlar işte onlardır. Ayrıca Cenâb-ı Hak onlara, işledikleri kötülükleri bağışlayacağını da haber vermekte, şöyle buyurmaktadır; “Allah onların yaptıkları en kötü işleri bile bağışlayıp silecektir”. Bu ilâhî beyan, mükâfat gören müminlerin de kötülük işlediklerine işaret etmektedir. Sonra Cenâb-ı Hak dilerse bu kötülüklerden dolayı onları bir müddet cezalandırır sonra kendilerine vâdettiği şeyi verir, dilerse günahlarını bağışlayıp siler ve sözünü ettiği mükâfatlarını verir. Bu nasıl olur, bahsedilen mükâfat onlara nasıl verilir? Çünkü onlar Muhammed aleyhisselâmın getirdiğini tasdik ediyorlardı. En doğrusunu Allah bilir.
Gerçeği getiren kişiye ve onu tasdik eden. Bu beyanın iki anlama gelmesi mümkündür. Birincisi, kalbiyle tasdik etti mânasına gelir, yani getirdiği mesajı kalbiyle kabul etti. İkincisi, getirilen mesaja uygun, lâyık ve doğru olmayan işlerden sakınarak davranışlarıyla onu tasdik etti anlamına gelir. Bu mânada olmak üzere Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ey âdemoğlu! Allah’tan başka tanrı yoktur diyorsun. Öyleyse bu sözünü tasdik et! Eğer âyetin tefsiri bu olursa, çok ağırdır. Fakat mümin, getirilen o tevhide uygun davranmasa ve söylediğimiz fiillerden kaçınmasa bile, Cenâb-ı Hak ya belli bir süre azap ettikten sonra veya azap etmeyip bağışladıktan sonra yine de bahsettiği mükâfatı ona verecektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Vellezî (وَالَّذِي)
İbn Fâris, atıf bağlacı "ve" ile tekil varlıkları niteleyen ism-i mevsûl "ellezî" (o kimse ki) edatının birleşimidir. Önceki ayette tasvir edilen o "en zalim" (azlemu) ve yalancı tiran tiplemesine karşı; evrensel hakikatin bayraktarlığını yapan o muazzam ve seçkin "tekil" (şahsi) otoriteye veya o vasfı taşıyan numune şahsiyete (peygambere) geçişi işaret eder.
Câe (جَاءَ)
İbn Fâris, "c-y-e" kökünün sözlükte "gelmek, bir yerden kalkıp bir hedefe ulaşmak, bir şeyi beraberinde getirmek ve varmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mazi (geçmiş zaman) fiil formundaki "câe" (geldi / getirdi) eyleminin; o muazzam hakikatin (sıdkın) insanlığın kendi sığ arayışıyla değil, bizzat bir "elçi" vasıtasıyla, mutlak ve aşkın bir kaynaktan (Allah'tan) yeryüzü zeminine "getirilip ulaştırılmasını" nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "gelmek/getirmek" (c-y-e) eyleminin burada pasif bir taşımacılık olmadığını, o hakikati (vahyi) bizzat hayatın içine, müşriklerin tam karşısına "dikmek ve ulaştırmak" olduğunu söyler.
Bis Sıdkı (بِالصِّدْقِ)
İbn Fâris, vasıta bildiren "bi" edatı ile "s-d-k" kökünün birleşimidir. S-d-k kökünün sözlükte "sözün, niyetin ve eylemin gerçeğe mutlak surette mutabık/uygun olması, sağlamlık, pürüzsüzlük ve yalanın (kizb) mutlak zıddı" anlamlarına geldiğini tespit eder. Belirlilik takısıyla gelen "es-Sıdk" (o mutlak doğru / hakikat / vahiy) isminin; elçinin getirdiği mesajın sıradan bir bilgi değil, kâinatın yasalarıyla tam bir uyum içinde olan ve şüphe barındırmayan o sarsılmaz "tevhidi gerçeğin ta kendisi" olduğunu nitelediğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "Sıdk" (Doğruluk/Hakikat) kavramını, müşriklerin "Kizb" (Yalan/İftira) felsefesine karşı mutlak bir ontolojik panzehir olarak inceler. Elçinin "Sıdk ile gelmesi" (câe bis sıdkı); onun sadece doğru konuşması değil, bizzat o "mutlak Doğru'nun" (Kelâmullah'ın) yeryüzündeki taşıyıcısı ve temsilcisi olmasıdır.
Ve Saddeka (وَصَدَّقَ)
İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile "s-d-k" kökünden türeyen tef'il babındaki mazi fiilin birleşimidir. "Ve saddeka" (ve doğruladı / tasdik etti) eyleminin; failin sadece hakikati getirmekle kalmayıp, o getirdiği hakikate (vahye) bizzat kendi aklı, kalbi ve eylemleriyle en sarsılmaz şekilde "iman etmesini, onu onaylamasını" nitelediğini belirtir.
Dücane Cündioğlu, dildeki bu tasdik (s-d-k) eylemini varoluşsal bir bütünlük (sıdk) olarak okur. "Sıdkı getiren ve onu tasdik eden" (câe bis sıdkı ve saddeka bihî) diziliminin; elçinin (ve muvahhidin) getirdiği mesaj ile kendi iç dünyası arasındaki o kusursuz "uyumu/doğruluğu" ifade ettiğini; yalan uyduran zalimlerin (önceki ayet) aksine, bu seçkin şahsiyetin bizzat o hakikatin "sadık bir şahidi" olduğunu belirtir.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, vasıta bildiren "bi" edatı ve "hî" (ona) zamiridir. O doğrulama (tasdik) eyleminin doğrudan az önce zikredilen "Sıdk" (Hakikat/Kur'an) üzerine kilitlendiğini mühürler.
Ulâike (أُولَٰئِكَ)
İbn Fâris, uzaklık ve yücelik/heybet bildiren çoğul işaret zamiridir (işte onlar). Tekil başlayan (ellezî) hitabın çoğula evrilerek "işte onlar" (ulâike) denilmesinin; o hakikati getiren peygamberin ve onun izinden giderek o gerçeği sarsılmaz bir imanla tasdik eden tüm o "muvahhidler ordusunun" onurlandırılmasını nitelediğini kaydeder.
Humu (هُمُ)
İbn Fâris, üçüncü çoğul şahıs ispat/fasıl zamiridir (Ta kendileridir / ancak onlardır). Yargının sınırlarını kesinleştirerek, o yüce vasfın sadece bu hakikati tasdik eden zümreye ait olduğunu (hasr/tahsis) kaydeder.
el-Muttekûne (الْمُتَّقُونَ)
İbn Fâris, "v-k-y" kökünün sözlükte "bir şeyi dışarıdan gelecek zararlara, tehlikelere ve azaba karşı korumak, kalkan edinmek ve sakınmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. İftial babındaki ism-i fâil çoğul form olan "el-muttekûn" (sakınanlar / takva sahipleri) isminin; hakikati (sıdkı) tasdik eden o seçkin kitlenin, yeryüzünde sadece zihinsel bir onay değil, aynı zamanda kendilerini şirkten, kibrinden ve ilahi gazaba yol açacak her türlü ahlaki çürümeden "koruyan, kalkan kuşanan" o sarsılmaz irade sahipleri olduğunu nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, takva (v-k-y) kavramının zirvesinin bu ayetteki "Sıdk" (Hakikat) ile buluşmak olduğunu söyler. Hakikati yalanlayan "en zalim" (azlemu) tiplemesine bedel; hakikati getiren ve ona sarsılmaz bir teslimiyetle bağlanan o aklın, bizzat Allah katında "Takva sahibi" (muttekî) olarak tescil edildiğini vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kapanışı (humu'l-muttekûn) ontolojik bir emniyet ve ahlak felsefesi olarak değerlendirir. "Asıl takva sahipleri onlardır" fermanının; dindeki en yüksek rütbenin (takvanın) sadece şekilsel ibadetler değil, bilakis o "mutlak Doğru" (Sıdk) karşısında sergilenen o sarsılmaz "sadakat ve onay" (tasdik) olduğunu; gerçeğe teslim olan aklın (muvahhidin), evrendeki en güvenli ve en ahlaki sığınağı (takvayı) bizzat kendi elleriyle inşa ettiğini ifade eder. Hakikati tasdik eden, kendini ebedi bir yıkımdan "korumuş" (itteka) olur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla