Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 104. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 104. Ayet

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul yâ eyyuhâ-nnâsu in kuntum fî şekkin min dînî felâ a’budu-lleżîne ta’budûne min dûni(A)llâhi velâkin a’budu(A)llâhe-lleżî yeteveffâkum(s) veumirtu en ekûne mine-lmu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      De ki: Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında şüpheniz varsa bilin ki sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza ben tapmam; ben ancak, sizin hayatınızı sona erdirecek olan Allah'a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emredildi.

      De ki: Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında şüpheniz varsa ... Buradaki benim dinim mealindeki ifade, benim mensubu olduğum din anlamına gelir. Yahut sizi davet etmiş olduğum benim dinim hakkında şüpheniz varsa, demektir. Bilin ki sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza ben tapmam. Benim sizi davet etmiş olduğum dinden kuşku içindeyseniz, sizin mensubu olduğunuz kendi dininizden de şüphe ediyorsunuz demektir. Benim mensubu olduğum dini şüphe üzerine terkediyorsunuz, sonra da beni sizin şüphe ile bağlandığınız kendi dininize çağırıyorsunuz. Böylece onların şüphe gerekçesiyle davete icabet etmemelerini, buna mukabil Hz. Peygamber'i (s.a.) şüphe ile bağlı oldukları kendi dinlerine davet etmelerini akılsızca bir davranış olarak zikrediyor. Çünkü dine dair şüphe, ona başkasını davet etmeyi değil duraklamayı gerektirir. Bir dine davet, ancak diğerlerinin batıl olması halinde gerekli olur, şüphe durumunda değil. En doğrusunu Allah bilir ya, bu muhtemeldir. Bu da iki şekilde açıklanır. Biri, cümlede gizli bir ifade vardır, diğeri de meydan okumaktır. Gizli ifade, yukarıda da söylediğimiz üzere, eğer benim dinim hakkında şüpheniz varsa mealindeki ayette bulunan, benim mensubu olduğum ve sizi davet ettiğim dinden ben hiç şüphe duymuyorum, cümlesidir, ayette gizli olması muhtemel ifade budur. Meydan okumaya gelince, benim taptığım Allah hakkında ve mensubu olduğum dine dair eğer sizin şüpheniz varsa, siz O'na tapmaz ve dinini de kabul etmezsiniz; ben de sizin taptıklarınıza tapmam ve dininize de uymam. Bu aynen Cenab-ı Hakk'ın "Sizin dininiz size, benim dinim banadır" mealindeki ayette ifade buyurması gibidir.

      Ben ancak, sizin hayatınızı sona erdirecek olan Allah'a kulluk ederim. Hayatı sona erdirmek, zarar vermekte son ve nihai noktadır. Sizin Allah'ı bırakıp taptığınız putlar, hayatınıza son verme ve onlara tapmadığınız takdirde size zarar verme gücüne sahip değildirler. Cenab-ı Hak burada onların ne kadar akılsızca davrandıklarını belirtmekte ve onlara şu delili getirmektedir: İnsanların hayatına son veren kendisine kulluk yapılmaya layıktır, sizin taptığınız putlar değil.

      Bana müminlerden olmam emredildi. Buradaki müminlerden anlamındaki sözcük, gönderilenlerden lafzına benzemektedir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: 'J\ııdolsun ki elçi olarak gönderdiğimiz kullarımıza geçmişte söz vermiştik''. "O, bizim mümin kullarımızdandı". Açıklamaya çalıştığımız ayet de bunun gibidir. Bu ayette, müşriklerden veya şüphe edenlerden olmanın yasaklanması anlamına gelmek üzere imanın kendisi de kastedilmiş olabilir. Buna göre ayette Allah'a ihlasla inananlardan ve kendilerini O'na teslim edenlerden olması emredilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, k-v-l (k v l) kökünün temel anlamının "bir şeyi beyan etmek, bir düşünceyi sese ve söze dönüştürmek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir iradenin dış dünyaya aktarılmasını temsil eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesini sadece bir ses çıkarma eylemi değil, arkasında bir iddia ve kesin bir karar barındıran bilinçli bir ifade olarak tanımlar. Ayetteki "Kul" (De ki) emri, peygamberin kendi adına değil, mutlak otorite adına bir kimlik beyanında bulunmasını ifade eder.

        en-Nâsu (النَّاسُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin n-v-s (n v s) veya e-n-s (e n s) kökünden geldiğini belirtir. N-v-s kökü "hareket etmek ve sarsılmak" anlamına gelirken, e-n-s kökü "alışmak, ünsiyet kurmak ve görünür olmak" anlamlarını taşır.

        Toshihiko Izutsu, "nâs" kelimesini Kur'an'ın "sosyolojik kitlesi" olarak tanımlar. Izutsu'ya göre bu hitap, ayrım gözetmeksizin tüm toplumu kapsayan, onları kendi varoluşsal zeminlerini sorgulamaya davet eden genel bir çağrıdır.

        Şekkin (شَكٍّ)

        İbn Fâris, ş-k-k (ş k k) kökünün temel anlamının "bir şeyin içine girmek, saplanmak ve bir şeyi ikiye bölmek" olduğunu belirtir. Şüpheye "şek" denilmesi, onun kalbe bir ok gibi saplanması veya zihni iki zıt fikir arasında bölmesi sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "şek" kavramını "iki karşıt durumun (doğru veya yanlış) zihinde eşit seviyede durması ve birinin diğerine tercih edilememesi" olarak tanımlar. Ayetteki "in kuntum fî şekkin" (eğer şüphedeyseniz) ifadesi, muhatapların peygamberin tebliği karşısındaki zihni karmaşasını ve kararsızlığını nitelemektedir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi "varoluşsal bir belirsizlik" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre şek, insanın hakikatle olan bağının zayıflaması sonucunda düştüğü ruhsal sarsıntı halidir.

        Dînî (دِينِي)

        İbn Fâris, d-y-n (d y n) kökünün "boyun eğmek, itaat etmek, hesap sormak ve bir yaşam tarzı benimsemek" gibi anlamlara geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "din" kavramını "hem ilahi yasaya boyun eğme (itaat) hem de bu itaatin sonucunda görülecek karşılık (ceza/mükâfat)" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında "din" kelimesini Allah ile insan arasındaki "karşılıklı yükümlülük ve sadakat sistemi" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "dînî" (benim dinim) ifadesi, peygamberin hayatını adadığı o mutlak teslimiyet sistemini temsil eder.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Pehlevice (Farsça) "den" (inanç/yol) ve İbranice "din" (hüküm) kavramlarıyla olan semantik ilişkisine dikkat çeker.

        Lâ a'budu (فَلَا أَعْبُدُ) / Ta'budûne (تَعْبُدُونَ)

        İbn Fâris, a-b-d (a b d) kökünün "kulluk, kölelik, bir yola boyun eğip onu yumuşatmak ve mutlak itaat" anlamlarına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramını "tazim ve boyun eğmenin en ileri derecesi" olarak tanımlar. Ayette peygamberin "tapmayacağım" (lâ a'budu) diyerek muhatapların "taptıklarını" (ta'budûne) dışlaması, teolojik bir kopuşu ve sahte otoritelerin reddini simgeler.

        Toshihiko Izutsu, bu fiili "bir otoriteye ontolojik olarak teslim olma" bağlamında inceler. Izutsu'ya göre ibadet, sadece ritüel değil, kişinin kendi varlığını hangi güce nispet ettiğinin en somut göstergesidir.

        Yetevaffâkum (يَتَوَفَّاكُمْ)

        İbn Fâris, v-f-y (v f y) kökünün temel anlamının "bir şeyi tam ve eksiksiz olarak almak, sözünü yerine getirmek" olduğunu belirtir. Ölüm eylemine "vefat" denilmesi, emanet edilen canın sahibi tarafından tam olarak geri alınması sebebiyledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "teveffî" kavramını "ruhun bedenden tümüyle çekilip alınması ve dünyevi sürenin tamamlanması" olarak tanımlar. Ayette Allah'ın "sizi vefat ettiren" (yetevaffâkum) olarak nitelenmesi, O'nun hayat ve ölüm üzerindeki mutlak mülkiyetini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "ilahi otoritenin son müdahalesi" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre muhatapların taptığı varlıkların aksine, Allah hayatın son noktasını (ölümü) belirleyen yegane kudrettir.

        Umirtu (وَأُمِرْتُ)

        İbn Fâris, e-m-r (e m r) kökünün "bir işin yapılması için kesin talimat vermek, yönlendirmek ve işaret etmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "emir" kavramını "üst makamdan alt makama yönelen kesin irade beyanı" olarak tanımlar. "Umirtu" (emrolundum) şeklindeki edilgen yapı, peygamberin kendi iradesiyle değil, aşkın bir iradenin sevk ve idaresiyle hareket ettiğini gösterir.

        el-Mu'minîn (الْمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, e-m-n (e m n) kökünün temel anlamının "güven, huzur ve korkunun zıddı" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "mümin" kavramını "kalbin bir şeye tam bir itimatla bağlanması ve o gerçeği tasdik etmesi" olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, bu ismi "Allah'ın himaye (eman) dairesine girmiş ve O'na sadakatle bağlanmış kişi" olarak analiz eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, mümin olmayı "varoluşsal bir emniyet" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre bu sıfat, insanın kendi fıtratıyla ilahi irade arasında kurduğu o sarsılmaz barışı temsil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X