وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 100. Ayet
Daralt
X
-
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması mümkün değildir. O, akıllarını kullanmayanlan inkar bataklığında bırakır.
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması mümkün değildir. Buradaki Allah'ın izni olmadıkça mealindeki ifadeye Allah'ın dilemesi olmadıkça diye anlam verildiği gibi, Allah'ın bilgisi olmadıkça manası da, Allah'ın emri ve iradesi olmadıkça anlamı da verilmiştir. O, bizim söylediğimiz gibidir: Allah'ın dilemesi ve iradesi olmadan hiç kimse iman etmez. Allah'm izni olmadıkça mealindeki beyan, Allanın dilemesi ve iradesi dışında anlamına gelmesi ihtimal dahilinde değildir. Çünkü imanla emredildiği halde iman etmeyen pek çok kişi vardır. Dolayısıyla bunun emir manasına gelmesi muhtemel değildir. Mübahlık anlamına da gelmez, çünkü imanın terki hiçbir halde mübah değildir. Meselenin aslı bizim söylediğimiz gibidir: Cenab-ı Hakk'ın, bazı insanların kendisine düşmanlığı ve muhalefeti tercih edeceğini bildiği halde sonra yine de onlara dost olmayı dilemesi ihtimali yoktur, çünkü bu acizlik anlamına gelir. Dünyada birine muhalefeti, diğerine dostluğu seçen biri, ancak zayıf ve aciz olduğu için onu seçmiştir.
O, akıllarını kullanmayanları inkar bataklığında bırakır. Denildi ki: Bunun günahı akıllarını kullanmayanlaradır. Şöyle de denilmiştir: Akıllarını kullanmayanlara azap verir, yani akılları başlarına gelinceye kadar onlar akıllarıyla iş yapamazlar yahut akıllarından yararlanamazlar.
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması mümkün değildir. Buradaki hiç kimse demek olan ifade, mümin olmayacağı Allanın ilminde sabit olduğu halde mümin olan kişi anlamına gelir ki, Allah'ın ilminde mümin olmayacağı bilinen kişinin mümin olması asla mümkün değildir, ancak iman edeceği Allanın ilminde bilinen biri mümin olur demektir. İman etmeyeceği Allanın ilminde malum olan biri de mümin olamaz. Bu ibareye, Allanın dilemesi olmadıkça hiç kimse mümin olmaz anlamı da verilmiştir. Yani insan iman ettiği zaman, ancak Allanın dilemesiyle iman etmiş olur. İnsan ne yapıyorsa, ancak Allanın dilemesiyle yapar. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Sizler ancak Rabb'inizin dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz". Allah'ın izni olmadıkça mealindeki ifadeye bazıları Allanın emri olmadıkça diye anlam verdi. Bunun manası da şudur: İnsan iman ettiğinde ancak Allah'ın emri ile iman eder, başkasının emriyle iman etmez. İlk anlam daha isabetlidir. En doğrusunu Allah bilir.
O, akıllarını kullanmayanları in.kar bataklığında bırakır. Onları "rics" (الرِّجْسَ) cezasına uğratır, yani küfür cezasına uğratır. Akıllarını kullanmayanlar, yani akıllarından yararlanmayanlar, demektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Nefsin (نَفْسٍ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde n-f-s kökünün temel anlamının "bir şeyin özü, aslı ve soluk alıp vermek" olduğunu belirtir. Bu kök, bir varlığın canlılığını ve kendi başınalığını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "nefis" kavramını insanın ruhu ve zatı olarak tanımlar. Ona göre ayetteki "nefsin" (herhangi bir nefis) ifadesi, hiçbir ayrım gözetmeksizin her bir ferdi ve onun hür irade sahasını temsil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu kelimeyi "insani kişilik" (human person) olarak analiz eder. Izutsu'ya göre "nefis", Kur'an'ın muhatap aldığı ahlaki ve ontolojik öznedir; tüm sorumluluk ve inanç bu merkeze yüklenmiştir.
En tu'mine (أَنْ تُؤْمِنَ)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "güven, huzur ve korkunun zıddı" olduğunu ifade eder. İman, bu güvenin bir sonucu olarak gerçekleşen teslimiyettir.
Râgıb el-İsfahânî, imanı "nefsin bir gerçeği tam bir itimatla tasdik etmesi" şeklinde tanımlar. Ayetteki "en tu'mine" (iman etmesi) ifadesi, kişinin kendi iç dünyasında bu ilahi güvene (emân) ulaşma eylemidir.
Toshihiko Izutsu, "iman" kavramını "kul ile Allah arasındaki karşılıklı sadakat bağı" üzerinden inceler. Izutsu'ya göre iman, insanın kendi sınırlı varlığını mutlak otoriteye (Allah) teslim ederek yeni bir ontolojik emniyet sahasına girmesidir.
Bi-izni (بِإِذْنِ)
İbn Fâris, e-z-n kökünün "kulak, bir şeyi bilmek ve ona müsaade etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kök, bir eylemin gerçekleşmesi için gerekli olan bilgi ve yetkiyi içerir.
Râgıb el-İsfahânî, "izinn" kavramını "bir şeyin gerçekleşmesi için engellerin kaldırılması ve ona yol verilmesi" olarak tanımlar. Ayetteki "bi-iznillâh" (Allah'ın izniyle) vurgusu, imanın sadece insani bir çabayla değil, ilahi bir hidayet ve onaylama süreciyle tamamlandığını gösterir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "ilahi yasa" ve "başarı yasası" bağlamında tahlil eder. Öztürk'e göre Allah'ın izni, kişinin imana giden yolda gerekli zihni ve ameli şartları yerine getirmesi durumunda ilahi rahmetin o süreci onaylaması ve hidayeti mümkün kılmasıdır. Bu, mekanik bir izin değil, Sünnetullah'ın bir tecellisidir.
Yec'alu (يَجْعَلُ)
İbn Fâris, c-e-l kökünün "bir şeyi bir halden başka bir hale getirmek, bir nitelik kazandırmak ve bir şeyi bir amaç için var etmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ce'al" kavramını "bir nesneyi bir vasıfla donatmak" olarak tanımlar. Ayette Allah'ın ricse (pisliği/azabı) onların üzerine "kılması" (yec'alu), yapılan inkârın bir sonucu olarak o kişilerin üzerine belirli bir niteliğin (murdarlık/karmaşa) ilahi bir iradeyle sabitlenmesini ifade eder.
Er-ricse (الرِّجْسَ)
İbn Fâris, r-c-s kökünün "filth (pislik), karmaşa ve gök gürültüsü gibi sarsıcı sesler" anlamına geldiğini belirtir. Bu kök, hem fiziksel kirleri hem de ruhu daraltan manevi sıkıntıları kapsar.
Râgıb el-İsfahânî, "rics" kavramını "tabiatın, aklın veya şeriatın pis ve çirkin gördüğü şey" olarak tanımlar. Râgıb'a göre bu, insanın fıtratını bozan, onu tiksindirici bir duruma düşüren hem manevi bir kirlilik hem de bu kirliliğin sonucunda gelen ilahi azaptır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "zihinsel ve ruhsal karmaşa" olarak analiz eder. Öztürk'e göre "rics", aklını kullanmayanların üzerine çöken o büyük anlamsızlık, hidayetten mahrumiyet ve nihai yıkımdır. Bu, aklını devre dışı bırakan insanın kaçınılmaz olarak içine düşeceği psikolojik ve teolojik çöküşün adıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "rics"i "ontolojik bir murdarlık" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre aklını kullanmayan kişi, varlığın yasalarıyla ters düşer ve bu uyumsuzluk onun üzerinde "pislik" (rics) şeklinde tezahür eden bir yabancılaşma ve huzursuzluk yaratır.
Ya'kilûn (يَعْقِلُونَ)
İbn Fâris, a-k-l kökünün "bağlamak, alıkoymak ve bir şeyi korumak" olduğunu belirtir. Devenin bağlandığı ipe "ikâl" denilmesi gibi, akıl da insanı yanlış yollara gitmekten "bağlayıp" koruyan yetidir.
Râgıb el-İsfahânî, "akıl" kavramını "insanın hakikati kavramasını sağlayan, onu çirkin işlerden men eden ilahi nur/kuvve" olarak tanımlar. "Lâ ya'kilûn" (akıllarını kullanmazlar) ifadesi, bu fonksiyonun devre dışı bırakılmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler çalışmasında bu fiili "moral-entelektüel idrak" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre Kur'an'da akıl, sadece soyut bir düşünme değil; ilahi mesajdaki hikmeti kavrayıp buna göre bir yaşam inşa etme (active reasoning) becerisidir. Bu yetisini kullanmayanlar, varoluşsal bir körlük içindedirler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "ya'kilûn" vurgusunu "işlevsel akıl" ile ilişkilendirir. Öztürk'e göre Kur'an, aklı bir tözden ziyade bir eylem (akletme) olarak görür. İnsanın üzerine "rics" çökmesinin temel nedeni, onun bu ayırt etme ve hakikati bulma iradesini (akletme eylemini) terk etmesidir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla