Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Yunus Sûresi, 85. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Yunus Sûresi, 85. Ayet

    فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّـنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekâlû ‘ala(A)llâhi tevekkelnâ rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lilkavmi-zzâlimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar da şöyle karşılık verdiler: Yalnız Allah'a dayanıp güvendik. Rabb'imiz! Bizi o zalimler için imtihan aracı kılma!

      Bizi o zalimler için imtihan aracı kılma! Bu sözü onlar, "Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük edeceğinden korka korka Mu.saya iman etti" mealindeki ayette belirtildiği üzere Firavunun korkusunu yaşadıkları sırada söylemişlerdi, çünkü onlara Firavunun kendilerini öldüreceği ve işkence edeceği söylenmişti. En doğrusunu Allah bilir. Bu ayet iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, o zalimlere bize karşı bir zafer ve galibiyet verme, çünkü o zaman onlar kendilerinin hak ve doğru yolda olduklarını, bizim ise dalalet içinde ve batıl yolda olduğumuzu düşünecekler. İkincisi, bizi o zalimlerin eline verme, çünkü bize işkence ederler, sihirbazlar iman ettiklerinde Firavun'un onlara yaptıkları gibi şeyler bizim için bir fitne ve sıkıntı olabilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        tevekkelnâ (تَوَكَّلْنَا)

        İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde "v-k-l" kökünün temel anlamının "bir işi bir başkasının yönetimine bırakmak, ona dayanmak ve ona güvenmek" olduğunu belirtir. Vekalet verme eylemi, kişinin kendi yetersizliğini kabul edip işi daha güçlü bir otoriteye devretmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tevekkül" kavramını "insanın kendi gücünün bittiği yerde, mutlak güvenilir olan Allah’ı vekil tayin etmesi" olarak tanımlar. Ayetteki "tevekkelnâ" (tevekkül ettik) ifadesi, sadece sözlü bir beyan değil, kalbin tam bir emniyet ve sükunet içinde Allah’a bağlanmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili bir inanç kategorisi olarak ele alır. Izutsu'ya göre tevekkül, müminin Allah ile kurduğu "ontolojik güven" ilişkisidir. Bu ayetteki kullanımıyla, Firavun karşısında fiziksel olarak zayıf olan grubun, bu zayıflığı "mutlak Güç"e dayanarak aşma iradesini temsil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu eylemi siyasi bir direnç noktası olarak okur. Musa'nın kavminin "Allah'a tevekkül ettik" demesi, Firavun'un mutlak otoritesini reddedip, gerçek otorite olarak sadece Allah'ı tanıdıklarını ilan etmeleridir. Bu, çaresizlikten doğan bir boyun eğme değil, bilinçli bir meydan okumadır.

        fitneten (فِتْنَةً)

        İbn Fâris, "f-t-n" kökünün asli anlamının "altını ateşe atarak saflığını test etmek, kalitesini ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Bu kökten türeyen fitne, insanı eriten ve gerçek niteliğini ortaya koyan ağır imtihanları ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kelimesini "insanın başına gelen ve onun sabrını, imanını ve sadakatini ölçen şiddetli sıkıntı" olarak tanımlar. Ayetteki "bizi fitne kılma" (lâ tec'alnâ fitneten) duası, zalimlerin baskısı altında kalarak inançtan dönme riskiyle veya zalimlerin galibiyetinin bir sınanma aracına dönüşmesiyle ilgilidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve semantik ağırlığına dikkat çeker. Ona göre fitne, yakıcı bir süreçtir. Ayetteki bağlamda, ezilen bir topluluğun zalimler karşısında mağlup düşerek "başarısızlık örneği" haline gelmekten veya zalimlerin "bakın, biz haklıyız ki onları eziyoruz" şeklindeki yanlış çıkarımlarına (sınanmalarına) malzeme olmaktan duyulan derin endişeyi yansıtır.

        Gabriel Said Reynolds, Geç Antik Çağ'ın teolojik diliyle bağlantı kurarak, "fitne" kavramının "dinden dönme baskısı" (apostasy) veya "zulüm altında sınanma" anlamlarını taşıdığını vurgular. Musa'nın kavmi, Firavun'un baskısı nedeniyle inançlarını koruma mücadelesi verirken bu kavramı merkezi bir yakarış olarak kullanmaktadır.

        ez-zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        İbn Fâris, "z-l-m" kökünün temel anlamının "bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak" olduğunu belirtir. Bu yer değiştirme, adaletin tam zıddıdır. Ayrıca kökün "karanlık" anlamıyla da güçlü bir bağı vardır.

        Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kavramını "doğru olan sınırdan sapmak, haddi aşmak ve hak sahibinin hakkını gasp etmek" olarak açıklar. "ez-Zâlimîn" (zalimler) nitelemesi, bu haksızlığı sistematik bir yaşam tarzı haline getirenleri ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "zulüm" kelimesini "cehl" (öfke ve ölçüsüzlük) ile ilişkilendirir. Izutsu'ya göre zalimler, sadece başkalarına zarar verenler değil, Allah'ın evrene koyduğu ahlaki dengeyi kasten bozan "karanlık" figürlerdir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayetteki "zalimler topluluğu" vurgusunu ontolojik bir sapma olarak değerlendirir. Zalim, sadece siyasi bir baskıcı değil; Allah'ın mülkünde kendine sahte bir tanrılık alanı açmaya çalışan, dolayısıyla varlık hiyerarşisini altüst eden kişidir. Musa'nın kavmi, bu "haddi aşmışlık" ve "karanlık" içinde kendilerinin bir sınanma aracına dönüşmemesi için dua etmektedir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X