فَمَٓا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِه۪ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْۜ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِف۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 83. Ayet
Daralt
X
-
Hasılı, Musa'nın kavminden ancak az sayıda insan, Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük edeceğinden korka korka Musa.ya iman etti. Çünkü Firavun o topraklarda gerçekten güç ve iktidar sahibiydi, üstelik kötülükte sınır tanımaz biriydi.
Hasılı, Mûsa'nın kavminden ancak az sayıda insan, Môsa'ya iman etti. Buradaki onun kavminden mealindeki ifade, muhtemelen Mılsanın kavminden anlamına gelir; çünkü Hz. Mûsanın (s.a.) İsrail'in soyundan olduğu ifade edilmektedir, bu bakımdan onlar da onun neslindendir. Nitekim bir insan hakkında ev kendisinin olmasa bile, falanın ehl-i beytindendir, denilir. Onun kavminden ancak az sayıda insan mealindeki beyan, Firavun'un kavminden anlamına da gelir, zikrettiğimiz sebepten dolayı onlar Firavuna nispet edilmiştir. Müfessirler şöyle dedi: Buradaki "zürriyet" (ذُرِّيَّةٌ) kelimesiyle Allah, onlardan az bir kesimi kastetmektedir, yani onlardan ancak çok az bir kesimi iman etti. Ancak bunun ne kadar olduğunu biz bilmiyoruz.
Hasılı, Mûsa'nın kavminden ancak az sayıda insan, Firavun ve adamlarından korka korka Mûsa'ya iman etti. Muhtemeldir ki onun kavminden iman eden az sayıda insan, ancak Firavun ve adamlarından korka korka iman etti. Yani onlar Firavun ve adamlarından korktukları halde yine de iman ettiler. Bu ayet, onlardan Mılsaya iman etmeyi kabul etmeyenler, ancak Firavundan korktukları için iman etmediler anlamına da gelebilir. Kendilerine kötülük edeceğinden korkarak. Yani kendilerini öldüreceğinden ve işkence edeceğinden korkarak. Bu ayet, bir insanın korku yüzünden imanını açıklamakta mazur sayılsa bile, gerçek anlamda imanını terketmesi halinde mazur sayılmayacağına işaret etmektedir; çünkü iman tasdiktir, tasdik de kalpte olur. Yaratıklardan hiç kimsenin, başkasının kalbine muttali olması mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki korku yüzünden imanı terketmekte hiç kimse mazur olmaz, çünkü imanını gizlemesi mümkündür. Görmez misin ki Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Firavun ailesinden olup imanını gizleyen bir mümin kişi şöyle dedi". O imanını açıklamasa bile mümin idi ve onun imanı kendisi ile Rabb'i arasında idi
Çünkü Firavun o topraklarda gerçekten güç ve iktidar sahibiydi. Başka bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Kuşkusuz ülkesinde Firavun ululuk taslamıştı". Yani o ülke halkına galip gelmiş ve onları hükmü altına almıştı. Üstelik o, kötülükte sınır tanımaz biriydi.
Yorumu Yorumla
-
Âmene (آمَنَ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde e-m-n (e m n) kökünün temel anlamının "güven, sükun ve korkunun zıddı" olduğunu belirtir. Bu kök, bir varlığın sarsılmaz bir emniyet duygusuyla bir şeye teslim olmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramını nefsin bir şeye tam bir itimatla bağlanması ve ondan emin olması olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Firavun'un baskı ortamında Hz. Musa'nın getirdiği hakikate kalben ve zihnen güven duyarak teslim olan az sayıdaki kişinin durumunu temsil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında bu fiili "karşılıklı sadakat bağı" üzerinden analiz eder. Izutsu'ya göre buradaki iman, sadece bir tasdik değil, can güvenliğinin risk altında olduğu bir ortamda her türlü dünyevi korkuyu göze alarak ilahi otoriteye sığınma eylemidir.
Zurriyyetun (ذُرِّيَّةٌ)
İbn Fâris, z-r-r veya z-r-e (z r r / z r e) kökünün temel anlamının "dağıtmak, ekmek ve ufak parçalar" olduğunu belirtir. Soyun devamına "zürriyet" denilmesi, onların bir asıldan dağılarak (çoğalarak) gelmesi sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem çocuklar hem de genç nesil için kullanıldığını ifade eder. Ayet bağlamında "zürriyet" ifadesi, Hz. Musa'ya inananların toplumun yerleşik, yaşlı ve statüko sahibi kesimi değil; risk alabilen, fıtratı bozulmamış "bir grup genç" olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi sosyolojik bir analizle değerlendirir. Öztürk'e göre "zürriyet", Firavun düzeninin baskısı altında ezilen ve kurtuluş arayan genç kuşağı temsil eder. Toplumun elitleri (mele) Firavun'un yanında saf tutarken, değişime ve hakikate açık olanlar bu genç azınlık olmuştur.
Yeftinehum (يَفْتِنَهُمْ)
İbn Fâris, f-t-n (f t n) kökünün asli anlamının "altını ateşe atıp eriterek saflığını kontrol etmek" olduğunu belirtir. Bir şeyi denemek ve sınamak anlamındaki her eylem bu köktendir.
Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kavramını insanın başına gelen zorluklar, işkenceler ve onu inancından döndürmeye yönelik baskılar olarak tanımlar. Ayetteki "en yeftinehum" ifadesi, Firavun'un müminleri dinlerinden döndürmek için uygulayacağı şiddeti ve ağır baskıyı ifade eder.
Toshihiko Izutsu, bu fiili "bir inanç krizine zorlamak" olarak tahlil eder. Izutsu'ya göre Firavun'un fitnesi, fiziksel bir işkence olmasının ötesinde, müminlerin zihinlerini korkuyla kuşatarak onları ilahi otorite (Allah) ile siyasi otorite (Firavun) arasında bir tercihe zorlama girişimidir.
'Âlin (عَالٍ)
İbn Fâris, a-l-v (a l v) kökünün "yükseklik, üstünlük ve bir şeyin zirvesi" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "uluvv" (yükseklik) kavramının hem olumlu (yücelik) hem de olumsuz (kibir) anlamlarda kullanıldığını belirtir. Firavun'un "âlin" (yüce/üstün) olarak nitelenmesi, onun yeryüzünde kurduğu mutlak ve despotik otoriteyi, kendisini her şeyin üstünde gören o kibirli duruşunu temsil eder.
Toshihiko Izutsu, bu sıfatı "ontolojik küstahlık" olarak analiz eder. Izutsu'ya göre Firavun, yeryüzünde sadece siyasi bir üstünlük kurmakla kalmamış, aynı zamanda ilahlık iddia ederek varlık hiyerarşisinin en tepesine (uluvv) tırmanmaya çalışmıştır.
el-Musrifîn (الْمُسْرِفِينَ)
İbn Fâris, s-r-f (s r f) kökünün temel anlamının "bir şeyi kendi sınırından öteye taşımak ve haddi aşmak" olduğunu belirtir. Her türlü aşırılık "israf"tır.
Râgıb el-İsfahânî, "israf"ı sadece maddi bir harcama değil, insanın her türlü eyleminde ve inancında "itidal" (denge) sınırlarını parçalaması olarak tanımlar. Firavun'un "müsriflerden" olması, onun cana kıyma, zulüm ve ilahlık iddiası gibi konularda insani ve ilahi hiçbir sınır tanımadığını gösterir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı "varoluşsal israf" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre Firavun, kendisine verilen hayatı ve gücü, yaratılış amacının tamamen dışında kullanarak kendi varlığını ve tebaasının hayatını "israf" (telef) eden bir karakterdir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemeyi "siyasi zorbalığın zirvesi" olarak görür. Öztürk'e göre Firavun, hukuk ve ahlakın belirlediği tüm sınırları pervasızca çiğnediği için Kur'an tarafından "müsrif" (sınır tanımaz) olarak damgalanmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla