اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 63. Ayet
Daralt
X
-
62. Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.
63. Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir.
Büyük Günah İşleyenler
Mûtezile şöyle dedi: Bu âyet, büyük günah işleyenlerin mümin olmadığına işaret eder. Çünkü eğer onlar mümin olsalardı, Allah dostu olurlardı. Allah dostu olduklarında da ne korku duyarlardı, ne de üzüntü! Büyük günah işleyenlerin korkacaklarında ve üzüleceklerinde şüphe olmadığına göre, onlar mümin değildirler, onların iman dostluğu yoktur. Ancak en doğrusunu Allah bilir ya, bize göre bunun izahı şudur: Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler, yani onlar hiçbir vakit korku ve üzüntü duymayacaklar. Büyük günah işleyenlerin ise bazı vakitlerde korku ve üzüntü duymaları mümkündür. Kaldı ki âyet-i kerîmede Allah dostlarının, işin başından sonuna kadar hiçbir korku ve üzüntü duymayacakları da söylenmemektedir. Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler. Bu âyetin, dünya ehlinin dünyada çektikleri gibi korku ve üzüntü çekmeyecekleri anlamına da gelebilir, onların korkuları ve üzüntüleri ancak kendi akıbetleri içindir. Ayette, onlara cennette asla korku yoktur, üzüntü de çekmeyecekler anlamı da var gibidir. Cennete girdiklerinde durumları gerçekten böyle olur, orada kendilerini üzecek her şeyden güvende olurlar. Bazıları Allah'ın dostları anlamına gelen evliyâullah" (أَوْلِيَاءَ اللَّهِ) tabiri ile tevhit ehlinin kastedildiğini söyler. Ancak o müjde ve o vâd, inançta ve ona vefa göstermekte muvahhit olan insanlar içindir, sadece inançta muvahhit olanlar için değil.
Bazı müfessirler şöyle dedi: Onlara korku yoktur, yani cehennem yüzünden onlara korku yoktur; Onlar üzüntü de çekmeyecekler, yani cennetten çıkacakları üzüntüsünü asla duymayacaklar. Mesele bizim sözünü ettiğimiz gibidir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga eserinde e-m-n kökünün temel anlamının "emanet, sükun ve korkunun zıddı olan güven" olduğunu belirtir. Bu kökten türeyen her kelime, içinde bir huzur ve sarsılmazlık barındırır. İman eden kişi, zihnini ve kalbini şüphelerin sarsıntısından kurtarıp ilahi hakikate bağladığı için bu ismi alır.
Râgıb el-İsfahânî, imanı sadece bir tasdik değil, "nefsin bir şeye tam bir itimatla bağlanması ve ondan emin olması" olarak tanımlar. Ona göre bu, taklidi bir kabulden ziyade, kalbin ilahi nurla mutmain olmasıdır. Ayetteki "âmenû" vurgusu, önceki ayette zikredilen "evliya" (Allah dostları) vasfının ilk ve asli şartıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler çalışmasında "iman" kelimesinin semantik gelişimini inceler. Izutsu'ya göre İslam öncesi dönemde bu kök, kabile içindeki karşılıklı güveni ifade ederken; Kur'an ile birlikte bu güvenin merkezi insanlardan Allah'a kaymıştır. "Âmenû" fiili, kulun tüm varoluşsal kaygılarını Allah'a teslim ederek yeni bir ontolojik güven sahasına girmesini temsil eder.
Gabriel Said Reynolds, kelimenin kökenini ve kullanımını Geç Antik Çağ'daki dini literatürle kıyaslar. Reynolds'a göre "iman", sadece bir düşünceyi onaylamak değil, aynı zamanda o inanca sadakatle (loyalty) bağlanmaktır. Ayetteki kullanımı, "evliya" nitelemesinin altını dolduran bir sadakat ahdi niteliğindedir.
Yettekûn (يَتَّقُونَ)
İbn Fâris, v-k-y kökünün temel anlamının "bir şeyi, ona zarar verecek şeylerden korumak ve arada bir engel (siper) oluşturmak" olduğunu ifade eder. Savaşta kullanılan kalkanlara "vikaye" denilmesi de bu köktendir. Bu bağlamda takva, kul ile Allah'ın azabı veya hoşnutsuzluğu arasına bir "salih amel" kalkanı koymaktır.
Râgıb el-İsfahânî, "itika" (takva) kavramını "nefsi, ona zarar verecek şeylerden korumak" olarak tanımlar. Râgıb'a göre Kur'an terminolojisinde takva, kişinin haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçınarak kendisini manevi bir koruma kalkanı içine almasıdır. Ayetteki "yettekûn" formu, bu koruma ve sakınma eyleminin bir anlık değil, sürekli ve alışkanlık haline getirilmiş (kânû yettekûn) bir yaşam biçimi olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu, takvayı Kur'an'ın en merkezi etik kavramlarından biri olarak analiz eder. Izutsu'ya göre takva başlangıçta "çöldeki tehlikelere karşı uyanık olma" gibi fiziksel bir sakınmayı andırırken, Kur'an'da "Allah karşısında duyulan derin sorumluluk bilinci ve ürperti" anlamını kazanmıştır. "Yettekûn" kelimesi, müminin her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilinciyle hareket ederek adımlarını buna göre atmasını ifade eden dinamik bir psikolojik durumdur.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), takva kelimesinin edebi ve bağlamsal analizinde, bu kelimenin "iman" ile olan ayrılmaz bağına dikkat çeker. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "yettekûn", imanın eyleme dönüşmüş halidir. İman bir kabul ise, takva o kabulün hayattaki titiz uygulaması ve sınırları gözetme (hududullah) iradesidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi "sorumluluk bilinci" olarak tahlil eder. Öztürk'e göre takva, pasif bir korku değil; kişinin yapıp ettiklerinden hesaba çekileceği gerçeğini bir an olsun aklından çıkarmadan yaşamasıdır. Ayetteki "kânû yettekûn" (takvalı idiler/sakınıyorlardı) ifadesi, bu bilincin bir karakter özelliği haline dönüştüğünü vurgular.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, takvayı "ontolojik korunma" olarak tanımlar. Kılıç'a göre insan, takva sayesinde kendi varlığını hiçlikten ve anlamsızlıktan korur; Allah'ın belirlediği yörüngede kalarak savrulmanın önüne geçer. Bu bağlamda "yettekûn", insanın kendi fıtratını muhafaza etme çabasıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla