وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Yunus Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: iman, yunus suresi 40. ayet, inkar, ilim, yunus 40, yunus suresi, bozgunculuk, rab, bilgi, güven
-
Onların arasında bu Kur'ân'a inanan da var inanmayan da. Rabb'in bozguncuları çok iyi bilmektedir.
Onların arasında bu Kur'ân'a inanan da var. Denildi ki: Mekkeliler'den bu Kur'ân'a inanan da var; inanmayan da var, bu beyan Hz. Peygamber'e (s.a.) inanmayan da var anlamına gelebileceği gibi, Kur'ân'a inanmayan da var mânasına gelmesi de muhtemeldir. İnanan da var meâlindeki beyanın inanmış olan da var anlamına, İnanmayan da var meâlindeki beyanın ise inanmamış olan da var mânasına gelmesi muhtemeldir. Bunun gelecekle ilgili bir tehdit anlamıına gelmesi de muhtemeldir; yani onlardan, Mekkeliler'den bu Kur'ân'a inanan da var, inanmayan da var. Onlar gerçekten böyle idiler; bir kısmı Kur'ân'a inanmış, bir kısmı da inanmamıştı. Bazıları şöyle dedi: Âyette Mekkeliler değil Yahudiler kastedilmektedir. Ayetin zâhiri, Mekke kâfirlerini göstermektedir. Müfessirlerin geneli bu kanaattedirler. Ayet, iman edenlerin dualarını kesmemeleri için sanki bir müjde anlamı taşımaktadır. İnanmayanların var olacağını da bildirmek suretiyle, inkâr etmelerinden dolayı üzüntüsünü arttırmamak için Hz. Peygamber'e (s.a.) onların imanlarından ümidini kestirmektedir.
Rabb'in bozguncuları çok iyi bilmektedir. Bu beyanın anlamı sanki şöyledir: Onlar Allah'ın bilgisi dahilinde bozgunculuk yapmaktadırlar. Allah onları yarattı ve vücuda getirdi, onların bozgunculuk yapacaklarından cahil ve gafil değildir, aksine bunlar O'nun bilgisi dahilindedir. Hiçbir bozguncunun ifsadı O'na zarar vermediği gibi, hiçbir salih kişinin dürüstlüğü de O'na fayda vermez. Onların bozgunculuklarının zararı ancak kendi aleyhlerine, dürüstlüklerinin faydası da ancak kendi yararlarınadır. Bu cümlenin tehdit anlamına gelmesi de muhtemeldir, yani Allah onların bozgunculuklarını bilmektedir ve bozgunculuklarının cezasını onlara verecektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
yu'minu (يُؤْمِنُ)
İbn Fâris, Mekâyîsu'l-Luga adlı eserinde "e-m-n" kökünün temel anlamının "korku ve endişenin zıddı olarak kalbin sükûnet bulması, emniyet, güven ve tasdik" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde "iman" kavramını "kalbin ve aklın bir gerçeği tereddütsüz kabul ederek içsel bir barış ve güvenliğe (emniyete) ulaşması" olarak tanımlar. Ayette insanların bir kısmının "iman edeceği" (yu'minu bihi), bir kısmının ise "iman etmeyeceği" belirtilirken; bu durumun ilahi bir zorlamadan ziyade, kişinin kendi içsel güven (emanet) ve tasdik mekanizmasını hakikate (Kuran'a) açıp açmamasıyla ilgili ontolojik bir tercih olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan çalışmasında Kuran'ın inanç ve inkar (iman-küfür) psikolojisindeki kutuplaşmayı bu ayet üzerinden inceler. Izutsu'ya göre "iman", sadece zihinsel veya felsefi bir kabul değil; insanın bütün varoluşuyla Allah'a güvenmesi ve O'nun ayetleri karşısında kalbinin mutlak bir emniyet alanına girmesidir. Toplumun vahiy karşısında iman edenler ve etmeyenler olarak kesin çizgilerle ikiye bölünmesi, hakikatin inmesiyle birlikte insan doğasının sergilediği o kaçınılmaz ve dramatik yarılmayı resmeder.
a'lamu (أَعْلَمُ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün "bir şeyin hakikatini ve içyüzünü kavramak, iz, nişan ve alamet" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ism-i tafdîl (üstünlük/kıyas) kalıbında gelen "a'lam" (en iyi bilen / daha iyi bilen) kelimesini, "hiçbir detayı kaçırmayan, mutlak, eksiksiz ve ihata edici (kuşatıcı) bilgi" olarak açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayette Allah'ın "en iyi bilen" sıfatıyla anılmasının taşıdığı teolojik tehdit (inzar) boyutuna dikkat çeker. İnsanların bir kısmı görünüşte akli veya mantıki bahanelerle Kuran'a inanmadıklarını iddia etseler de; "Rabbin en iyi bilendir" vurgusu, inkar edenlerin sadece dışa yansıyan eylemlerini değil, onların inatlarının, kibirlerinin ve yalanlamalarının altındaki o asıl psikolojik niyetleri (gizli fesatlarını) de Allah'ın tüm çıplaklığıyla okuduğunu ilan eder.
el-mufsidîn (الْمُفْسِدِينَ)
İbn Fâris, "f-s-d" kökünün "bir şeyin istikametinin bozulması, itidalden (dengeden) çıkması ve salahın (iyiliğin/düzenin) tam zıddı" anlamına geldiğini ifade eder. Fesat, eşyanın veya toplumsal durumun asıl faydalı doğasının çürüyüp zarar verici, yıkıcı bir hale gelmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, "fesat" kavramını "bir şeyin az veya çok, olması gereken itidal çizgisinden (doğruluktan) ve fıtrattan sapması" olarak açıklar. Râgıb'a göre müfsid (bozguncu), bu ontolojik ve ahlaki çürümeyi kasıtlı olarak üreten, ilahi veya toplumsal düzeni yıkan aktif kişidir.
Toshihiko Izutsu, "fesad" kelimesini Kur'an'ın ahlak ve nizam sözlüğünde "ıslah" (düzeltme/iyileştirme) kavramının karşıt kutbu olarak analiz eder. İman etmeyenler (önceki cümlede geçen "iman etmeyecek olanlar"), Kuran'ın anlamsal evreninde sadece pasif ve kendi halinde bir inançsızlık içinde değillerdir; onlar tevhidi sistemi (kozmik ve ahlaki dengeyi) reddederek yeryüzünde aktif bir bozgunculuk (fesad) çıkaran, toplumsal, ruhsal ve evrensel barışı tehdit eden "müfsidler" olarak kategorize edilir. İnançsızlık, zorunlu olarak ahlaki bir fesat (yıkım) üretir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Mekke toplumunun siyasi ve sosyolojik yapısı üzerinden değerlendirir. Mekke aristokrasisi, kendi kabilevi, ticari ve putperest sömürü düzenlerini "ıslah" (barış/istikrar) olarak görüyor; peygamberin tevhid çağrısını ise atalarının dinini bölen, toplumu ayrıştıran bir "fesat/bozgunculuk" olarak yaftalıyorlardı. Kuran, "Rabbin müfsidleri (bozguncuları) en iyi bilendir" diyerek, dönemin kavramlarının içini yeniden doldurur. Asıl "müfsid" olanların, hakikati (Kuran'ı) inatla yalanlayarak insanın Yaratıcı ile olan o saf bağını (fıtratı) zehirleyen statükocu müşrikler olduğunu kozmik ve kesin bir yargıyla ilan ederek karşı tarafa çok güçlü bir psikolojik ve retorik darbe indirir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla