Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Tûr Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Tûr Sûresi, 21. Ayet

    وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżîne âmenû vettebe’at-hum żurriyyetuhum bi-îmânin elhaknâ bihim żurriyyetehum vemâ eletnâhum min ‘amelihim min şey-/(in)(c) kullu-mri-in bimâ kesebe rahîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İman eden, soylarından gelenlerin de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu zürriyetlerini katacağız; bununla birlikte kendi amellerinden de bir şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır."

      Çocukların Taklidi İmanı

      İman eden, soylarından gelenlerin de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu zürriyetlerini katacağız. Bu âyet farklı şekillerde yorumlanmıştır. Birincisi, Ebû Bekir el-Keysânî şöyle dedi: Çocukların amelleri anne ve babalarınkinden az olsa bile onların imanları ve amelleri anne ve babaların imanları derecesine getirilecek. Çünkü dereceler ancak ameller için söz konusudur, dolayısıyla onlar amelde anne ve babaları seviyesinde olmasalar da onların derecesine ilhak edilecekler. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: Çocuklar taklit yoluyla anne ve babalarından imanı alıp kabul ederler, fakat imanın delillerini ve kanıtlarını araştırmazlar, deliline hiç bakmadan imanı benimserler, bu bakımdan onlar iman konusunda anne ve babalarını taklit edip sadece onlarda gördüğünü alan kimseler olsa bile -her ne kadar tahkiki iman taklidi imandan daha üstün olsa da- yine anne ve babalarına ilhak edilirler. Bazıları da şöyle söyledi: Çocuklar imana erişemeseler ve onun gereğini yapmasalar da yine anne ve babalarının imanlarına ilhak edilirler. En doğrusunu Allah bilir.

      Bununla birlikte kendi amellerinden de bir şey eksiltmeyeceğiz. Ebû Bekir el-Esamm’ın yorumuna göre çocukların amellerinden bir şey eksiltmeyeceğiz, yani çocukların amelleri anne ve babalarının amellerinden az olsa bile, kazanacağı sevap açısından anne ve babalarının amellerinden noksan tutmayacağız, aksine anne ve babalarının amelleri derecesine ulaştırılacaklar, anne ve babalara bol mükâfat verildiği gibi onlara da verilecek. Onun bu yorumu, sözünü ettiğimiz yukarıdaki yorumların doğruya en uzak olanıdır. Diğer yorum ise babalarının amellerinden bir şey eksiltmeyeceğiz demektir, yani onların amelleri anne ve babalarının amelleri seviyesine ulaşmasa da amellerinden bir şey eksiltilmeyecektir. Bunu, babalarının sevabından alınıp onlara verileceği zannedilmesin diye söylemektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır. Bazıları bu âyetin, “Girin oraya! Artık sabretmişsiniz veya etmemişsiniz, sizin için fark etmez. Çünkü sadece yaptıklarınızın karşılığım görmektesiniz” meâlindeki âyetin sılası olduğunu söylediler. Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır; bu âyet, rehin edilen mal sahibine aittir; onu sağar, biner ve ondan yararlanır, sonra onu rehin verene iade eder diyenlerin iddialarını reddetmektedir. Eğer ona ait olsaydı, rehin olmazdı; çünkü Allah onun rehin, yani mahpus olduğunu haber vermektedir. Rehin, sürekli ipotek konulan maldır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün temel manasının kalbin sükûnet bulması, korku ve endişenin zıddı olarak tam bir güven hali ve emniyette olma durumu olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "emn" kavramını nefsin her türlü korkudan arınarak huzura ermesi olarak tanımlar; fiilin bu bağlamda ilahi hakikati kalben tasdik edip ona bağlanmayı, iradi olarak mutlak bir güven alanına (imana) girmeyi ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde "küfür" (inkar) kavramının tam zıddı olarak konumlandığını; İslam öncesi dönemin kibrine ve güvensizliğine karşı, insanın yaratıcısına duyduğu varoluşsal güveni, bilinçli teslimiyeti ve ontolojik aidiyeti simgeleyen en temel teolojik terim olduğunu derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, e-m-n kökünün içerdiği bu sarsılmaz güven vurgusunun, dünyevi zorluklar ve eskatolojik tehditler karşısında bireyin hakikate tutunarak geliştirdiği bilinçli bir ontolojik duruşu nitelediğini anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Vetteba'athum (وَاتَّبَعَتْهُمْ)

        İbn Fâris, t-b-a kökünün temel anlamının birinin izinden gitmek, arkasından yürümek ve ona tabi olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tebi'a" eylemini hem fiziksel olarak birinin peşinden gitmek hem de manevi, ahlaki veya inançsal olarak onun yolunu benimsemek olarak tanımlar; kelimenin bu bağlamda, sonraki nesillerin atalarının açtığı iman yolundan sapmadan, onların erdemli izlerini kararlılıkla takip etmelerini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin türediği "ifti'al" babının (ittiba), eyleme şuurlu, iradi ve ısrarlı bir yönelim kattığını; bu sayede nesiller arası iman aktarımının körü körüne bir taklit değil, hakikatin bilinçli bir şekilde benimsenmesi ve varoluşsal bir süreklilik hali olduğunu detaylandırır.

        Zurriyyetuhum (ذُرِّيَّتُهُمْ)

        İbn Fâris, z-r-r kökünün temel manasının bir şeyi saçmak, yaymak, dağıtmak ve tohum serpmek olduğunu; insanların da yeryüzüne dağılıp çoğalmalarından veya yaratılışın başlangıcındaki o zerrecik (tohum) halinden dolayı nesle ve soy ağacına "zürriyet" denildiğini dil bilimsel kurallarla izah eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın soyundan gelen çocuklar ve torunlar silsilesi olarak tanımlar; kökündeki "saçılma" ve "üreme" manasından hareketle neslin kesintisiz devamlılığını nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, Sami dillerindeki ortak tarımsal metaforlardan beslendiğini; Süryanice ve İbranice "zera" (tohum/nesil) kelimeleriyle kökensel bir bağ taşıdığını ve bu kavramın geç antik çağda insan soyunu niteleyen köklü bir dini terminoloji olarak Kur'an sözlüğünde yer aldığını kanıtlarıyla açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin morfolojik ağırlığının ve çoğul kapsayıcılığının, ailenin ve neslin uhrevi boyutta bir bütün olarak ele alındığını, imanın biyolojik bağları teolojik bir bütünlüğe dönüştürdüğünü vurgular.

        Bi îmânin (بِإِيمَانٍ)

        İbn Fâris, e-m-n kökünden türeyen bu mastarın, kalpteki sarsılmaz güveni ve tasdiki ifade ettiğini belirtir. Başına gelen "bâ" (bi) harfinin birliktelik veya sebep bildirdiğini ekler. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin, nesillerin atalarına salt kan bağıyla değil, imanda ortaklaşarak bağlandıklarını gösterdiğini; uhrevi birleşmenin yegâne şartının ve sebebinin bu "iman" (güven ve tasdik) olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin nekra (belirsiz/tenvinli) formda gelişinin, imanın miktarından ziyade mahiyetine dikkat çektiğini; zürriyetin imanının atalarınınki kadar kâmil seviyede olmasa bile, "herhangi bir geçerli iman" kırıntısının ilahi lütfu harekete geçirmeye yetecek ontolojik bir zemin oluşturduğunu semantik olarak analiz eder.

        Elhaknâ (أَلْحَقْنَا)

        İbn Fâris, l-h-k kökünün temel manasının birine yetişmek, peşinden gidip ona ulaşmak ve bir şeyi başka bir şeye eklemlemek, katmak olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "ilhâk" eylemini geride kalanı öndekine ulaştırmak ve makamca eşitlemek olarak tanımlar; ayetteki kullanımıyla, ilahi otoritenin, amelleri veya iman dereceleri eksik kalsa bile çocukları ve torunları, cennetteki yüksek dereceli atalarının yanına çıkararak onları aynı üstün makamda birleştirmesini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu formunun mutlak adaletin ötesinde muazzam bir ilahi lütfu (fazl) simgelediğini; Allah'ın, aile bütünlüğünü ve cennet ehlinin göz aydınlığını sağlamak adına, matematiksel bir sevap hesabını aşarak aşağıdakini yukarıdakine "ilhâk" eden şefkatli bir eskatolojik prensip işlettiğini anlambilimsel olarak değerlendirir.

        Eletnâhum (أَلَتْنَاهُمْ)

        İbn Fâris, e-l-t (veya l-y-t / v-l-t) kökünün temel anlamının bir şeyi eksiltmek, noksanlaştırmak, değerini düşürmek ve birinin hakkını kısmak olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, eylemi birinin hak ettiği bedeli veya mükafatı tam vermeyerek kesintiye uğratmak olarak tanımlar; bu bağlamda ilahi beyanın, alt derecedekileri üst makama çıkarırken, üsttekilerin amellerinden veya sevaplarından hiçbir şekilde kesinti yapılmadığını, birine yapılan lütfun diğerinin hakkından çalınarak dengelenmediğini vurguladığını belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik kısalığının ve başındaki olumsuzluk edatıyla (mâ) kurduğu yapının, her türlü haksızlığı ve eksiltmeyi kategorik olarak reddeden mutlak bir anlamsal bariyer oluşturduğunu; ilahi hazinenin sınırsızlığını ve uhrevi adaletin kusursuzluğunu edebi bir dille yansıttığını ifade eder.

        Amelihim (عَمَلِهِمْ)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün temel manasının bilinçli, kasıtlı ve belli bir amaca matuf olarak bir işi yapmak, faaliyet göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kelimesini sıradan bir fiilden ayırarak, niyet ve idrak eşliğinde yapılan eylemler olarak tanımlar; bu bağlamda ataların dünyadayken kendi iradeleriyle, emek vererek işledikleri salih davranışları ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde uhrevi dereceleri belirleyen temel ontolojik para birimi işlevi gördüğünü; eskatolojik makamların rastgele değil, dünyevi "amel" üzerine inşa edildiğini detaylandırır.

        Kullumriin (كُلُّ امْرِئٍ)

        İbn Fâris, m-r-e kökünün erdemli bir insanı, bir şahsı veya bireyi ifade ettiğini; "küll" (bütün/her) kelimesiyle birleştiğinde istisnasız her bir tekil insan teki manasına geldiğini dil bilimsel olarak açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ifadenin toplumsal veya ailesel kimliklerden ziyade, insanın kendi başına bir fert olarak sorumluluğunu vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu tamlamanın Kur'an'ın bireysel sorumluluk semantiğindeki ağırlığını analiz eder; ayetin ilk kısmında ailelerin bir araya getirilmesi (kolektif lütuf) anlatılırken, hemen ardından "her bir birey" vurgusunun gelmesinin, cahiliye döneminin kabileci kurtuluş anlayışını yıkarak yerine mutlak bireysel ahlaki sorumluluğu (şahsiliğin önceliğini) yerleştiren eşsiz bir teolojik denge kurduğunu derinlemesine inceler.

        Kesebe (كَسَبَ)

        İbn Fâris, k-s-b kökünün temel anlamının çalışıp çabalamak, rızık aramak, elde etmek ve kazanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesb" eylemini insanın kendi iradesi ve çabasıyla bilerek elde ettiği fayda veya zarar (günah/sevap) olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde fiziksel/ticari bir eylem olmaktan çıkıp, insanın dünyevi tercihleriyle kendi eskatolojik kaderini bizzat "kazanması" veya "inşa etmesi" şeklindeki ahlaki sorumluluk konseptine dönüştüğünü analiz eder.

        Rehîn (رَهِينٌ)

        İbn Fâris, r-h-n kökünün temel manasının bir borca veya hakka karşılık olarak bir şeyi güvence altına almak, ipotek etmek, alıkoymak ve sabit tutmak olduğunu dil bilimsel verilerle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "rehin" kelimesini yerine getirilmesi gereken bir borç karşılığında hapsedilen nesne olarak tanımlar; insanın da ahirette kendi amellerine karşılık tutuklu/ipotekli bir rehin olduğunu, ancak kazandığı iyiliklerle bu borcu ödeyip kendi nefsini hürriyetine kavuşturabileceğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin semantik bağlamını değerlendirerek; insan varlığının kendi iradi eylemlerine ipotekli olduğu gerçeğinin, varoluşsal bir adaleti yansıttığını ve kimsenin başkasının günah borcunu ödeyemeyeceği gerçeğini mutlaklaştırdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu "rehin" vurgusunun, ilk kısımdaki lütuf tablosuyla gevşeyebilecek zihinleri tekrar ilahi adaletin ciddiyetine çektiğini; aile fertleri birbirine ilhak edilse de, hiç kimsenin kendi kötü "kesb"inden kaçamayacağını, her ruhun kendi yükünün rehini olduğu gerçeğini anlambilimsel bir ihtarla muhataba sunduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X