وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Tevbe Sûresi, 105. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tevbe suresi, gayb, tevbe suresi 105. ayet, amel, ilahi huzur, tevbe 105, allah, ilim, bilgi, iman, mümin, güven
-
"De ki: Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız ve O size yapmış olduklarınızın ne olduğunu haber verecektir."
De ki: Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Bu beyan, Tebük savaşına katılmayıp geri kalan, sonra pişman olan ve yaptıklarından tövbe eden kimseler hakkındadır. Allah onların tövbelerini kabul etmiştir. O, şöyle buyurmaktadır: Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Yani tövbe ettiğiniz şeye tekrar dönerseniz -ki o da savaşa katılmayıp geride kalmaktır- Allah, resulüne ve müminlere bunu bildirir. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. Yani gizliyi de açığı da bilenin sizin için hazırladığı akıbete döndürüleceksiniz. Bazıları da şöyle demiştir: Ayet münafıklar hakkındadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Durmadan bir şeyler yapın. Yeni başladığınız işlerde. Zira Allah, resulüne ve müminlere sizin münafıklığınızı bildirecektir. Onlar sizin sırlarınıza vakıf olacakları için sizler rezil rüsvay olacaksınız. Sonunda, gizliyi de açığı da bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. Yani gizliyi de açığı da bilenin sizin için hazırladığına döndürüleceksiniz. O size yapmış olduklarınızın ne olduğunu haber verecek. Yani yapmış olduklarınızın karşılığını size verecektir. Bu, tehdit manasındadır. Bazı rivayetlerde aktarıldığına göre Resulullah (s.a.) bir cenazede hazır bulunmuş, aynı şekilde müminler de burada hazır bulunmuşlardır. Bu cenazede söz konusu mevta övülmüştür. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) “vacip oldu” demiştir. Denildi ki: Ya Resulallah! Ne vacip oldu? Resulullah şöyle buyurmuştur: “Melekler Allah’ın gökteki şahitleridir. Siz de Allah’ın yerdeki şahitlerisiniz. Siz şahitlik ettiğinizde vacip olur.” Sonra o, De ki: Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir mealindeki ayeti okumuştur. Eğer bu hadis sabitse, bunda, kmanın delil oluşunun imkanına dair kanıt vardır. Çünkü Resulullah “Melekler Allah’ın gökteki şahitleridir. Siz de Allah’ın yerdeki şahitlerisiniz. Siz şahitlik ettiğinizde vacip olur” buyurmuştur. Dolayısıyla onlar bir şeyin kötü olduğuna şahitlik ederlerse o kötüdür; eğer bir hayra şahitlik etmişlerse o hayırdır. Buna göre eğer onlar bir hükme şahitlik ederlerse bununla amel etmek gerekir.
De ki: Durmadan bir şeyler yapın; yaptıklarınızı Allah da, peygamberi de müminler de görecektir. Bu beyan, hepsine “şöyle şöyle yapın” demesi şeklinde emir manasında değildir. Fakat bu ayetin ulaştığı herkes bunun hakkında düşünür, dolayısıyla Resulullah ve müminlerin huzurunda olduğu korkusuyla güzel görmediği işlere atılmaz. Böylelikle onunla yalnız kaldığında bunu yapmaz. Aynı şekilde “De ki, yeryüzünde dolaşın, sonra (hakikati) yalan sayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!” mealindeki beyanda da yeryüzünde dolaşmaya ilişkin bir emir manasında değildir. Aksine yalanlama sebebiyle onların başına gelenleri düşünmeyi emretme anlamındadır. Yine “De ki: O, Allah’tır, tektir” mealindeki beyan da onlara bunu demesi şeklinde emir manasında değildir. Fakat herkes Allah hakkında düşünür ve O’nun bir olduğunu bilir.
Yorumu Yorumla
-
İ'melû (اعْمَلُوا) / Amelekum (عَمَلَكُمْ)
"a-m-l" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "a-m-l" kökünün "bir iş yapmak, çaba sarf etmek ve üretmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Sıradan ve bilinçsiz bir hareket (fiil) olmaktan ziyade, içinde belirli bir amaç, kasıt ve yönelim barındıran eylemler için kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta "amel" kelimesini, irade ve bilinçle gerçekleştirilen pratik eylemler olarak tanımlar. Ayetteki "i'melû" (çalışın/yapın) emrinin, günahlarını itiraf edip tövbe edenlere yönelik yeni ve pratik bir ahlaki sorumluluk yüklediğini; pişmanlığın salt pasif ve içsel bir duygu olarak kalmaması, aksine aktif, iradi ve toplumsal bir düzeltici çabaya (amele) dönüşmesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu: Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde "amel" kavramını, içsel inancın (iman) dışa vurulmuş, ete kemiğe bürünmüş ontolojik bir gerekliliği olarak analiz eder. Ayette tövbenin hemen ardından bu emrin gelmesinin, İslam ahlak sisteminde niyetin tek başına yeterli olmadığını; kişinin kendi samimiyetini ispatlamak için somut bir ahlaki değer üretmek (amel etmek) zorunda olduğunu gösterdiğini tahlil eder.
Yerâ (يَرَى)
"r-e-y" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-e-y" kökünün temel etimolojik anlamının "gözle bakmak, somut olarak görmek ve kalple/akılla idrak etmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta rü'yet (görme) eyleminin duyusal, akli ve sezgisel boyutları olduğunu ifade eder. Ayette amellerin "görüleceğinin" (yerâ) ifade edilmesiyle, insanın eylemlerinin artık karanlıkta veya gizlilikte kaybolmayacağı; hem ilahi mutlak şahitliğin (Allah'ın görmesi) hem de pratik/toplumsal şahitliğin (elçinin ve müminlerin görmesi) konusu olacağı gerçeğinin vurgulandığını kaydeder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tefsir çalışmalarında bu ayetteki görme/şahitlik eylemini, dönemin sosyolojik şeffaflık talebi bağlamında okur. Savaştan kaçan münafıkların daha önce karanlık köşelerde saklanarak gizlice yalan ürettiklerini; ancak günahını itiraf eden bu kişilerin artık karanlık ve kapalı ilişkiler ağından çıkarak eylemlerinin (amellerinin) herkesin denetimine, şahitliğine ve görünürlüğüne açıldığı şeffaf bir kamusal hayata davet edildiklerini analiz eder.
Resûluhu (رَسُولُهُ)
"r-s-l" kökünden türemiştir.
İbn Fâris: Mekâyîsü'l-Luğa'da "r-s-l" kökünün temel anlamının "yumuşaklıkla yönlendirmek, bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe göndermek ve akıp gitmek" olduğunu açıklar. Belirli bir haber veya görevle gönderilen, iletici vasfı taşıyan kişiye bu kökten hareketle "resûl" (elçi) dendiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: el-Müfredât'ta resûl kelimesinin, üst düzey bir makamdan alınan yetki ve mesajla yola çıkan temsilciyi tanımladığını kaydeder. Ayette amelleri görüp değerlendirecek merciler arasında Allah'ın hemen ardından "elçisinin" (resûluhu) sayılmasının, dünyevi hayatta İslami ahlakın pratik denetmeninin, tövbenin meşruiyetini onaylayıcısının ve somut rehberin bizzat peygamber olduğunu gösterdiğini ifade eder.
Arthur Jeffery: The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde "r-s-l" kökünün Arapça etimolojisini kabul etmekle birlikte, kelimenin "ilahi mesaj taşıyan peygamber" şeklindeki spesifik eskatolojik ve dini anlamının salt yerel bedevi lügatinden doğmadığını tartışır. Bu teolojik kavramsallaştırmanın, büyük olasılıkla Hristiyan Süryanice literatüründeki "şelîhâ" (havari/gönderilmiş elçi) veya Yahudi-Aramice kökenli teolojik elçilik kavramlarıyla etkileşim halinde Kur'an sözlüğünde merkezi bir forma dönüştüğünü ileri sürer.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla