Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Sebe' Sûresi, 20. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Sebe' Sûresi, 20. Ayet

    وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْل۪يسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velekad saddeka ‘aleyhim iblîsu zannehu fettebe’ûhu illâ ferîkan mine-lmu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gerçek şu ki, İblis onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu; çünkü inanan bir grup hariç hep ona uymuşlardı”

      Şeytanın İnsanları Aldatması

      Gerçek şu ki, İblis onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu. Onun tahmini hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: İblis onlar hakkında bir tahminde bulunmuş ve bu tahmini doğru çıkmıştır. Nitekim İblis şöyle demişti: “Yemin ederim ki eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, az bir kısmı dışında, onun neslini peşime takacağım”. Yani benden kurtardığın az bir kısmı hariç. Yine o şöyle demişti: “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler”. Dolayısıyla onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu. Bazıları şöyle demiştir: İblis onlar hakkındaki tahminini doğrulamış oldu. Buna göre İblis zehirli ateşten, Âdem (a.s.) topraktan yaratılmıştır. Sonra İblis şöyle demiştir: Ateş toprağa galip gelecektir. İşte bu hususta tahminini doğrulamış ve şöyle demiştir: “Yemin olsun ki -aralarından senin samimi kulların hariç- onların hepsini kesinlikle yoldan çıkaracağım”. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Çünkü hep ona uymuşlardı. Sonra O, samimiyetle inanan kullarını hariç tutmuş ve şöyle buyurmuştur: İnanan bir grup hariç. Yani samimiyetle inanan kulları hariç. Onlar İblis’e uymamışlardır. Onlar Cenâb-ı Hakk’ın kendileri hakkında şöyle buyurduğu kimselerdir: “Kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır”. Bazıları şöyle demiştir: Bu beyanda geçen “min” (نِم) harfi bağlantı harfidir (sıla). Sanki Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuş olmaktadır: Bir grup hariç - ki onlar müminlerdir- hep ona uymuşlardır. Bu beyanın şu mânaya gelmesi de mümkündür: Çünkü inanan bir grup hariç hep ona uymuşlardı. Hakikatte mümin olan kimseler hariç. Zâhire göre mümin olanlar ise ona uymuşlardır. Çünkü bize göre mümin olan her kişi, gerçekte mümin değildir. Ona uymuşlardır meâlindeki ilâhı beyan şu mânaya gelebilir: Yani büyük günah işleyenler. İnanan bir grup hariç. Bunlar Allah’ın büyük günah işlemekten koruduğu kimselerdir. Çünkü büyük günah işleyenler, kendilerini çağırdığı işlerde İblis’e uymuşlardır. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        saddeka (صَدَّقَ)

        Kök harfleri: s-d-k

        İbn Fâris, s-d-k kökünün "güç, sağlamlık ve yalanın zıddı olan doğruluk" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tasdik" kavramının bir sözün, inancın veya iddianın gerçekle birebir örtüşmesi, eyleme dökülerek doğrulanması olduğunu söyler. Ayetteki kullanımıyla, İblis'in insanlık hakkındaki "onları yoldan çıkaracağım" şeklindeki tahmini havada kalmamış; Sebe halkı gibi refah içinde şımaran toplumlar, nankörlükleriyle bu şeytani iddiayı fiilen haklı çıkarmış ve eylemleriyle tasdik etmişlerdir.

        iblîsu (اِبْل۪يسُ)

        Kök harfleri: b-l-s (Arapça kök kabul edenlere göre)

        İbn Fâris, b-l-s kökünün "hayrın kesilmesi, umutsuzluğa düşmek, şaşkın ve sessiz kalmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin kötülüğün liderine, Allah'ın rahmetinden tamamen umudunu kestiği (üblise) için verildiğini kaydeder. El-Cevâlîkî, bu kelimenin köken itibarıyla asil Arapça olmayıp (a'cemî), yabancı dilden Arapçalaştırılmış özel bir isim olduğunu savunur. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojisini detaylıca inceler ve kökeninin Yunanca "diabolos" (iftiracı/şeytan) kelimesi olduğunu, bu kelimenin Süryaniceye geçerek (diabolos/iyyablos) zamanla Arapçadaki "İblis" formuna büründüğünü doğrular. Theodor Nöldeke de bu tezi destekleyerek, kelimenin İslam öncesi Hristiyan-Arami havzasındaki etkileşimlerle Arap diline girdiğini ve Kur'an tarafından ontolojik kötülüğün ve kibrin baş aktörünü tanımlamak üzere kullanıldığını ifade eder.

        zannehu (ظَنَّهُ)

        Kök harfleri: z-n-n

        İbn Fâris, z-n-n kökünün "kesin olmayan bilgi, şüphe, tahmin ve bir şeye ihtimal vermek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zan kavramının emarelere dayalı zihinsel bir eğilim veya hipotez olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, İblis'in zannını (insanların çoğunun şükretmeyeceği ve nankör olacağı yönündeki tezini) Kur'an'ın insan doğasına (fıtrat) dair dramatik bir analizi olarak değerlendirir. İblis, yeryüzüne inerken Allah'a karşı insanlığın zayıflığı üzerine felsefi bir iddiada bulunmuş (zan); Sebe halkının refah içindeki kibri ve şükürsüzlüğü, onun bu sosyolojik tezini haklı çıkaran en büyük kanıtlardan biri olmuştur.

        fettebe'ûhu (فَاتَّبَعُوهُ)

        Kök harfleri: t-b-a

        İbn Fâris, t-b-a kökünün "birinin izinden gitmek, arkasından yürümek ve ona uymak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ittiba eyleminin sadece fiziksel bir takibi değil, birinin iradesine, emrine ve yönlendirmesine ahlaken ve zihnen boyun eğmek (itaat) olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Sebe halkının ve genel anlamda yoldan çıkan toplumların çöküşündeki aktif role dikkat çeker. Ayetteki "fettebe'ûhu" (ona uydular) fiili, insanların İblis tarafından iradeleri gasp edilerek zorla yoldan çıkarılmadığını; kendi hür iradeleriyle, kibrin cazibesine kapılarak şeytanın peşine aktif olarak takıldıklarını ve bu yıkımı kendilerinin tercih ettiğini gösterir.

        ferîkan (فَر۪يقًا)

        Kök harfleri: f-r-k

        İbn Fâris, f-r-k kökünün "ayırmak, bölmek, bir bütünü parçalamak ve iki şeyin arasını açmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ferîk kelimesinin ana topluluktan (kalabalıktan) inanç, tutum veya eylem olarak kesin çizgilerle ayrılmış, bağımsız bir azınlık grubu ifade ettiğini kaydeder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, ayetteki bu kullanımın, kitlesel yozlaşma ve nankörlük dönemlerinde bile hakikate bağlı kalan, çoğunluğun psikolojik baskısına direnip onlardan "ayrışan" (farklılaşan) o istisnai ve direnişçi grubu tanımladığını belirtir.

        mine'l-mu'minîn (مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ)

        Kök harfleri: e-m-n

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun ve endişenin zıddı olan güven hali, emanet ve sükunet" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iman edenin (mümin) kendi hür iradesiyle Allah'ın hakikatine güvenerek ruhsal bir emniyet alanına giren kişi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ayet özelinde "mümin" kelimesinin Kur'an'ın anlamsal ağındaki dinamik yapısını analiz eder. İzutsu'ya göre burada İblis'in peşinden giden devasa kitle nankörler (kefûr/küfran) iken; o ana kitleden ayrılan azınlık (müminler), sadece teorik olarak inananlar değil, aynı zamanda Sebe kıssasının başından beri vurgulanan "şükür" eylemini hayat tarzı kılanlardır. Onlar, refahın şımarıklığına kapılmayıp Allah'a olan minnetini koruyan yegane güvenilir (emin) topluluktur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X