اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ra'd Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
İman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt onlar içindir.
Tûbâ
"Tûbâ" (طُوبَىٰ) kelimesinin, onlara hayırlar verilecek ve onlar gıpta edilecekler anlamına geldiği söylenmiştir. En güzel şeyler ve en büyük nimetler onlara verilir anlamına geldiği de söylenmiştir. Eğer hayra ulaşırsan sana ne mutlu! diye de söylenmiştir. Habeş dilinde veya Hintçe’de cennetin adı olduğu, cennetteki bir ağacın ismi olduğu da söylenmiştir; bu ağacın kökleri Resûlullah'ın (s.a.) evinde, dalları da ümmetinin evlerindedir. Eğer onun cennette bir ağaç olduğu rivayeti doğru ise, o zaman ayetin doğru anlaşılması için mutlaka onun öncesinde bir şey olması gerekir; sanki Ehl-i Kitap onun kendilerine ait olduğunu iddia etmişler, Cenab-ı Hak da onlara değil müminlere ait olduğunu haber vermiştir. Onlar şöyle diyorlardı: "Yahudi veya hıristiyan olanlar hariç, hiç kimse cennete giremeyecek". Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Bilakis, kim güzel niyet ve davranış sahibi olarak kendini Allah'a teslim ederse Rabb'inin katında onun mükafatı vardır". Onlar cennetin kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdi, Allah da cennetin onlara değil, aksine ihlasla kendini Allah'a teslim edenlere ait olduğunu haber vermektedir. Buna göre onlar Tûbâ ağacının da kendilerine ait olduğunu iddia etmişlerdi, fakat Allah onlara değil, iman edenlere ait olduğunu haber veriyordu. Ayet-i kerime şayet Arap müşrikleri hakkında gelmişse, onlar ölümden sonra dirilmeyi, cenneti ve cehennemi inkar ediyorlardı, bu durumda onların şöyle demiş olmaları muhtemeldir: Eğer iddia ettiğiniz gibi öldükten sonra dirilmek varsa ve orada cennet ve Tûbâ ağacı da varsa, onlar bize aittir. Nitekim Allah onların şöyle dediklerini haber vermektedir: "Hiç şüphem yok ki, orada bunun yerine daha iyisini bulurum".
Bazıları şöyle dedi: Tûbâ, Cenab-ı Hakk'ın, insanların kazandıkları sevaplarını övmek ve gıpta ettirmek için kullandığı bir kelimedir. Bazıları da şöyle söyledi: Tûbâ, Cenab-ı Hakk'ın dostları için hazırlamış olduğu bir lütuf ve ihsandır, onun mahiyeti kitaplarda zikredilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
Ellezîne (الَّذِينَ)
İbn Fâris, bu kelimenin temel işlevinin belirli bir grubu diğerlerinden ayırarak işaret etmek (tayin) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir ilgi zamiri (ism-i mevsûl) olarak bu kelimenin, kendisinden sonra gelen "iman" ve "salih amel" niteliklerini, müjdenin muhatabı olan topluluğa bağlayan bir köprü vazifesi gördüğünü ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, kurtuluşa erecek olanların ahlaki kimliğini tanımlayan bir başlangıç unsuru olarak analiz edilir.
Âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün (e-m-n) "güven, korkunun zıddı, kalbin sükuneti ve doğrulama" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanı "nefsin gerçeğe tam bir güven duyması ve onu tasdik etmesi" olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, sadece zihinsel bir kabulü değil, kalbin ilahi hakikate sarsılmaz bir güvenle bağlanma halini temsil eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu vurgulamakla birlikte, dini bir terim olarak "inanç" anlamını pekiştirmesinde Süryanice (haymanûthâ) ve Aramice kullanımların etkisine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, iman kavramını Kur'an'ın etik-dini sisteminde "nankörlük" (küfür) kavramının tam zıddı olan bir "ontolojik teslimiyet ve güven" hali olarak analiz eder.
Ve Amilû (وَعَمِلُوا)
İbn Fâris, (a-m-l) kökünün bir şeyi kasten ve bir amaç doğrultusunda yapmak anlamına geldiğini belirtir. Bunu, her türlü eylemi kapsayan "fiil"den ayırarak, bilinçli ve süreklilik arz eden işler için kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "amel" eyleminin bu ayette imanın pratik bir dışavurumu olduğunu, kişinin inancını eylemle tahkim etmesini temsil ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi "iman" ile birlikte zikredilerek "dinî bir eylem kategorisi" haline geldiğini, müminin iç dünyasındaki dönüşümün dış dünyadaki yapıcı yansıması olduğunu analiz eder.
Es-Sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)
İbn Fâris, (s-l-h) kökünün fesadın (bozulmanın) zıddı olduğunu, bir şeyin tam, düzgün, uygun ve faydalı olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salih" kavramını hem bireysel ahlakın düzgünlüğü hem de yapılan işlerin ilahi rızaya ve varlık nizamına uygunluğu olarak tanımlar. Ayette "amel" ile birleşerek, sadece iyi niyetli değil, aynı zamanda hem bireye hem de topluma gerçek fayda sağlayan, evrensel iyiliğe matuf eylemleri temsil eder. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "yaratılış gayesine uygun, yapıcı ve onarıcı faaliyetler" anlamında bir karakter nitelemesi olduğunu analiz eder.
Tûbâ (طُوبَىٰ)
İbn Fâris, (t-y-b) kökünün temizlik, lezzet, güzellik ve hoşluk anlamına geldiğini belirtir. Bir şeyin en saf ve en iyi hali "tayyib" olarak adlandırılır. Râgıb el-İsfahânî, "tûbâ" kelimesini "en büyük mutluluk, en iyi hayat ve bitmek bilmeyen güzellik" olarak tanımlar; bazı rivayetlere dayanarak bunun cennetteki özel bir ağaç veya makam olduğunu ifade eder. El-Cevâlîkî, kelimenin Habeşçe (Etiyopya dili) veya Hintçe kökenli olduğuna dair görüşleri naklederken, Arapça "et-tayyib" (en hoş olan) köküyle olan semantik uyumuna dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçe (tôba) veya Süryanice (tûbayk/ne mutlu sana) formlarıyla olan tarihsel ilişkisini inceler ve bunun "kutluluk/mutluluk" anlamında teknik bir terim olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin yabancı kökenli olup Arapçalaştığını savunan dilcilerin görüşlerine yer verir ve bunun "en güzel akıbet" anlamını karşıladığını analiz eder.
Ve Husnu (وَحُسْنُ)
İbn Fâris, (h-s-n) kökünün her türlü güzellik, hoşluk, tamlık ve mükemmellik anlamına geldiğini belirtir. Çirkinliğin (kubh) zıddıdır. Râgıb el-İsfahânî, "husn" kelimesinin burada ulaşılan sonucun hem estetik hem de ahlaki açıdan en üstün derecede olduğunu ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın "estetik-etik" hiyerarşisinde en üst basamağı temsil eden, ilahi rıza ile mühürlenmiş mutlak iyilik olarak analiz eder.
Meâb (مَآبٍ)
İbn Fâris, (e-v-b) kökünün bir yere dönmek, rücu etmek ve sığınmak anlamına geldiğini belirtir. Özellikle bir yolculuğun sonunda asıl merkeze dönmeyi ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "meâb" kelimesinin bir kimsenin döneceği, sığınacağı ve son durağı olan mekan anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, dünya hayatındaki çabaların sonunda müminin kavuşacağı "ebedi ve huzurlu varış yeri" (cennet) olduğunu analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "eskatolojik dönüş" vizyonu içinde değerlendirir; ona göre meâb, insanın ontolojik kaynağına (Allah'a) en güzel şekilde geri dönüşünü simgeler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "nihai istikamet" anlamında kullanıldığını ve önceki ayetlerde kâfirler için zikredilen "kötü yurt" (sûe'd-dâr) ifadesinin tam karşıtı olan "hayırlı sonuç"u nitelediğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla