وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nûr Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Vekul lilmu/minâti yaġdudne min ebsârihinne veyahfazne furûcehunne velâ yubdîne zînetehunne illâ mâzahera minhâ(s) velyadribne biḣumurihinne ‘alâ cuyûbihin(ne)(s) velâ yubdîne zînetehunne illâ libu’ûletihinne ev âbâ-ihinne ev âbâ-i bu’ûletihinne ev ebnâ-ihinne ev ebnâ-i bu’ûletihinne ev iḣvânihinne ev benî iḣvânihinne ev benî eḣavâtihinne ev nisâ-ihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi-ttâbi’îne ġayri ulî-l-irbeti mine-rricâli evi-ttifli-lleżîne lem yazherû ‘alâ ‘avrâti-nnisâ-/(i)(s) velâ yadribne bi-erculihinne liyu’leme mâ yuḣfîne min zînetihin(ne)(c) vetûbû ila(A)llâhi cemî’an eyyuhâ-lmu/minûne le’allekum tuflihûn(e)
-
“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, hizmetlerinde bulunan köleleri ve câriyeleri, cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allaha tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz!'
Mahremiyet, Örtünme ve Başörtüsü
Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Abdullah b. Mesûd’dan rivayet edildiğine göre o, açıkta kalanlardan başka meâlindeki beyan hakkında rida (pelerin) ve giysi demiştir. İbn Abbâs Açıkta kalanlardan başkaya sürme ve yüzük demiştir. Bİr başka rivayette de el ve yüzdür. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre “açıkta kalanlardan başka’yı bilezik ve yüzük (kulb ve fetha) diye açıklamıştır. Fetha (فَتْخَة) ayak parmağına takılan yüzük demektir. Abdullah’tan şöyle nakledilmiştir: Zînet iki çeşittir: İç zînet ki onu kocadan başka kimse göremez, dış zînet ise elbisedir. İç zînet taç, bilezik ve yüzüktür”. Eğer âyetin yorumu îbn Mesûd’dan rivayet edildiği şekilde açıkta kalanlardan başka meâlindeki beyan elbise ve başkası ise o takdirde âyette, yabancı kadının yüzüne bakmanın helâl olmayacağına işaret vardır. Yok, îbn Abbâs’ın dediği gibi ise o takdirde âyet kadının yüzüne şehvet olmaksızın bakılabileceğini gösterir. Eğer Hz. Âişe’nin dediği gibi bilezik ve yüzük ise, o takdirde kadının ellerine ve ayaklarına bakmanın caiz olduğunu gösterir. Çünkü bu iki uzuv açıkta olan uzuvlardır. Görmez misin ki abdestin yıkanması farz kılınan el ve ayak zahir olan organlardandır. Eğer durum böyle İse o takdirde kadının ayakları açık iken namazının caiz olacağına dair bir delil vardır. Kadının yüzüne şehvet olmaksızın bakmak caizdir. Ancak gözü yere doğru indirmek ve bakmamak daha uygun ve daha nezihtir. Şu âyette ifade edildiği gibi: “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, [onların hür kadınlar olduğunun] tanınıp [câriyeler gibi] rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır”. Kadının yüzünü örtmeyebileceği ve erkeğin de kadının yüzüne bir ihtiyaç olmadan bakmasının uygun olmayacağına işaret eden delil, Hz. Peygamberin (s.a.) Hz. Ali’ye söylediği şu sözüdür: “İlki senin için ama arkasından gelen senin için değildir”. Bazı rivayetlerde de “Birincisi senin için, arkasından geleni ise senin aleyhinedir”. Çünkü sanki o ikinci defasında bakışını kalbinde meydana gelen bir şehvete vesile yapmış olmaktadır. Bir kadınla evlenmek isteyen kimseye ona bakmasına izin verilmiştir. Bu da gösteriyor ki erkeğin kadının yüzüne bakması haram değildir. Çünkü eğer haram olsaydı o takdirde Hz. Peygamber (s.a.) kimseye izin vermezdi. En doğrusunu Allah bilir ya, biz şuna kaniyiz ki kadının yüzüne bakmanın haram olmaması erkeğin kalbinde bundan dolayı bir şehvetin ortaya çıkmamasına bağlıdır. Eğer bunda bir şehvet duyarsa ve bunun hoşlanmadık bir duruma götüreceğinden de emin olmaz ise o takdirde kadının yüzüne bakması ona yasaktır. Ancak evlenmek için onu tanımak istiyorsa o takdirde bu konuda kendisine ruhsat verilmiştir. Rivayete göre Mugîre bir kadınla evlenmek istemişti. Hz. Peygamber (s.a.) ona “Git ve ona bak. Çünkü bu aranızda muhabbet ve ünsiyetin oluşması için daha uygundur” buyurdu. Bazı haberlerde de şöyle buyurmuştur: “Sizden biri bir kadına talip olduğu zaman ona bakmasında bir sakınca yoktur!” Sakınca olmaması ancak onunla evlenmek istemesi halinde -kadın bilmese bile- böyledir.
Genç kadın için en güzel ve üstün olanı erkeklere karşı yüzünü ve ellerini örtmesidir. Bu haram ve günah olduğu için değil, aksine bu konuda şehvetin hâsıl olması ve fitneye mâruz kalması endişesindendir. Eğer bakan kimse açısından bir şehvet kaygısı yoksa erkeğin iyice yaşlı olması, kadının çirkin olması ya da kocakarı olması gibi bir durumda bu gibilerine bakmada herhangi bir sakınca yoktur. Böyle olmayanlara ise bakılmaz.
Bu konuda asıl delil Allah Teâlanm şu buyruğudur: “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır". Ellerin ve yüzün avret olmadığını gösteren hususlardan biri de kadının avret yeri açık iken namaz kılamamasıdır. Oysaki kadın yüzü, elleri ve ayakları açık iken namaz kılabilmektedir. Mademki öyle bu durum, şehvet bulunmaması halinde kadının bu organlarına bakmanın caiz olduğunu gösterir. Eğer şehvet olacaksa o takdirde onun bu fiili Hz. Peygamber’in şu buyruğuna dâhil olur: “Gözler zina eder!” Çünkü gözlerin zinası ancak şehvetle bakmak suretiyle olur. Bakış şehvet İle olduğu zaman o takdirde Hz. Peygamber'in ifadesinin kapsamına girer.
Hz. Peygamberden (s.a.) rivayet edilen haberde yüzün ve ellerin avret olmadığına dair işaret vardır. O da Hz. Âişelden gelen şu rivayettir. Hz. Âişe dedi ki: Kız kardeşim Esma benim yanıma girmişti. Üzerinde ince Şam üretimi bugün sizin "sıfâk” dediğiniz türden şeffaf bir elbise vardı. Hz. Peygamber (s.a.) dedi ki; “Bu, Nûr sûresinin sevmediği bir elbisedir” Ona emretti de çıkardı. Dedim ki: “Yâ Resûlallah! Kız kardeşim beni ziyaret etti ve siz ona dediklerinizi dediniz”. Buyurdu ki: “ Ey Âişe! Hür kadın âdet görmeye başladı mı onun yüzünden ve elinden başka bir yerinin görünmesi uygun olmaz!” Eğer bu hadis sabit ise o bizim sözünü ettiğimiz hususu beyan etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Yukarıda belirtmiştik ki kadının, mahremleri olmayan erkeklere bakması mekruhtur. Nitekim erkeğin de yabancı kadına bakması mekruhtur. Görmez misin ki rivayete göre iki kör Hz. Peygamber’in yanma girmişlerdi. Eşlerinden bazıları da onun yanında idiler; Âişe ve bİr diğeri. Hz. Peygamber onlara “Kalkın!” dedi. Onlar “Adamlar kör yâ Resûlallah!” dediler. Hz. Peygamber onlara: "Onlar her ne kadar kör iseler de sizler kör değilsiniz ya!” dedi. Ya da buna benzer bir söz söyledi. Bu bizim söylediklerimize delildir. Bu minvalde başka haberler de vardır. Halid b. Ma'dâhdan rivayet edilmiştir. Dedi ki: Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Allaha ve âhiret gününe inanan mümin bir kadının yanında bir mahremi yok iken bir erkeğin nefesini duyduğu bir yerde gecelemesi helâl değildir. Allaha ve âhiret gününe inanan bir erkeğin, yanında mahremi olmayan bir kadının nefesini duyduğu bir yerde gecelemesi helâl değildir”. Gelen bazı haberlere göre Hz. Peygamber (s.a.) kadının, kendisine mahrem olanlar dışında kimseye yüzü, elleri ve kendiliğinden açıkta olan kısımları hariç başka bir yerini göstermesine ruhsat vermemiştir. Hz. Peygamber Âişe’nin bileğini tutmuştu ve burası demişti.
Açıkta kalanlardan başka meâlindeki beyan hakkında Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Yüz ve elbisenin gözüken kısmı demiştir. Eğer sözünü ettiğimiz diğer organlar arasından istisna ederek “Yüz ve el hariç” şeklinde Hz. Peygamberden rivayet edilen yüz ve ele bakmaya ruhsat verdiğine dair hadis sabit ise o takdirde bu açıkta kalanlardan başka meâlindeki beyanm tefsiri olur. Sanki o şöyle demiş gibi olur: Yabancılara zînetlerini göstermesinler açıkta kalanlardan başka ki o da sürme ve yüzüktür. Sonra sürme yüzde, yüzük de elde olur. Zînetin belirtilmesi, yerinden kinâyedir. Çünkü zînetin kendisine bakmak -eğer zînetten maksat takı eşyası ise- herkese helâldir. Bundan da kimse bahsetmemiştir. Buradan da anlaşıldı ki zînetin belirtilmesinden maksat zînetin kendisi, takılan takı değil takıldığı yerdir. Sonra yabancı erkeklere bazı zînet yerlerine bakma ruhsatı verdi o da yüz ve el gibi açıkta kalan yerler olmaktadır. Bunların dışında görünmeyen ve kapalı yerlerde olan zînet yerleri için ruhsat vermedi.
Sonra onlardan mehârimi istisna etti ve Kocaları, babaları ... dışında kimseye süslerini göstermesinler buyurdu. Bu beyanla onlara bakma ruhsatı getirdi. Sonra kadının gizli zînet yerlerinden olan organları göğüsleri, kulakları -ki onlar baştandır-, baldırıdır. Sonra Allah Teâlâ baba ve birlikte saydığı diğerlerini koca ile bir araya getirmiştir. Oysa babanın kızının başından başka avret yerlerine bakmasının helâl olmadığı konusunda ihtilaf yoktur. Başta da kulaklar vardır. Kulaklarda da küpe vb. olabilir. Babanın kızının başına başörtüsü olmadan bakması caiz olduğuna göre zinet yeri olan göğsüne de bakabilir, çünkü orası da başörtüsünün örttüğü yerdir. Kollarına ve ayaklarına, ayaklarındaki halhal takılan yerlerine de bakabilir. Bunlar, yabancıların bakmalarının caiz olmadığı gizli zînet yerleridir.
Sonra yüze bakmanın yabancıya haram olması baştan ve diğer zînet yerlerinden daha uygundur. Çünkü yüz bütün güzelliklerin toplandığı yerdir. Diğer zînet yerleri ise yüz gibi güzellikleri bir araya getirmez. Ancak yüz dışında diğer zînet yerlerine bakmanın haram olması bizatihi avret yerleri olmasındandır. Avret yerine bakmak ise yabancıya haramdır. Çünkü oralara, yani zînet yerlerine bakmak sadece şehvet amaçlı olur. Şehvet ile bakmak ise haramdır. Kadınlara mahrem olan erkeklere gelince onlar, bu yerlere şehvetle bakmazlar ve böyle bir şeyi akıllarından geçirmezler. O yüzden de onlara ihtiyaç sebebiyle zînet yerlerine bakmaları mübah kılınmıştır. Mahrem olduğu halde bakarken şehvet endişesi taşıyan kimseler de bakamazlar. Aynı şekilde yabancı erkeğin de görünen zînet (yerlerine) bakması mübah olmakla birlikte şehvet endişesi halinde bakamaz.
Diğer zînet yerlerine baba ve diğerleri dâhil hiçbir kimsenin bakması helâl olmaz, bunlara sadece kadının kocası ile câriyenin efendisinin bakması helâl olur. Bu, Allah Teâlâ’nın şu buyruğunda açıklık kazanır: “Onlar kİ, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan câriyeleri bunun dışındadır”. Allah Teâlâ diğerlerinden kocaları ve câriye sahiplerini istisna etmiştir. Çünkü buralara bakmak sırf şehveti giderme amaçlı olur. Diğer mahremlerin, buralara bakmak için bir ihtiyaç da yoktur, O yüzden de buralara bakmak sadece şehvetini gidermek ve cinsel ilişkide bulunma hakkı olan kimselere mübah kılınmıştır ki onlar da koca ve câriyenin sahibidir. Buna göre avret iki kısımdır. Birinci kısım, mahrem olanlara duyulan bir İhtiyaca ve zarurete binaen bakmaları helâl olan kısım. İkincisi ise sadece kocalara helâl olup diğer mahrem yakınlara bir ihtiyaç ya da zaruret bulunmayacağı için bakmaları helâl olmayan kısımdır. Görmez misin ki câriyeye yabancı erkek, onu satın almak istediği zaman saçlarına, kollarına, baldırlarına ve göğüslerine bakabilmekte, başka yerlerine ise bakamamaktadır. Yabancı bir kimse için câriyenin belirtilen organlarına bakması caiz olduğu gibi mahrem yakını için de sözünü ettiğimiz ihtiyaca binaen kadının sözü edilen organlarına bakması caiz olur [diğer yerlerine bakamaz].
Sonra âyette mahrem yakınlar tamamen belirtilmiş sadece amcalar ve dayılardan söz edilmemiştir. Bazı müfessirler şöyle demişlerdir: Bu âyette amcalar ve dayılardan bahsedilmedi, çünkü kadın, amca ve dayı çocuklarına nikâh ile helâldir. Hal böyle olunca Allah Teâlâ bunların kadının niteliklerini kendi çocuklarına anlatmasını hoş görmedi. Yine buna bundan dolayıdır ki bazı âlimler müslüman kadının gizli zînetlerini yahudi ve hıristiyanlardan kâfir kadınlara açmasını mekruh görmüşlerdir, ola ki müşrik kadınlar müslüman kadınların hallerini müşriklere anlatırlar da onlar da o kadınlara karşı arzu duyarlar ve başlarına iş çıkarırlar. “Kadınları” anlamına gelen “nisâihinne” (نِسَائِهِنَّ) ifadesi müslüman kadınlar demektir. Lâkin bize göre şu da mümkündür: Amca ve dayıyı Allah’ın âyette zikretmeyişi sayılanların çok olması ve sözün uzaması yüzünden de olabilir. Ya da cins ve emsallerinden bahsedilenlerle yetinilerek onlardan söz edilmemiş de olabilir. Emsalleri ile ilgili ruhsatın belirtilmiş olması yeterlidir.
Yahut kadınları. Bu beyan farklı birkaç yoruma açıktır. Kadınlarından maksat bazı müfessirlerin izahına göre onlarla içli dışlı, devamlı birlikte olduğu kadınlar olabilir. Yahut yakınlarının ve mahremlerinin kadınlarıdır. Ya da kendisi ile aynı dinden olan kadınlardır ki onlar müslüman hanımlardır.
Sağ ellerinin mâlik olduğu. Birtakım müfessirler bunun aynen “Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan câriyeleri bunun dışındadır” meâlindeki ve benzeri âyetlerde geçen ifade gibi olduğunu söylemişlerdir. Birtakım müfessirler de hem câriyeler hem de erkek kölelerdir demişlerdir. Eğer murad-ı İlâhî câriyeler ise o açıktır. Yok, maksat câriye ve erkek köleler birlikte ise o takdirde bazı yorumcuların dediği gibi erkek kölenin kadın sahibesinin saçlarına bakması caizdir. Daha uygun gözükeni -en doğrusunu Allah bilir ya, erkek kölelerin değil sadece câriyelerin kastedilmiş olmasıdır. Bu tercihi âyetin sonunda belirtilen erkeklerden cinsel arzusu bulunmayan buyruğu altında olanlar meâlindeki beyan da destekler. Buradaki köle erkeklerdendir. Veya buyruğu altmda olanları belirtmiştir. Buyruk altmda olan kimse, -iğdiş edilmiş, iktidarsız ya da bunak (mâtuh) olsa bile- dediklerine göre bunların kadının sözü edilen yerlerine bakmaları hiçbir şekilde caiz değildir. Buna göre köle de öyledir. Onların yanma girme meselesi âyetin kapsamında gizlenmiş olarak (muzmar) vardır. Kadınlar, kölelerin ve buyruk altmdakilerin yanlarına girmeleri halinde hazırlıklı olurlar. Çünkü Allah “buyruk alımda olanlar" diye beyan etmiştir. Onlar kocaların buyruğu altında olanlardır. Bunların yanlarına girme vakti kadınlar tarafından bilinir ve ona göre de hazırlıklı olurlar ve örtünürler. En doğrusunu Allah bilin Görmez misin ki bir kadının kendi erkek kölesi ile yolculuğa çıkması helâl olmamaktadır. Bu da gösteriyor ki erkek kölesi kadının mahremi değildir. O yüzden de kölelerin hanımefendilerinin saçlarına bakmaları helâl değildir.
Şöyle bir itiraz yapılırsa: Câriyelerini ve kadınlarını belirtmenin mânası nedir o zaman? Her kadının diğer kadınların sözünü ettiğimiz yerlerine bakması caizdir.
Buna şu cevap verilir: Allah Teâlanm, kadının câriyelerini ve yabancı kadınları değil de müsİüman kadınlarını özel olarak anması yasak olduğu için değil âdab öğrenmek İçindir. Şöyle ki kadının câriyesine ve aynı evdeki diğer kadınlara karşı örtünmesi onları çokça görmesi sebebiyle sıkıntı verebilir. Yabancı kadınlan ise az görmesi sebebiyle güzelliklerini ve zînetlerini onlara karşı örtebilir. Görmez misin ki Allah Teâlâ kadına, gizlediği zînetleri bilinsin diye ayağım yere vurmasmı yasaklamıştır. Bunda hem erkeğin hem de kadının korunması ve Allah Teâlanın kendilerini uyarıp sakındırdığı haramdan onları uzak tutması vardır. Kadına bunu yasaklamanın şundan dolayı olması da uzak bir ihtimal değildir; Kadın, zînetini ve güzelliklerini yabana kadına açarsa, yabancı kadının ona karşı kalbinde bir bozukluk olması ve şehvet duyması endişesi olabilir. Hem erkekleri hem de kadınlan birlikte korumak amacıyla onlara zînetlerini göstermeyi yasaklamış olabilir. Çünkü onun güzelliklerini gören kadın gider bir erkeğe anlatır, o da bundan dolayı baştan çıkar ve ona ulaşabilmek için zorlamaya kalkışır. En doğrusunu Allah bilin
Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Hz. Âişeden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Bu âyet indiği zaman kadınlar izarlarını aldılar ve eklenti yerlerinden bölerek onlarla başlarını örtmeye başladılar”. Başörtülerini yakalarmm üzerinden bağlasınlar meâlindeki beyan hakkında İbn Abbâs’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Başörtülerini hiçbir yeri görünmeyecek biçimde göğüs ve gerdan üzerine sarkıtsınlar. İbn Abbâs şöyle devam etti: Bu âyet inmeden önce kadınlar başörtülerini Nabatlılar’m yapüğı gibi arkalarına salıverirlerdi. Bu âyet inince başörtülerini perdan ve göğüslerin üzerini örtecek şekilde bağladılar.
Âyette kadınların “dir‘” adındaki üst elbiselerinin yakaları bulunduğuna dair bir işaret vardır. Çünkü yaka sadece üst elbisede olur. O zamanki kadınların elbisesi böyle idi. Hz. Peygaınbcr’dcn (s.a.) rivayet edildiğine göre kadınlara ait giysiyi giyinmeyi erkeklere yasakladı ve kadınlara benzemeye çabalayan erkeklere de lanet etti. Yine rivayet edildiğine göre o (s.a.) kadının giyinişi gibi giyinen erkeğe, erkeğin giyinişi gibi giyinen kadına lanet etmiştir. îbn Abbâs’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.) erkeklerden kadınlara özenenlere, kadınlardan da erkeklere özenenlere lanet etti”. Ve sanki -en doğrusunu Allah bilir ya, erkekler için tek başına altta gömlek olmadan ferace giymeleri mekruhtur. Çünkü bu elbise kadın giysisidir. Ancak eteğinde yırtmaç olursa o takdirde kadın elbisesi olmaktan çıkar ve erkeklere mekruh olmaz. En doğrusunu Allah bilir.
“Velâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ” (وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا) kelâm-ı İlâhîsindeki “illâ mâ zahera minhâ” kısmının, yüze bakmak ancak ihtiyaç için mübah olabilir, ihtiyaç yoksa mübah olmaz diye anlaşılması mümkündür. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Dış giysilerini üzerlerine bürünsünler...” ve “Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur”. Buna göre kadının yüzüne bakmayı terketmek hem kadınlar hem de diğer insanlar için daha nezih olacaktır, ihtiyaç halinde İse bunda bir günah yoktur. O da erkeğin, şahitlik için tanıma amacıyla ona bakmasıdır.
Eğer şöyle bir soru sorulursa: Tedavi için yabancı erkeğin kadının gizli zînet yerlerine bakması caiz değil midir?
Buna şu cevap verilir: Bu ancak zaruret halinde caiz olur, bakma İhtiyacı durumunda ise caiz olmaz. Bizim buradaki meselemiz zaruret dışı hallerle ilgilidir, zaruretle ilgili değildir.
Kocaları... dışında kimseye süslerini göstermesinler. Kocayla ve sonuna kadar belirttiği diğer kimselerle ilgili olarak söz konusu edilen bakma ruhsatı zînet mahallindeki zînet yerlerine değil de zînetin bizzat kendisine bakma ruhsatı da olması mümkündür. O takdirde bu ruhsata, erkeklerden kadına karşı bir şehvet duymayan buyruk altındaki kimseler de dâhil olur. Çünkü zînet göğüstedir. Burada belirtilen zînet, elbisenin ardındaki göğüste olur.
Mahrem yakınlar için gizli zînet yerlerine bakabilmelerine İlişkin ruhsat, bu âyetten başka bir delil üe verilmiş olur. Yahut mahrem yalanlar ve onlann dışmda sahip olunan köleler ve erkeklerden kadma ihtiyaç hissetmeyen kimseler için verilen bakma ruhsatı aslında onların yanına girme ruhsatı olabilir. Bu durumda "ed-Dühûr" kelimesi gizli olarak âyette (muzmar) olmuş olur. Sanki şöyle demiş gibidir: Zînetlerini kocalan ve mahrem yakınlardan sözü edilenler hariç kimseye açmasınlar. Onların yanlarına köleler ve erkeklerden buyrukları altındakiler ve kadınlara karşı bir arzu duymayanlardan başka kimse girmez. Bunların yanlarına girerken kadınlar tedbirli olsunlar ve örtünsünler. Onlann giriş vakitleri kadınlarca malumdur ve ona göre de hazırlıklı olurlar. Çünkü erkek köleler efendilerinin ve sahiplerinin yanına onların kendilerine İhtiyaç duydukları zamanlarda girerler. Buyruk altında olanlar kocaları yanlarında olduğu zaman yanlarına girerler, onlar da buna göre [örtünme için] hazırlıklı olurlar, Böylesi bir gizleme (İzmâr) kelâmda caizdir ve bu istisna sebebiyle ortaya çıkar. Tıpkı şu ilâhı beyanda belirtildiği gibi: “İhramda bulunduğunuz sırada avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, size bildirilecek olanlar dışındaki “enam” (أنعام) denen hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Şüphesiz Allah dilediği gibi hükmeder”. Burada "gayra muhilli’s-saydi" kavl-i celîli göstermektedir ki av tekraren belirtilmiş olmaktadır. Zira eğer belirtilmiş olmasaydı o takdirde ondan İstisna edilmezdi. Buna göre birincide zinet yerlerine bakmak kendilerine caiz olmayanlar hakkında olmak üzere, yanlarına girmek zikredilmeyip gizlenmiş olarak var sayılması (izmâr), açma ruhsatının sadece mahrem yakınlar için öngörülmesi ihtimalini akla getirir. Ya da yukarıda geçtiği üzere bizim belirttiğimiz şekilde olması da mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler. Bazı müfessirler şöyle demiştir: Bunlar, artık kadınlara ihtiyaç duymayan iyice yaşlı kimselerdir. Bazıları da “Kadınlara karşı arzu duymayan ve kocaların da kıskanmayacağı bunamış kimsedir, demişlerdir.
Bazıları ise şöyle demiştir: “Înnîn” iktidarsız ve iğdiş edilmiş ve cinsel ilişkiye muktedir olamayan kimselerdir” demişlerdir. Ancak bize göre iktidarsız ya da iğdiş edilmiş bir erkeğin yabancı bir kadınla baş başa kalması caiz değildir. Hasan-ı Basrî dedi ki: Cinsel arzusu bulunmayan erkekler kadın tabiatlı (muhannes) kimselerdir. Hz, Âişenin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz, Peygamber’in (s.a.) hanımlarının yanına kadın tabiatlı (muhannes) biri girer çıkardı. Onu kadınlara karşı arzu duymayanlardan sayarlardı. Devamında şöyle dedi: Bir gün Hz. Peygamber (s.a.) o kişinin bir kadını tasvir etmesi anında yanıma girmişti. Hz. Peygamber: “Bunun bu işlere aklı ermez sanıyordum. Bundan böyle sizin yanınıza asla girmeyecek!” dedi ve onun, yanlarına girişini engellediler. Nakledildiğine göre Ümmü Seleme anlatmıştır: Hz, Peygamber’in (s.a.) kendisinin yanına geldiğini ve o sırada kendi yanmda kadın tabiatlı (muhannes) biri bulunuyordu. O sırada bu adam Ümmü Sekmenin kardeşine döner ve ona: “Yâ Abdullah! Eğer AUah size yarın Taif’in fethini nasip ederse ben sana Gaylân’ın kızını göstereceğim, o var ya [semizliğinden] dört kıvrım ile gelir sekiz kıvrım ile döner...” der. Bunu duyunca Hz. Peygamber “Bunun bu gibi şeyleri bilmediğini sanıyordum. Sizin yanınıza bir daha asla girmeyecek!” dedi.
Cinsel arzusu bulunmayan. Bazıları dediler ki: Bunlar karınlarından başka bir şey düşünmeyenler ve kadınlara dair endişe duyulmayan kimselerdir. Bu izahların hepsi de birdir ve bunlar sonuçta kadınlara ihtiyaç duymayan kimselerdir.
Ebû Avsccc dedi ki: “el-irbe” (الْإِرْبَةِ) ihtiyaç demektir. "el-Ârab" (الْآرَاب) çoğuludur. Ibn Kuteybe de böyle söylemiştir. İbn Abbâs ise "Kadınların kendisinden çekinmediği kimsedir" demiştir.
Kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar. Bazı müfessirler şöyle demiştir; Burada maksat “ıttılâ” yani farkına varma, anlama demektir. Küçüklükten henüz neyin ne olduğunun farkına varamayan, anlamayan, kavramayan demektir. Bazıları ise Kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar meâlindeki beyanı henüz ergenlik çağına ulaşmayan çocuklar diye yorumlamıştır. Bize göre önceki yorum uygun olanıdır. Şöyle ki henüz ergenlik yaşına gelmemiş çocuklar, yerine göre bazı vakitlerde izin isteme ile memurdurlar. Şu İlâhî beyan bunu gerektirmektedir: “Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve .sizden henüz büluğ çağına ermemiş olanlar (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler”. Burada izin istemesi emredilen henüz ergenlik çağma gelmemiş çocuktur. Bu çağda kadınların avret yerlerine muttali olabilir. İzin isteme İle emrolunmayan ise, ondan daha küçük olan çocuktur ki o da küçüklüğü sebebiyle henüz kadınların avret yerlerinin farkında olmayan çocuktur. En doğrusunu Allah bilir.
Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Yani halhallann birbirine çarparak ses çıkarmasını sağlamak için ayaklarını birbirine vurmasın. Gizledikleri süsleri bilinsin diye. Yani elbisenin gizlemiş olduğu zînetin bilinmesi için ki o da elbisenin örtebileceği halhaldir. Kadına, gizlediği zînetini erkeklerin bilmesi için ayaklarım vurması yasaklanmıştır. Bu onun için mahzurludur çünkü bu erkekleri kendisine karşı tahrik ve teşvike yol açar. Zira zînet esas itibariyle kendilerine karşı bir arzu uyandırmak ve dikkat çekmek içindir. O, bakmaya ve şehvet duymaya davetiye çıkarır. Onun terkinde ve kadının varsa zînetini göstermemesi hem kendisini koruması hem de erkeklerin korunmasını sağlar, bu şekildeki bir tutum onları zînetten ve onun uyandıracağı arzudan uzak tutmayı temin eder. Genç kadının yüzünü açmasının, erkeğin de şehvetle ona bakmasının erkek İçin sakıncalı ve yasaklanmış olması daha doğru gözükmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz! Bunun iki izaha ihtimali vardır: Biri şudur: Allah’a tövbe edin meâlindeki beyan itaat etmek ve boyun eğmek suretiyle Allah’a dönün ki felaha eresiniz. Ya da şöyledir: Allah’a tövbe edin, yani işlemiş olduğunuz günahlardan ve mâsiyetlerden vazgeçin onların yerine ona itaat edin ki Allah işlemiş olduğunuz mâsiyetleri affetsin. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Zînetehunne (زِينَتَهُنَّ)
Kelimenin kökü ze-ye-nun (ز ي ن) harfleridir. Etimolojik olarak bir şeyi güzelleştirmek, süslemek, çirkinliğin (şeyn) zıddı olan estetik görünüm ve cazibe anlamlarına gelir.
İbn Fâris, Mekâyisü'l-Luğa eserinde bu kökün temel manasının "bir şeye güzellik katan, onu hoş gösteren unsur" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde zînet kavramını üçe ayırır: Zihinsel zînet (ilim ve inanç), bedensel zînet (güç ve doğal güzellik) ve harici zînet (takı, elbise ve makyaj). Ayetteki "zînetlerini göstermesinler" yasağının hem kadının doğal bedensel güzelliğini hem de bu güzelliği vurgulayan dışsal süs eşyalarını (takı, süslü elbiseler) kapsadığını tahlil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde bu kelimeyi Cahiliye döneminin "teberruc" (kadının güzelliğini ve zenginliğini ulu orta sergilemesi) geleneğine karşı İslami bir müdahale olarak inceler. İzutsu'ya göre "zînet", insanın fıtri estetik arzusudur; Kur'an bu arzuyu yok etmez, ancak onun kamusal alandaki teşhirini sınırlayarak mahremiyet (private sphere) sınırları içine çeker.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin fıkhi çerçevesini değerlendirirken, zînetin mutlak olarak haram kılınmadığını, sadece "görünürlüğünün" (yubdîne) belirli bir mahremiyet halkası (eş, baba, kardeş vb.) ile sınırlandırıldığını belirtir.
Zahera (ظَهَرَ)
Kelimenin kökü zı-he-ra (ظ ه ر) harfleridir. Etimolojik olarak ortaya çıkmak, görünür olmak, belirginleşmek, galip gelmek ve sırt anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "gizliliğin (batın) zıddı olan aleniyet, yükseklik ve belirginlik" bulunduğunu ifade eder. İnsanın sırtına "zahr" denilmesi, bedenin en geniş ve belirgin yüzeyi olmasındandır.
Râgıb el-İsfahânî, "zuhur" eyleminin bir şeyin duyularla veya akılla kavranacak şekilde açıkça ortada bulunması olduğunu belirtir. Ayetteki "illâ mâ zahera minhâ" (kendiliğinden görünen kısımlar hariç) istisnası, kadının kendi kastı ve iradesi dışında, hareket ederken veya çalışırken mecburen açığa çıkan, gizlenmesi fıtraten zor olan kısımları (dış elbise vb.) ifade eden etimolojik bir ruhsattır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkıh alimlerinin bu kelime üzerindeki tartışmalarını aktarır. "Kendiliğinden görünen" (mâ zahera) ifadesinin, kadının sosyal hayatta ihtiyaç duyduğu yüz ve eller gibi uzuvları kapsadığı yönündeki genel kabul, kelimenin kökenindeki "fıtri belirginlik ve mecburi görünürlük" manasına dayandırılır.
Humurihinne (خُمُرِهِنَّ)
Kelimenin kökü hı-mim-ra (خ م ر) harfleridir. Etimolojik olarak bir şeyi örtmek, gizlemek, perdelemek ve üstünü kapatmak anlamlarına gelir. Tekili "hımâr"dır.
İbn Fâris, kök anlamının "setr" (örtmek) olduğunu yineler. Şaraba "hamr" denilmesi de, insanın aklını, şuurunu örtüp perdelemesindendir.
Râgıb el-İsfahânî, "hımâr" kelimesini kadının başını örttüğü, saçını ve boynunu gizleyen örtü olarak tanımlar.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an eserinde bu kelimenin Sami dilleri havzasındaki kullanımını inceler. Süryanice ve Aramicede de başı örtmek ve gizlenmek anlamlarında kullanılan bu kökün, Geç Antik Çağ Ortadoğu'sunda kadınların saygınlık ve mahremiyet sembolü olarak başlarına aldıkları örtüyü tanımlayan ortak bir kültürel ve dilsel miras olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin Medine toplumundaki sosyolojik karşılığına dikkat çeker. Örtünme eylemi, kadını nesneleştiren bakışlara karşı ona bir "saygınlık ve dokunulmazlık" (setr) kazandıran ahlaki bir zırhtır. Hımâr, kadının kendi varoluşunu kamusal alanın işgalinden koruduğu etimolojik bir perdedir.
Cuyûbihinne (جُيُوبِهِنَّ)
Kelimenin kökü cim-ye-be (ج ي ب) harfleridir. Etimolojik olarak bir şeyin açıldığı yer, yarık, oyuk, cep ve elbisenin yaka (göğüs) yırtmacı anlamlarına gelir. Tekili "ceyb"dir.
İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin içinde açılan boşluk veya yırtık" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ceyb" kelimesini elbisenin boyundan göğse doğru inen açıklığı (yakası) olarak tanımlar. Ayette "örtülerini yakalarının (cuyûb) üzerine vursunlar" emrinin verilmesi, Cahiliye dönemindeki başörtüsü bağlama şekline (örtünün arkaya atılıp göğüs yırtmacının açık bırakılması) etimolojik ve ahlaki bir müdahaledir.
Angelika Neuwirth, kelimeyi bedensel bütünlük ve mahremiyetin inşası bağlamında analiz eder. Açık bırakılan "yaka/göğüs yarığı" (ceyb), bedenin teşhire açık olan zafiyet noktasıdır. Kur'an, örtünün (hımâr) bu boşluğu kapatacak şekilde sarkıtılmasını emrederek, kadının fiziksel sınırlarını dış dünyanın görsel tahakkümüne karşı net bir şekilde mühürler.
Buûletihinne (بُعُولَتِهِنَّ)
Kelimenin kökü be-ayn-lam (ب ع ل) harfleridir. Efendi, sahip, koca, yüksek yer ve put (Baal) anlamlarına gelir. Tekili "ba'l"dir.
İbn Fâris, kök anlamının "yükseklik, üstünlük ve bir şeye sahip olma" olduğunu belirtir. Susuz yetişen, kökleri derin ağaçlara da bu yüksek dirençlerinden ötürü ba'l denir.
Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami dinlerindeki "Ba'al" (Fırtına ve Bereket Tanrısı, Efendi) kelimesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu inceler. Kelime, zamanla mitolojik/ilahi "efendi" anlamından sekülerleşerek, Arapçada ailenin başı, evin hakimi ve "koca" anlamında sosyolojik bir terime evrilmiştir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan eserinde bu anlamsal kaymayı ontolojik bir devrim olarak okur. Kur'an, şirki reddederek mutlak rububiyeti (efendiliği) sadece Allah'a tahsis etmiş; "ba'l" kelimesini ise ilahi bir sıfat olmaktan tamamen çıkarıp, sadece karı-koca ilişkisindeki ailevi bir statüyü (koca) tanımlayan hukuki bir kavrama indirgemiştir.
İrbeti (الْإِرْبَةِ)
Kelimenin kökü elif-ra-be (أ ر ب) harfleridir. Şiddetli ihtiyaç, cinsel arzu, kurnazlık, beceri ve bedensel uzuv anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün "insanın içindeki yoğun ihtiyaç ve bir şeyi elde etme mahareti/kurnazlığı" manalarına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bu ayetin bağlamında spesifik olarak "kadınlara duyulan cinsel ihtiyaç ve arzu" olarak tanımlar. "Gayri ulil irbeti" (irbe/ihtiyaç sahibi olmayan) ifadesi, yaşlılık, fiziksel veya zihinsel kusur gibi nedenlerle kadınlara karşı cinsel bir arzusu (ihtiyacı) bulunmayan, dolayısıyla mahremiyet açısından tehdit oluşturmayan erkekleri etimolojik olarak sınıflandırır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, fıkhi olarak "irbe" kavramının sınırlarını çizer. Bir erkeğin bu istisna (yanında zînetin açılabileceği kişiler) grubuna girebilmesi için, köken anlamındaki "şiddetli ihtiyaç ve arzu" duygusundan anatomik veya psikolojik olarak tamamen yoksun olması gerektiği vurgulanır.
Avrâti (عَوْرَاتِ)
Kelimenin kökü ayn-vav-ra (ع و ر) harfleridir. Kusur, eksiklik, açıldığında utanılacak yer, korumasız bölge ve çıplaklık anlamlarına gelir. Tekili "avret"tir.
İbn Fâris, kök anlamının "bir şeydeki bozukluk, zafiyet ve görünmesi kişiye utanç veren durum" olduğunu belirtir. Düşman saldırısına açık olan sınır boylarına (zayıf noktalara) da avret denir.
Râgıb el-İsfahânî, "avret" kelimesini insanın fıtraten açılmasından haya ettiği (kızardığı) beden kısımları olarak tanımlar. "Çocukların kadınların avretlerini henüz fark etmemiş/anlamamış olması", onların henüz cinsellik ve mahremiyet şuurundan (utanma duygusundan) yoksun, saf bir algı seviyesinde olduklarını ifade eder.
Dücane Cündioğlu, avret kavramının psikolojik ve ontolojik boyutunu tahlil eder. Avret, sadece fiziksel çıplaklık değil, insanın varoluşsal "açıklığı" ve "savunmasızlığıdır". Utanma duygusu (haya) fıtridir; bu zafiyet alanının (avretin) örtülmesi, insanın melekütî (yüce) yönünü koruma altına alıp hayvani güdülerden sıyrılmasıdır.
Tuflihûn (تُفْلِحُونَ)
Kelimenin kökü fe-lam-ha (ف ل ح) harfleridir. Yarıp açmak, toprağı sürmek, çalışmak, kurtuluşa ermek, arzulanan hedefe ulaşmak ve ebedi mutluluk anlamlarına gelir.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "yarmak ve kesmek" eyleminin bulunduğunu belirtir. Toprağı yarıp tohum eken çiftçiye "fellah" denilmesi bundandır.
Râgıb el-İsfahânî, "felah" kavramını insanın dünyada veya ahirette hedeflediği şeye ulaşması (zafer) olarak tanımlar. Çiftçinin toprağı sürmesindeki (yarmasındaki) emek gibi, felah da ancak ciddi bir ahlaki çaba, ter dökme ve kurallara riayet etme neticesinde elde edilen ontolojik bir başarıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar eserinde felahı eskatolojik (ahirete dair) bir kavram olarak inceler. Felah, sadece dünyevi bir rahatlık değil, ruhun kurtuluşudur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kapanışındaki bu kelimeyi hukuki düzenlemeler ile nihai kurtuluş arasındaki bağ olarak analiz eder. Mahremiyet kuralları, başörtüsü (hımâr), bakışın kısılması ve tövbe (tûbû) gibi sosyal/hukuki direktiflerin ardına "umulur ki felaha (kurtuluşa) erersiniz" denilmesi; İslam ahlakında toplumsal edebin ve bedensel mahremiyetin, doğrudan cenneti (kurtuluşu) kazandıran varoluşsal bir "tohum ekme" (felah) eylemi olduğunu etimolojik olarak mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla