Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nuh Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nuh Sûresi, 28. Ayet

    رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِناً وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَاراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbi-ġfir lî velivâlideyye ve limen deḣale beytiye mu/minen velilmu/minîne velmu/minâti velâ tezidi-zzâlimîne illâ tebâra(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabbim! Beni, annemi, babamı, evime inanmış olarak giren kimseleri, bütün inanan erkekleri ve bütün inanan kadınları bağışla. Zâlimlerin ise daima helâkini arttır."

      Rabbim! Beni, annemi, babamı, evime inanmış olarak giren kimseleri... bağışla. Hz. Nuh, duasını genelden özele doğru yapmaktadır. Önce kendisi sonra anne ve babası ve ardından evine girenler için dua etmektedir. Bundan sonra duasını genelleyerek bütün müminleri kapsayacak şekilde duasını genişletmiştir. Hz. Nuh’un duasında iki istek mevcuttur. Biri müminler için bağışlanma ve tövbe etme, diğeri de kâfirler için mahvolmak. Onun kâfirler için yaptığı beddua kabul edildi, şu halde bedduasının kabul edilip de hayır duasının kabul edilmemesi mümkün değildir.

      Zâlimleri ise daima helâk et. Bazıları âyetin son kelimesi olan “tebâran” (تَبَارًا) kelimesine kırma, zillet ve hakaret mânası vermiştir. Çünkü kelime “tebr” (تَبْر) kökünden türemiştir. Arapça’da kırılmış olan her şeye “tebr” denir. Hz. Nuh sanki şöyle demiş olmaktadır: Zâlimlerin dirençlerini, güç ve kuvvetlerini kırıp geçir. Kelimenin tevili böyle olursa, beddua zamanındaki zâlimlerle daha sonra gelen tüm zâlimler için olur. Bazıları “tebâr” “helâk” mânasınadır demiştir. Şayet mânası böyle ise beddua Nuh’un (a.s.) zamanındaki zâlimlere yönelik olur. Zira peygamberlerin kendilerine izin verilmedikçe bir kavim için beddua etmeleri mümkün değildir. Nuh aleyhisselâma bu izin sadece kendi kavmi için verilmişti; başka kavimler için böyle bir izin sabit olmamıştır. Bu konuda Hz. Peygamberden mütevatir bir haber gelmedikçe herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün bir şeye malik olmak, onu ıslah etmek, koruyup gözetmek ve kemale erene kadar kademe kademe yetiştirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyi var eden ve yöneten mutlak kudreti ifade ettiğini; Nuh'un "Rabbim" (Rabbi) şeklindeki nidasının, tüm dünyevi destekleri yitirdiği bir anda yegane gerçek otoriteye ve terbiye ediciye olan varoluşsal sığınışını yansıttığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin diğer Sami dillerindeki (Aramice ve Süryanice) efendi ve sahip anlamlarıyla dilsel akrabalığına dikkat çekerek, Kuran'ın bu terimi mutlak bir yaratıcı ve yönetici (rububiyet) konseptiyle sunduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Rabb kavramını kul (abd) ile olan diyalektik ilişkisi içinde ele alır ve bu hitabın peygamber ile Tanrı arasındaki en mahrem ve doğrudan iletişim bağı olduğunu analiz eder.

        İğfir (اغْفِرْ)

        İbn Fâris, ğ-f-r kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve bir kılıfa sokarak dış etkilerden korumak olduğunu belirtir; bağışlamanın (mağfiret), kişinin hatalarının üzerini örterek onu cezadan muhafaza etmesi sebebiyle bu kökten türediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu talebin sadece bir affedilme isteği değil, insanın noksanlıklarının ilahi rahmetle tamamlanması ve manevi kirlerden arındırılarak koruma altına alınması (setr) anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, mağfiret kavramını Kuran'ın ahlaki sisteminde ilahi gazabın panzehiri olarak tanımlar; insanın tövbe ve dua ile Tanrı'nın affedici iradesini (ğaffâr) harekete geçirme çabasını temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin peygamberin hem kendisi hem de inananlar için dilediği ontolojik bir temizlik ve hukuki sorumluluktan muafiyet talebi olduğunu belirtir.

        Vâlideyye (وَالِدَيَّ)

        İbn Fâris, v-l-d kökünün bir bütünden bir parçanın kopup dışarı çıkması, doğmak ve nesil vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vâlid" (baba) ve "vâlide" (anne) kelimelerinin insanın yeryüzündeki fiziksel varlık sebebi olan ebeveyni ifade ettiğini; ayetteki ikil (tesniye) kullanımın, Nuh'un tebliğ mücadelesinin en sonunda kendi köklerine ve ailesine duyduğu vefayı ve merhameti simgelediğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada peygamberin şahsi dua dairesinin ilk halkasını oluşturduğunu, biyolojik bağın ilahi rahmet talebiyle kutsandığını belirtir.

        Dehale (دَخَلَ)

        İbn Fâris, d-h-l kökünün bir şeyin iç kısımlarına nüfuz etmek, bir mekâna girmek ve "hurûc" (çıkmak) eyleminin zıttı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin sadece fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir halin veya bir topluluğun içine dahil olmak (iltihak) anlamına da geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin burada inanç temelinde gerçekleşen bir katılımı ifade ettiğini; Nuh'un davetine icabet ederek onun güvenli alanına girenleri temsil ettiğini analiz eder.

        Beytiye (بَيْتِيَ)

        İbn Fâris, b-y-t kökünün geceyi geçirmek, barınmak, sığınmak ve huzur bulmak için kullanılan mesken anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyt" kelimesinin insanın mahremiyetini ve can güvenliğini temsil eden özel alan olduğunu; ayette bu mekanın sadece fiziksel bir ev değil, iman edenlerin toplandığı ve ilahi koruma altına alınan bir sığınak (harem) olarak nitelendirildiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada Nuh'un gemisini veya onun tebliğ merkezini temsil eden sembolik bir "güvenlik alanı" olduğunu, bu alana dahil olmanın hakikate dahil olmakla özdeşleştiğini analiz eder.

        Mü'minen (مُؤْمِنًا) / el-Mü'minîne (الْمُؤْمِنِينَ) / el-Mü'minâti (الْمُؤْمِنَاتِ)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün korkunun zıttı olan huzur, güven duymak ve bir şeyi tereddütsüz tasdik etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının insanın kalbinde duyduğu derin emniyet hissiyle ilahi hakikati kabul etmesi olduğunu; bu kelimelerin inancı bir kimlik haline getiren erkek ve kadınları (mü'min/mü'minât) ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, iman kavramını Kuran'ın en temel "pozitif" terimi olarak tanımlar; bunun sadece bir zihni onay değil, insanın tüm varlığıyla Tanrı'ya güvenip teslim olduğu dinamik ve ahlaki bir süreç olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimelerin burada inananlar topluluğunun (ümmet) cinsiyet ayrımı gözetmeksizin evrensel bir dua ve rahmet halkasına dahil edildiğini gösterdiğini vurgular.

        Tezid (تَزِدِ)

        İbn Fâris, z-y-d kökünün bir şeyin aslı üzerine ekleme yapılması, büyüme ve çoğalma anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ziyade"nin mevcut bir durumun üzerine yeni bir katman eklemek olduğunu; bu ayette zalimlerin inatları ve suçları sebebiyle cezalarının ve yıkımlarının daha da artırılması yönündeki ilahi iradenin tetiklenmesini ifade ettiğini açıklar.

        ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)

        İbn Fâris, z-l-m kökünün bir şeyi ona ait olmayan bir yere koymak (haksızlık) ve karanlık (zulmet) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulmü adaletin zıttı olarak tanımlar ve hakkın sınırını aşan, ilahi otoriteye başkaldırarak hem kendine hem de topluma karanlık getiren kişileri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zalimlik kavramını Kuran'ın ahlaki lügatinde Tanrı'nın ayetlerini hiçe sayan ve evrensel dengeyi bozan varoluşsal bir "yoldan sapma" hali olarak analiz eder.

        Tebârâ (تَبَارًا)

        İbn Fâris, t-b-r kökünün bir şeyi kırmak, parçalamak, ufalamak ve bir yapıyı bütünüyle dağıtmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tebâr" kelimesinin mutlak bir helak, tam bir yıkım ve geri dönüşü olmayan bir yok oluş olduğunu; bir daha onarılamayacak şekilde parçalanan her şey için bu tabirin kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kuran'ın helak terminolojisi içinde "nihai son" olarak inceler ve inkarcıların hem dünyevi güçlerinin hem de uhrevi geleceklerinin kökten bir parçalanmaya uğramasını temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin zalimlerin kurduğu tüm sömürü sistemlerinin ve ideolojik yapıların ilahi adaletle un ufak edilerek tarihten silinmesini ifade eden en şiddetli yıkım terimi olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X