اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا د۪ينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ اَجْراً عَظ۪يماً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 146. Ayet
Daralt
X
-
Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı bağlanıp dinlerini yalnızca O'na özgü kılanlar başkadır. İşte bunlar müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere ileride büyük bir mükâfat verecektir.
Ancak tövbe edip hallerini düzeltenler müstesnâdır. İbn Abbas'ın bunu, nifaktan tövbe edenler ve amellerini düzeltenler diye açıkladığı rivayet edilmiştir. Allah'a sımsıkı bağlananlar, yani Allah'a güvenenler. Şöyle de denilmiştir: Ancak tövbe edenler... ve dinlerini yalnızca Allah'a özgü kılanlar başkadır. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Yani onlar, diğer müminler gibi olmuşlardır. İbn Mesûd ile Ubey b. [Kâb]'tan gelen rivayet şöyledir: Tövbe eden, sonra Allah'a, Resûlüne, Kur'ân'a ve daha önceki peygamberlere gönderilen kitaba iman edenler, sonra dinlerini sadece Allah'a özgü kılıp O'na sımsıkı bağlananlar müstesnâdır, onlar müminlerle beraberdir ve Allah müminlere büyük bir mükâfat verecektir. Dinlerini sadece Allah'a özgü kılarlar, meâlindeki ilâhî beyanı İbn Abbâs şöyle açıklanmıştır: Riyakârlık yapmazlar, onların içleri dışlarıyla aynıdır veya daha güzeldir.
Yorumu Yorumla
-
illâ (إِلَّا)
İstisna edatıdır. Önceki ayetteki (Nisa 145) münafıkların cehennemin en alt tabakasına itileceği o feci ontolojik hükmün, hangi şartlarda kaldırılabileceğini (istisnasını) bildirerek yeni bir kapı açar.
ellezîne (الَّذِينَ)
"O kimseler ki" manasında, affa liyakat kazanacak o spesifik gruba işaret eden ilgi zamiridir.
tâbû (تَابُوا)
İbn Fâris, t-v-b kökünün "geri dönmek, vazgeçmek ve eski duruma rücu etmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dinde "tövbe" kavramının; işlenen o nifaktan (ikiyüzlülükten) ve ihanetten duyulan derin bir pişmanlıkla, bütünüyle ilahi merkeze (fıtrata) "geri dönüş" eylemini nitelediğini açıklar. Sadece dille söylenen bir af talebini değil, eyleme dökülen mutlak bir rota değişikliğini temsil eder.
ve aslehû (وَأَصْلَحُوا)
İbn Fâris, s-l-h kökünün "fesadın (bozulmanın) zıddı olarak bir şeyi düzeltmek, onarmak ve barışmak" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, sadece pişman olmanın (tövbe) yetmediğini; münafıklık döneminde İslam toplumuna, kendi ruhuna ve diğer insanlara verdiği o feci yıkımı/zararı aktif eylemlerle "tamir/ıslah etmesinin" şart koşulduğunu detaylandırır.
va'tesamû (وَاعْتَصَمُوا)
İbn Fâris, a-s-m kökünün "tutunmak, korunmak, sığınmak ve bağlamak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ifti'al babında gelen (i'tisâm) bu fiilin; uçurumdan düşmekte olan birinin ipe sımsıkı, ölümüne sarılması gibi, ilahi kordona/nizama şiddetli bir aidiyetle "tutunmayı ve ondan koruma talep etmeyi" tanımladığını belirtir.
billâhi (بِاللَّهِ)
Yaratıcı'nın ismi ile "bi" edatının birleşimidir. O sarılmanın/tutunmanın daha önce olduğu gibi kafirlere (evliya) değil, doğrudan doğruya ve sadece Allah'a yapılması gerektiğini mühürler.
ve ahlesû (وَأَخْلَصُوا)
İbn Fâris, h-l-s kökünün "bir şeyin her türlü yabancı maddeden, kirden ve karışımdan arınarak saf, pürüzsüz ve orijinal haline dönmesi" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (ihlâs) kullanılan fiilin; insanın iç dünyasını, o riyadan (gösterişten), menfaatten ve çok yüzlülükten (tezebzüb) temizleyip, dinini/niyetini "saf ve şeffaf" hale getirmesini tanımlar.
dînehum (دِينَهُمْ)
İbn Fâris, d-y-n kökünün "itaat, boyun eğmek ve karşılık" manalarına geldiğini kaydeder. İnsanın Allah ile kurduğu o varoluşsal teslimiyet/itaat sözleşmesini niteler.
lillâhi (لِلَّهِ)
"Sadece Allah için" manasında, dinin (itaatin) merkezine hiçbir dünyevi menfaati, siyasi gücü veya riyayı karıştırmamayı emreden aidiyet edatıdır.
fe ulâike (فَأُولَٰئِكَ)
"İşte o kimseler, o şartları yerine getirenler" manasında işaret zamiri ve bağlaç birleşimidir. Kurtuluş vizesini alan grubu spesifikleştirir.
meal mu'minîne (مَعَ الْمُؤْمِنِينَ)
İbn Fâris, m-a kökünün "beraberlik" manasına geldiğini kaydeder. Münafıkların dünyadayken riya ile, ahirette ise azapla (cehennemde) "beraber" olmaktan kurtulup, arındıktan sonra (ihlasla) ontolojik olarak hak ettikleri o "müminlerle beraber" (me'ıyyet) statüsünü/cenneti kazandıklarını bildirir.
ve sevfe (وَسَوْفَ)
Eylemin/lütfun gelecekte kesinlikle ve geniş bir zaman zarfında gerçekleşeceğini bildiren edattır.
yu'ti (يُؤْتِ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün "gelmek ve bir şeyi birine ulaştırmak/vermek" manalarına geldiğini belirtir. İlahi lütfun doğrudan eylemidir.
allâhu (اللَّهُ)
Lütfun, affın ve mutlak ödülün yegane kaynağı olan Yaratıcı'nın ismidir.
el-mu'minîne (الْمُؤْمِنِينَ)
Ödülün varacağı adres olan o arınmış ve güvenilir inananlar kitlesidir. (Tövbe eden münafıklar da ihlasla bu kitleye "beraber" olarak dahil edilmişlerdir.)
ecren (أَجْرًا)
İbn Fâris, e-c-r kökünün "bir hizmetin, emeğin veya eylemin karşılığında ödenen tam bedel" manalarına geldiğini belirtir. İnsanın ürettiği amelin (ıslahın ve ihlasın) ilahi terazideki ontolojik karşılığını (sevabı) tanımlar.
azîmâ (عَظِيمًا)
İbn Fâris, a-z-m kökünün "büyüklük, ululuk, insanın kemikleri ve azamet" anlamlarına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu "devasa/yüce bedel" (ecren azîmâ) vurgusunu eskatolojik bir terapötik yaklaşımla tahlil eder; münafıkların, o feci ihanetlerine (derk-i esfel) rağmen dürüst bir şekilde tövbe edip düzeldiklerinde "ikinci sınıf" muamelesi görmeyeceklerini, doğrudan müminlerle eşitlenerek (mea) O mutlak, sınırları çizilemeyen ve tahayyül edilemez büyüklükteki "ilahi ecre/ödüle" tam ehliyet kazanacaklarını sarsıcı bir rahmet/rehabilitasyon manifestosu olarak detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla