اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَب۪يلاًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nisâ Sûresi, 137. Ayet
Daralt
X
-
İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak ne de onları doğru yola iletecektir.
İman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak... İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu âyet Cenâb-ı Hakk'ın Âl-i İmrân sûresinde kendileri için şöyle buyurduğu kişiler hakkında nâzil olmuştur: "İman edip bu Resûlü'n hak olduğuna şahit olduktan sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidâyet nasip eder?" Şöyle de denilmiştir: Bu âyet, Hz. Mûsaya iman edip sonra inkâra dönen, ardından Uzeyre iman edip tekrar inkâra dönen, Hz. İsa'ya ve İncile iman edip arkasından yine inkâra yönelen, nihayet Muhammed aleyhisselâma ve Kur'ân'a inkârlarını arttıran -ki bu, ilk yorumdur- kişiler hakkında nâzil olmuştur. Âyetin kimler hakkında nâzil olduğuna dair bundan başka açıklamalar da yapılmıştır. Ne var ki âyetin kimler hakkında nâzil olduğunu bilmeye bizim ihtiyacımız yoktur. Ancak bu ilâhî beyanda, asla iman etmeyeceklerini ve tövbeye yönelmeyeceklerini Cenâb-ı Hakk'ın bildiği bir kavim hakkında nâzil olduğunun delili vardır. Çünkü Cenâb-ı Hak, Allah ne bağışlayacak ve ne de onları doğru yola iletecektir buyurmaktadır, O, burada, onları bağışlamayacağını söylemektedir. Bu, O'nun şu beyanı gibidir: "Elbette imanlarının ardından inkârcılığa sapıp sonra inkârlarını daha da arttıranların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir". Çünkü Allah Teâlâ, onların gerçekten tövbe etmeyeceklerini bilmektedir yoksa onlar iman edip tövbe etselerdi tövbeleri mutlaka kabul edilirdi. İşte yukarıdaki âyet de bu mânadadır. Cenâb-ı Hak böylelerinin tövbe etmeden öleceklerini bildiği için kendilerini asla bağışlamayacağını haber vermektedir.
Mürteddin Hükmü
Bu ilâhî beyanda, tövbe eden mürteddin tövbesinin kabul edildiğinin delili vardır; durum bazılarının, böylesine ait tövbesinin kabul edilmediği yolundaki iddiası isabetli değildir. Çünkü Cenâb-ı Hak İman edip sonra inkâr edenler, sonra yine iman edip sonra... buyurarak onların küfür ve irtidattan sonra yine iman ettiklerini belirtmektedir. Buna göre mürted tövbe ederse, tövbesi kabul edilir. Âlimlerimiz şöyle demiştir: Mürtedden üç defa tövbe etmesi istenir, tövbe ederse ne âlâ, aksi halde öldürülür. Ali b. Ebû Tâlip'ten nakledildiğine göre "mürtedden üç defa tövbe etmesi istenir" dediği, sonra da bu âyeti okuduğu rivayet edilmiştir. İbn Ömer'den de aynı şey rivayet edilmiştir. Yine Hz. Ömer'den şöyle nakledilmiştir: Ordudan bir asker yanına gelmiş, halife ona, önemli bir olayla mı karşılaştınız? diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: Müslümanlardan biri irtidat edip müşriklere katıldı, biz de onu geri aldık. Hz. Ömer, "adama ne yaptınız?" diye sorunca "öldürdük" karşılığını verdik. Bunun üzerine Hz. Ömer şunları söylemiştir: Keşke adamı bir eve hapsedip kapısını üstüne kilitleseydiniz. Kendisine her gün bir çörek verseydiniz ve ondan üç gün tövbe etmesini isteseydiniz; tövbe ederse ne âlâ, etmezse öldürürdünüz. Sonra halife Ömer şöyle dedi: "Allah'ım! Ben bu hadiseye tanık olmadım, böyle bir şey emretmedim, bana bilgi ulaştığında da memnun olmadım. Ebû Hanîfe de şöyle demiştir: Kişi üç defa irtidat eder, her defasında da tövbe ederse, üçüncü sefer tövbe ettiğinde tövbesinde samimi olduğu anlaşılıncaya kadar hapsedilir, bu onun tövbesinde sebat ettiğinin göstergesidir. Tövbesinde samimi olduğu anlaşılınca da serbest bırakılır. Adamın öldürülmekten kurtulmak için tövbe etmiş olması muhtemel olduğu için tövbenin gerçek yüzü ortaya çıkıncaya kadar hapsedilir; çünkü o başta fâsık olduğunu ortaya koymuştu, fâsık olan biri tövbesinin samimi olduğu anlaşılıncaya kadar hapsedilir.
Allah ne bağışlayacak ve ne de onları doğru yola iletecektir. Burada onları doğru yola iletmeyecektir meâlindeki cümle ile Cenâb-ı Hakk'ın, bir grubun iddia ettiği gibi beyanı kastetmiş olması muhtemel değildir. Çünkü O, kendilerine yönelik beyanı üstlenmiş, ama onlar inat edip doğru yola gelmemiştir. Bu husus, beyanın dışında Cenâb-ı Hakk'ın kendilerine vermediği bir unsurun varlığı sözkonusudur, zira Allah Teâlâ onların asla doğru yola gelmeyeceklerini biliyordu; sözkonusu unsur da "tevfik"tir. Bu durum, hidâyeti sadece "beyan" olarak görenlerin iddiasını reddetmektedir, çünkü Allah Teâlâ onlara beyanda bulunmuştur.
Yorumu Yorumla
-
innellezîne (إِنَّ الَّذِينَ)
İbn Fâris, isim cümlesini pekiştiren "inne" edatı ile "o kimseler ki" manasındaki (ellezîne) ilgi zamirinin birleşimi olduğunu belirtir. Hükmün muhatabı olan o spesifik zümreyi kesin hatlarla ayırarak söze başlar.
âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak ve tasdik etmek" manalarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "iman" kavramını Medine'nin o karmaşık siyasi atmosferi bağlamında inceler; bu kelimenin burada kalbî ve samimi bir teolojik teslimiyetten ziyade, zahiri/sosyolojik olarak İslam cemaatine (sözleşmesine) "güvenli bir giriş yapmayı" ve o aidiyetin getirdiği siyasi dokunulmazlığı elde etmeyi nitelediğini aktarır.
summe (ثُمَّ)
İbn Fâris, eylemler arasında bir zaman aralığı (terahi) ve aşama farkı bulunduğunu bildiren atıf edatı olduğunu kaydeder. İlerleyen inanç değişimlerinin anlık bir refleks veya öfke patlaması olmadığını, zamana yayılan, kurgulanmış ve hesaplı bir süreci niteler.
keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, k-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve nimete nankörlük etmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanın hakikati rasyonel veya siyasi olarak kavramasına rağmen, kendi kibri veya gizli menfaati uğruna o gerçeğin üzerini kasıtlı olarak örtmesi (dinden/sözleşmeden çıkması) eylemini tanımlar.
summe âmenû summe keferû (ثُمَّ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا)
"Sonra tekrar iman ettiler, sonra tekrar inkar ettiler" manasındaki ardışık zikzak dizilimidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, münafıkların bu "iman-küfür-iman-küfür" şeklindeki bitmek bilmeyen feci döngüsünü teopolitik bir zeminde analiz eder; bunun entelektüel bir inanç arayışı veya samimi bir şüphe krizinden ziyade, Medine'deki askeri güç dengelerine, ganimet ihtimaline ve siyasi rüzgara göre sürekli taraf değiştiren (bukalemunlaşan) konjonktürel, faydacı ve ahlaksız bir "kimlik ticareti/satrancı" olduğunu sarsıcı bir netlikle detaylandırır.
summe (ثُمَّ)
Zikzaklı sürecin en son, nihai ve en karanlık evresine geçişi bildiren atıf edatıdır.
izdâdû (ازْدَادُوا)
İbn Fâris, z-y-d kökünün "artmak, çoğalmak, büyümek, fazlalaşmak ve bir şeye ilave olmak" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ifti'al babında kullanılan bu fiilin, kişinin dışarıdan hiçbir zorlama olmaksızın, tamamen kendi hür iradesi, kasıtlı çabası ve inatçı yatırımıyla mevcut durumunu (küfrünü) katlayarak zirveye taşımasını nitelediğini açıklar.
kufran (كُفْرًا)
İbn Fâris, k-f-r kökünden gelen "inkar, örtbas ve mutlak nankörlük" masdarıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Küfrü/inkarı artırdılar" (izdâdû kufran) tamlamasının edebi ve psikolojik dehşetini inceler; insanın o zikzaklı süreçlerde kendi fıtratıyla ve ilahi otoriteyle sürekli alay ederek (oynayarak) nihayetinde dönülmez bir noktaya ulaştığını, kalpteki o son vicdani kırıntıların da bütünüyle eriyip yok olduğu, ruhun inkarla tamamen taşlaştığı o feci "ontolojik kilitlenme ve çürüme" anını resmettiğini vurgular.
lem yekun (لَمْ يَكُنِ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün "var olmak, bir halde bulunmak" manasına geldiğini kaydeder. Geçmişi mutlak surette olumsuzlayan "lem" edatıyla birlikte (devamındaki cuhûd lamına zemin hazırlayarak), "Asla ... yapacak değildi" manasında şaşmaz ve tavizsiz bir ilahi ret beyanıdır.
allâhu (اللَّهُ)
Yargının, merhametin ve otoritenin yegane sahibi olan Yaratıcı'nın özel ismidir.
li yağfira (لِيَغْفِرَ)
İbn Fâris, ğ-f-r kökünün "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak ve bağışlamak" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fiilin başındaki "cuhûd lamı" (şiddetli inkar ve imkansızlık bildiren 'li' edatı) ile anlamın mutlaklaştığını; hakikati oyuncak eden ve küfrü meslek edinen bu kişilerin ilahi nizamda ontolojik olarak affedilme ihtimalinin sıfırlandığını, o devasa günahın üzerinin ilahi bir lütufla ebediyen "örtülmeyeceğini" tanımladığını belirtir.
lehum (لَهُمْ)
"Onlar için / Onlara" manasında o spesifik faydacı ve ahlaksız zümreyi (zamirle) işaret eder.
ve lâ (وَلَا)
"Ve ne de..." manasında, mahrumiyetin ve ilahi reddin sadece afla sınırlı kalmayıp, eskatolojik bir başka boyuta (hidayetsizliğe) taşındığını bildiren atıf ve olumsuzluk edatıdır.
li yehdiyehum (لِيَهْدِيَهُمْ)
İbn Fâris, h-d-y kökünün "öne düşmek, nazikçe yol göstermek, rehberlik etmek ve doğru istikamete iletmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Başındaki cuhûd lamı (li) ile birlikte "Onları asla iletecek değildir" manasını taşır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin teolojik mahiyetini analiz eder; inanç sistemini dünyevi menfaatleri için şantaj aracına çevirenlerin, ilahi pusuladan (hidayetten) bütünüyle kopartılarak uçsuz bucaksız bir ahlaki ve varoluşsal karanlıkta kendi fıtri sapıklıklarıyla baş başa (terk edilmiş) bırakılışlarını detaylandırır.
sebîlâ (سَبِيلًا)
İbn Fâris, s-b-l kökünün "uzayıp giden yol, ayak basılan geçit ve rota" anlamlarına geldiğini belirtir. Patricia Crone, "sebîl" kavramının Geç Antik Çağ kabileler arası çöl rotalarından çıkıp, İslam nizamında meşruiyeti ve kurtuluşu temsil eden devasa bir "teopolitik otoban" manasına evrildiğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin kapanışındaki bu "Allah onları hiçbir yola (sebîlâ) iletmeyecektir" hükmünü eskatolojik ve psikolojik eksende inceler; dini bir kimlik elbisesi gibi sürekli giyip çıkaran (zikzak çizen) bu kitlenin, ilahi mahkemede bütün meşru çıkış kapılarının yüzlerine sonsuza dek kapatılacağı o feci ve çaresiz mahrumiyet halini; ne bu dünyada onurlu bir çıkış yolu bulabileceklerini ne de ahirette kurtuluş rotasına/yoluna sızabileceklerini sarsıcı bir rasyonaliteyle mühürlediğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla