Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 93. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 93. Ayet

    وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاؤُ۬هُ جَهَنَّمُ خَالِداً ف۪يهَا وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَاَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظ۪يماً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemen yaktul mu/minen mute’ammiden fecezâuhu cehennemu ḣâliden fîhâ veġadiba(A)llâhu ‘aleyhi vele’anehu vee’adde lehu ‘ażâben ‘azîmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kim de bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.


      Kim de bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir. Kıssanın birinde şöyle denilmiştir: Adamın biri başka birini kasten öldürdü. Kendisinin bu sebeple öldürüleceğini anlayınca İslamiyet'ten çıkıp "daru'l-harb"e (düşman ülkesi) katıldı. İşte bu tehdit edici ayet bunun için inmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu, Cenab-ı Hak'kın şu beyanları gibidir: "Onlar mallarından muhtaçları yararlandırmazlar; onlar ahireti de inkar ederler". Sözü edilen kişiler servetlerini eksilteceği inancından dolayı zekat vermiyor, dolayısıyla zekatı inkar ediyorlardı. Yine "Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yemek yedirmezdik, günaha dalanlarla beraber biz de dalardık ve kıyamet gününü yalanlardık". Bu ayetlerde nitelikleri belirtilen cehennemlikler namazı ve zekatı terk ettiler, çünkü bunlarla kendilerine külfetler ve meşguliyetler geliyor ve nefislerinin arzu ettiği şeylere engel oluyordu. Bu sebeple sözü edilen ibadetleri inkar ettiler. Onlar namaz kılıp zekat verirlerse bu onlar için gerçekte namaz ve zekat olmazdı, çünkü kıyamet gününü yalanlıyorlardı. Kasten adam öldüren de bunun gibidir, kendisinin bu sebeple öldürüleceğini bilince dinini terk eder, böylece ebedi olarak kalacağı cehennemliklerden olur.

      Kim bir mümini kasten öldürürse. Yani dininden ötürü yanlışlık ve bilmezlik olmaksızın, aksine bilerek ve dininden dolayı kastederek öldürürse. Özet olarak özelliği bundan ibaret bulunan biri gerçekten kafir olmuştur ve Allah'ın yüce Kitabı'nda zikrettiği bu tehdit onun için gerekli hale gelmiştir. Ancak imanını yenilerse Cenab-ı Hak, böylesinin imanını ve tövbesini kabul eder.

      Üçüncüsü, cezasının bundan ibaret olmasıdır. Ancak Allah Teala'nın lütufta bulunup kendisini affetmesi mümkündür; çünkü bu, suçuna karşılık sevabı bulunmadığı takdirde cezası bundan ibarettir. Şayet katilin günahına denk sevapları varsa yüce Allah lütfu keremi ile günahlarını sevaba çevirir, şu ilahi beyanda buyurulduğu üzere ''Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir". Hem tefsirini yapmakta olduğumuz ayetin müslüman bir kimseyi dini için değil, nefsi için kasıtlı olarak öldüren katil hakkında indiğinin delili yüce Allah'ın şu ayetidir: "Ey iman edenler! Öldürülen kimse hakkında sizin üzerinize kısas yazıldı". Öldürme kasten olursa ancak o zaman katiller hakkında kısas yazılır; Cenab-ı Hak öldürdükten sonra bile katillere yönelik iman niteliğini devam ettirmiştir. Sonra şöyle buyurmuştur: "Kardeşinden kendisi lehine bir şey affedilirse". Burada da Allah Teala katiller için kardeş sıfatını kaldırmamıştır. Daha sonra da şöyle buyurmuştur: "Bu sizin için Rabbiniz'den bir hafifletmedir ve bir rahmettir". Binaenaleyh öldürme fiilini işleyen kişinin ebedi olarak cehennem ateşinde kalması uzak bir ihtimaldir. Hülasa ayet-i kerime, iman sıfatının devamına ve rahmet ümidine işarette bulunmuştur. Bunlar, Mutezile'nin görüşünü reddeden iki kavramdır, şöyle ki Mutezile mensupları büyük günah işleyenlerin ebedi olarak cehennemde kalacakları görüşünü benimsemiştir. Yine Allah Teala: Onun cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir, buyurmuş, buna mukabil "onu cezalandırır" dememiştir. Anlattığımız gibi Yüce Allah'ın, ona lütfu ile muamele etme ihtimali mevcuttur. Başarıya ulaşmak da kurtuluş da Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Ayetin tevilinde İbn Abbas'tan, bizim söylediğimizi destekleyen bir görüş nakledilmiştir: Rivayet edildiğine göre, İbn Abbas Cezası, içinde devamlı kalmak üzere cehennemdir mealindeki beyan hakkında şöyle demiştir: "Cehennem onun cezasıdır, dilerse azap eder, dilerse onu bağışlar". Ebu Said el-Hudri'nin rivayetine göre, Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekiler içinde bir adam vardı ki 99 kişiyi öldürmüştü, yeryüzünün en alim kişisinin kim olduğunu sordu, kendisine bir rahip gösterildi. O rahibe giderek şöyle dedi: "Ben haksız yere 99 kişiyi öldürdüm, benim için tövbe var mıdır?" Rahip ona: "Hayır" dedi. Bunun üzerine onu da öldürdü. Sonra yine yeryüzünün en alim kişisini sordu, ona bir adam gösterildi. O da adama giderek şöyle dedi: "Ben haksız olarak yüz kişiyi öldürdüm, benim için bir tövbe imkanı var mıdır?" Alim: "Evet, tövbe ile senin arana kim girebilir ki? Şöyle şöyle bir yer var, oraya git, oradaki insanlar Allah'a ibadet ederler, sen de onlarla beraber ibadet et" dedi. Katil kişi gitti, yolun yarısına varınca ölüm meleği geldi. Bundan sonra rahmet melekleri ile azap melekleri onun için tartışmaya başladılar. Bu sırada bir melek geldi, onu aralarında hakem yaptılar. O da şöyle dedi: İki toprak arasını ölçün, hangisine daha yakınsa kendisi ona aittir. Onlar da ölçtüler, gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu buldular, dolayısıyla rahmet melekleri onun ruhunu aldı. Görmez misin ki kafir olduğu halde yüz kişiyi öldürmesine rağmen tövbesi kabul edildi. Bu kişi müslüman olsaydı maktulere yaptığı zulümler boynunda kalırdı. İşte bu hadis de -en doğrusunu Allah bilir ya- ayete ait tevilin söylediğimiz gibi olduğunu gösterir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve men (وَمَنْ)

        İbn Fâris, şart ve genellik bildiren "her kim, kim ki" anlamındaki edat olduğunu belirtir.

        yaktul (يَقْتُلْ)

        İbn Fâris, k-t-l kökünün "canı bedenden ayırmak, hayatı sonlandırmak ve şiddet" anlamlarına geldiğini belirtir. Patricia Crone, "öldürme" eyleminin Geç Antik Çağ kabile toplumundaki algısıyla Kur'an'ın getirdiği yeni hukuk nizamı arasındaki farkı analiz eder; İslam'ın, öldürme fiilini sıradan bir kabileler arası kan davası (tha'r) olmaktan çıkarıp, tamamen "bireysel kastı" esas alan, hukuki/ilahi bir hesaba dayalı "şahsi ve mutlak bir cürüme" dönüştürdüğünü teyit eder.

        mu'minen (مُؤْمِنًا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "korku ve paniğin zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak, tasdik etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki mümin kavramını sosyo-politik bir zeminde inceler; burada öldürülen kişinin salt inançlı bir birey olmasının ötesinde, katil ile maktulün aynı "ilahi ve hukuki güvenlik paktına" (Medine anayasasına/ümmete) tabi olduğunu, dolayısıyla bu cinayetin sadece bir adam öldürme değil, aynı zamanda toplumun varoluşsal "emniyet" sözleşmesini içeriden yıkan bir ihanet/terör eylemi olarak kodlandığını detaylandırır.

        muteammiden (مُتَعَمِّدًا)

        İbn Fâris, a-m-d kökünün "bir şeye doğrudan ve kasti olarak yönelmek, çadır direği, temel dayanak ve niyet" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, eylemin tesadüfi olmadığını; failin sonucunu bilerek, önceden planlayarak ve aklını/iradesini cinayete tam olarak odaklayarak (kasten) gerçekleştirmesini tanımlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bir önceki ayetteki (Nisa 92) "hataen" (yanlışlıkla) kelimesiyle "muteammiden" (kasten) kelimesinin ardışık inşasını ceza hukuku bağlamında analiz eder; İslam fıkhında eylemin dış görünüşünden (ölümden) ziyade "niyet/kasıt" unsurunun suçun doğasını tamamen değiştiren yegane mihenk taşı olduğunu vurgular.

        fecezâuhû (فَجَزَاؤُهُ)

        İbn Fâris, c-z-y kökünün "bir şeyin tam ve eksiksiz karşılığını vermek, bedel, yetmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, failin işlediği suça ontolojik olarak tam denk gelen, eksiksiz ve adil ilahi faturayı/cezayı nitelediğini aktarır.

        cehennemu (جَهَنَّمُ)

        İbn Fâris, c-h-m (veya c-h-n-m) kökünün "dibi görünmeyen derin kuyu, ateşi alevlendirmek ve asık suratlı olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. El-Cevâlîkî, bu kelimenin köken itibarıyla saf Arapça olmadığını, yabancı bir dilden Arapçalaşarak (muarreb) lügata girdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik arka planını deşifre eder; İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi - Kudüs'te çocukların kurban edildiği ve daha sonra çöplük/ateş çukuru olarak kullanılan lanetli vadi) tamlamasından Aramice ve Süryanice üzerinden Arapçaya "Cehennem" olarak geçtiğini ve eskatolojik, mutlak azap mekanının evrensel adı haline geldiğini teyit eder.

        hâliden (خَالِدًا)

        İbn Fâris, h-l-d kökünün "bir yerde çok uzun süre kalmak, bozulmamak, yerleşmek ve kalıcılık" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, varoluşun kesintiye uğramadan, sonsuz bir döngüde aynı hal üzere ebediyen devam etmesini tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kasten adam öldüren bir müminin "ebedi cehennemle" (hulud) tehdit edilmesinin teolojik ve psikolojik sarsıcılığını analiz eder; normal şartlarda ebedi cehennemin sadece inkarcılar (müşrikler) için söz konusu olduğunu, ancak Kur'an'ın haksız yere can almayı (cinayeti) doğrudan doğruya "şirkle eşdeğer" bir ağırlıkta tartarak, insan hayatının dokunulmazlığını en üst ilahi mühürle garanti altına aldığını detaylandırır.

        fîhâ (فِيهَا)

        "Onun (cehennemin) içinde" manasına gelen zarf tümlecidir.

        ve ğadıballâhu (وَغَضِبَ اللَّهُ)

        İbn Fâris, ğ-d-b kökünün "şiddet, sertlik, kanın kaynaması ve öfke" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu duygunun beşeri boyutta bir intikam arzusu olduğunu, ancak Allah'a nispet edildiğinde psikolojik bir değişim değil, "mutlak, kahredici ve şiddetli ilahi yargı/ceza" manasına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ayette Allah'ın faille "gazap" sıfatı üzerinden yüzleşmesini inceler; kasten can almanın sıradan bir yatay (insan-insan arası) hak ihlali olmadığını, bizzat hayatı veren yegane otoritenin (Allah'ın) yaratım alanına dikey bir tecavüz olduğunu, dolayısıyla cinayetin doğrudan ilahi egemenliğe savaş açmak manası taşıdığı için bu yıkıcı öfkeyi (ğadab) üzerine çektiğini vurgular.

        aleyhi (عَلَيْهِ)

        "Onun (katilin) üzerine" manasında, ilahi gazabın hedef şaşmadan doğrudan faili kuşattığını bildirir.

        ve leanehû (وَلَعَنَهُ)

        İbn Fâris, l-a-n kökünün "kovmak, şiddetle uzaklaştırmak, dışlamak ve lanet" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, failin, ilahi rahmet, lütuf ve koruma dairesinden ebediyen ve mutlak bir şekilde "sürgün edilmesi" (ontolojik dışlanma) eylemini tanımlar.

        ve eadde (وَأَعَدَّ)

        İbn Fâris, a-d-d kökünün "saymak, hesaplamak ve bir şeyi gelecekteki bir durum için şimdiden hazır etmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, if'al babında (i'dad) kullanılan bu fiilin, cezanın ertelenmiş veya sonradan kurgulanacak bir şey olmadığını; katil için potansiyel cezanın an itibarıyla kurulu, beklemede ve "aktif" olduğunu nitelediğini belirtir.

        lehû (لَهُ)

        "Onun için (hazırladı)" manasında tahsis edatıdır.

        azâben (عَذَابًا)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün zıt anlamlar barındırdığını; "tatlı suyu bulandırmak, birini bir şeyden men etmek" anlamından türeyerek acı ve eziyet manası kazandığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanın fıtratını sarsan, bedeni ve ruhu yıkıma uğratan sürekli ve şiddetli cezayı tanımlar.

        azîmâ (عَظِيمًا)

        İbn Fâris, a-z-m kökünün "kemik, sertlik, sağlamlık ve boyut/değer olarak aşırı büyüklük" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın fiziksel ve zihinsel tahayyül sınırlarını tamamen aşan, idrak edilemeyecek devasa boyuttaki makamları veya şiddetleri nitelediğini aktarır. Bir insan hayatını kasten yok etmenin karşılığı olarak hazırlanan bu azabın (şiddetin), standart hiçbir cezayla ölçülemeyecek mutlak bir "eskatolojik dehşet" (azîm) barındırdığını mühürler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X