Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 71. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 71. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ اَوِ انْفِرُوا جَم۪يعاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû ḣużû hiżrakum fenfirû śubâtin evi-nfirû cemî’â(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Tedbirinizi alın da savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın.

      Ey iman edenler! Tedbirinizi alın. Denildi ki silah türünden hazırlığınızı yapın demektir. Yine denildi ki Tedbirinizi alın, düşmana karşı korunmaya vesile olan her türden tedbirinizi alın demektir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onlara karşı elinizden geldiği kadar güç hazırlayın"; "Eğer onlar savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için hazırlık yapabilirlerdi". Her ne kadar Yüce Allah, onlarla savaşma emri olmaksızın mümin dostlarına yardım etmeye ve düşmanı yenilgiye uğratmaya muktedir ise de, düşmana karşı hazırlanmayı emretmiş düşmanla karşılaşmadan önce, onun için hazırlık yapmaksızın Allah'a tevekkül etmeyi yasaklamıştır. Çünkü bunda, Allah'ın müminleri sınadığı bir mihnet (imtihan) vardır. Bunun sonucu olarak kendilerine, düşmana karşı hazırlanmayı ve silahlarını hazırlamayı emretmiştir. Bunlar düşmanla karşılaşmadan hazırlanacak vasıtalardır. Bu ilahi beyanda düşmanla karşılaşmadan önce onlardan korunma amacıyla savaş taktiklerini öğrenme işareti vardır. Bunda ayrıca mali güç (kesb) elde etme işareti bulunmaktadır. Çünkü Allah Teala müminlere cihadı farz kılmış ve onlara düşmandan korunmak için hazırlanmayı emretmiştir. Bunun sonucu ancak mali imkanla ulaşılır. En doğrusunu Allah bilir.

      Ey iman edenler! Tedbirinizi alın. Yani düşmanlarınızdan korunacağınız tedbiri alın. Düşmana karşı korunacak şeyler birkaç türlüdür: Silahlar, binalar, karşılaşınca savaşmak, sebat etmek, aziz ve celil olan Allah'ı zikretmek bunlardandır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Sebat ediniz ve Allah'ı çokça anınız". Bu ayette düşmanla karşılaşmadan önce hazırlık yapmaya dair emir vardır. Şu ayetler bu hususu desteklemektedir: "Eğer onlar savaşa çıkmak isteselerdi elbette bunun için hazırlık yapabilirlerdi"; "Onlara karşı elinizden geldiği kadar güç hazırlayın". İhtiyaç ortaya çıkmadan önce hazırlık yapılmasının emredilmesi, ortaya çıkacak ihtiyaçlar için mali imkan sağlamanın (kesb) caiz olduğuna delil oluşturur. Bu ihtiyaçlar için yapılan hazırlık da dünyaya rağbet etme konumunda değildir. Çünkü hazırlık yapmak gevşeklik anlamına gelmediği gibi tevekkülü terketmek de sayılmaz. Şu da var ki açlık ve beşeri ihtiyaçlar kesin, düşmanla karşılaşmak ise ihtimal çerçevesindedir. Bütün güç ve kudret yüce ulu Allah'a aittir.

      Savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın. Denildi ki "sübat" (سبات) bölükler halinde demektir. Veya hep birlikte çıkın, yani ordu halinde. Denildi ki sübat fırkalar halinde demektir. Veya hep birlikte çıkın, yani toplu bir şekilde. Savaşa ayrı bölükler halinde çıkın, yani küçük gruplar halinde. Veya hep birlikte çıkın, beyanındaki "cemian" (جميعاً) kelimesi, İbn Abbas'tan gelen rivayette kelime "zahfen" (زحفاً) şeklinde karşılanmıştır, yani düşmana sinsi sinsi sirayet eden ordu. Denildi ki sübat kelimesi Arapçada iki, üç ve çoğunluk manasına gelir. Buradaki anlamı "çok veya az bölükler halinde savaşa çıkın" şeklindedir. Bu yorumlarda anlatılanlarda tek tek, cemaat halinde ve gruplar ölçüsünde düşmana karşı çıkma emrine işaret etmek sözkonusudur. En doğrusunu Allah bilir.

      Savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın. Yani bölük bölük çıkmanız istendiğinde bu şekilde savaşa çıkın demektir. Bilindiği üzere savaşanların görevi kendilerini savunmaktır, bu sebeple ayetin "şöyle veya böyle savaşa çıkın" anlamında olması muhtemeldir; yani hepinizin veya bir kısmınızın savaşa çağrılması halinde savaşa çıkın demektir. Burada belirleme yapmaksızın, bir kısmının bu görevi yerine getirmesinin, hepsinin yerini tutacağına işaret vardır. Bazan savaşa çıkmak, savaşabilecek herkese farz olur, nihayet yeterince çıkanla durum açıklığa kavuşur. Bu, genelde bilinen, fakat belirli bir şekilde bilinmeyen farzlar, yahut haram olduğu açık olup belirli bir şekilde haram kılınan şey veya davranışın bilinmediği haramlar gibidir. Bir de kendisine haramdan sakınma sorumluluğu yüklenen ve bütün farzları yerine getirmesi istenen kimse gibidir, ta ki üzerindeki sorumluluktan kurtulsun. Şimdi, savunma konusunda, savaşa çıkanlarla yetinmek galip zanla yeterli görünce, savaşa çıkma sorumluluğu diğerlerinin sorumluluğundan düşer. Şayet düşmeyecek olsaydı, devlet başkanı bazı kimseleri savaşa çağırmakla yetinemezdi. Allah Teala'nın şu iki beyanı, bunun delilini oluşturur: "(Ne var ki) müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. .." "Kafirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın...". Savaşta asıl olan onun bir gerekçe ile farz olmasıdır. Gerekçe ortadan kalktığında devam etmesi caiz değildir. Şu da var ki bir ülkedeki bütün müslümanların bir sebeple savaşa çıkması, diğer yönlerden avret yerini göstermek olur. Bunun için bir yönden yapılan savaş çağrısı için, herkesin savaşa çıkmasının teklif edilmesine ihtimal yoktur. En doğrusunu Allah bilir.

      Savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın. Bu ilahi beyan cihadın, müslümanlardan bir kısmının yerine getirmesiyle diğerlerinin üzerinden düşen bir farz-ı kifaye olduğunu gösterir. Çünkü Allah Teala savaşa ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın buyurmuş ve gruplar halinde savaşa çıkmayı emretmiştir. Şayet bir kısmının savaşa çıkmasıyla diğerlerinin sorumluluğu düşmeseydi, bu emrin bir anlamı olmazdı. Ayetin tevili -en doğrusunu Allah bilir ya- şöyledir: "Size savaşa çıkın" denildiğinde ya ayrı bölükler halinde çıkın veya hep birlikte çıkın.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "korku ve ihanetin zıddı olarak güvenmek, emniyette olmak, huzur bulmak ve tasdik etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kalben bir hakikati onaylaması ve kendini o otoritenin güvencesine teslim etmesi manasını taşıdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ayetteki iman kavramını sosyolojik ve teopolitik bir zeminde analiz eder; imanın sadece soyut/teolojik bir kabul olmadığını, aynı zamanda toplumsal güvenliği ve askeri teyakkuzu zorunlu kılan, dış tehditlere karşı omuz omuza durmayı gerektiren pratik bir "güvenlik ve vatandaşlık paktı" olarak işlev gördüğünü detaylandırır.

        huzû (خُذُوا)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün "bir şeyi elde etmek, sıkıca tutmak, kavramak ve üstlenmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi ihtimamla (özenle), kuvvetle ve kasti bir iradeyle alıp muhafaza etmeyi eylemini tanımlar.

        hızrakum (حِذْرَكُمْ)

        İbn Fâris, h-z-r kökünün "sakınmak, korunmak, uyanık olmak ve teyakkuz hali" anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tehlikeye karşı önceden uyanık olup gerekli fiziksel ve zihinsel donanımı (tedbiri) almayı ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "hızr" (silah/tedbir/teyakkuz) kavramının bağlamını analiz eder; Kur'an'ın müminleri pasifist, dünyadan kopuk veya her şeyi mucizevi bir ilahi korumaya havale eden bir tevekkül anlayışına değil, aksine tehlikeleri öngören, istihbarat toplayan ve düşmana karşı gerçekçi/rasyonel bir silahlı güvenlik stratejisine (teyakkuz) çağırdığını vurgular.

        fenfirû (فَانْفِرُوا)

        İbn Fâris, n-f-r kökünün "bir yerden hızla çıkmak, ürkmek, kalabalık bir grubun bir amaca veya düşmana doğru seferber olması" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, toplumun kriz anında veya savaş çağrısı (nefir) yapıldığında hızla toparlanıp organize olarak harekete geçmesini tanımlar. Patricia Crone, "nefir" (seferber olun/savaşa çıkın) kavramını Geç Antik Çağ kabile sosyolojisi ve erken İslam'ın yapısı bağlamında inceler; Medine'deki yeni toplumsal yapının (ümmetin) Roma veya Sasani gibi daimi ve maaşlı profesyonel bir ordusu olmadığını, ancak böylesi "enfirû" emirleriyle tüm sivil halkın (müminlerin) anında mobilize olabilen, çevik ve gönüllü bir milis/askeri güce dönüştüğünü teyit eder.

        subâtin (ثُبَاتٍ)

        İbn Fâris, s-b-y kökünden (sübe) türeyen bu kelimenin "dağınık insan grupları, küçük müfrezeler ve takım takım olmak" anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, insanların ayrı ayrı, parça parça ve küçük birlikler halinde toplanmasını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki bu askeri terminolojiyi (subât) stratejik bir perspektifle analiz eder; kelimenin, düşmanın durumuna veya coğrafi şartlara göre tüm ordunun tek bir hantal cephede toplanması yerine, esnek, hızlı, gerilla taktiğine veya nokta operasyonlarına uygun "küçük, hareketli ve bağımsız müfrezeler" (bölükler) halinde çıkmayı tavsiye eden muazzam bir kurmay aklı ve taktiksel esneklik barındırdığını detaylandırır.

        ev (أَوِ)

        İbn Fâris, seçenek ve alternatif bildiren "yahut, veya" anlamındaki edat olduğunu belirtir.

        infirû (انْفِرُوا)

        n-f-r kökünden "seferber olun, harekete geçin" fiilinin tekrarıdır.

        cemî'â (جَمِيعًا)

        İbn Fâris, c-m-a kökünün "dağınıklığı gidermek, parçaları bir araya getirmek ve topluluk" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bütün unsurların hiçbir eksik bırakmadan tam bir bütünlük içinde birleşmesini ve yekvücut olmasını tanımlar. Gabriel Said Reynolds, "topyekûn/hep birlikte" (cemî'a) vurgusunu, önceki "bölükler halinde" (subât) kavramıyla mukayeseli olarak inceler; bu ikili opsiyonun erken dönem İslam toplumunun güvenlik politikasındaki pragmatizmi ifşa ettiğini, savaşın şartlarına ve tehdidin büyüklüğüne göre askeri komutanlığa (peygambere) en akılcı operasyon stratejisini (parçalı veya topyekûn savaş) belirleme esnekliği ve inisiyatifi sunduğunu tesciller.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X