Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nisâ Sûresi, 60. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nisâ Sûresi, 60. Ayet

    اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُر۪يدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُٓوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِه۪ۜ وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالاً بَع۪يداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem tera ilâ-lleżîne yez’umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yurîdûne en yetehâkemû ilâ-ttâġûti vekad umirû en yekfurû bihi veyurîdu-şşeytânu en yudillehum dalâlen ba’îdâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor.

      Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Kıssada anlatıldığına göre iki kişi arasında anlaşmazlık çıktı, biri münafık diğeri ise Yahudi idi. Münafık: Kâb b. el-Eşref'e gidelim, dedi. Yahudi ise: Muhammed'e gidelim, dedi. Ardından aralarında hükmetmek için Peygamber'e gittiler, o da Yahudinin lehinde, münafıkın aleyhine hüküm verdi. Dışarı çıktıklarında münafık kişi Yahudi'ye, Ömer b. Hattab'a gidelim, davamızı ona götürelim, dedi. Beraber ona gittiler. Yahudi Ömer'e "Biz davamızı Muhammed'e götürdük, benim lehime hüküm verdi. Bu ise Muhammed'in hükmüne razı olmuyor, senin hükmüne razı olacağını düşünüyor, aramızda hüküm ver" dedi. Bunun üzerine Ömer münafığa: "öyle mi?" dedi, o da: "evet" diye cevap verdi. Ömer, az bekleyin, yanınıza çıkacağım deyip eve girdi. Kılıcını kuşanıp çıktı ve münafığın boynunu vurdu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: "Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağûtu tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar".

      Tağut hakkında denildi ki O, Kâb b. Eşref'tir. Yine denildi ki bir kahinin adıdır. Tağut, kafir demektir, yorumu da yapılmıştır. Aslında Tağut Allah'tan başka ibadet edilen her şeydir. Yüce Allah'ın şu beyanı da benzer yorumu taşır: "Öyleyse nasıl olur da önceden yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince hemen yemin ederek..." Yani nifak sahipleri "O (münafık) hakime başvurmakla iyilik etmekten ve arayı bulmaktan başka bir şey istemedi" diye Allah'a yemin ederek geldiler. Yani münafıklar gelip muhakeme olmaktan, "Biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik" diye yemin ediyorlar.

      Hz. Peygamber'in Nübüvvetine Dair Delil

      Bu ayet-i kerimede Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin risaletini ispatlayan delil vardır. Şöyle ki Muhakemeleşmek istiyorlar, mealindeki ilahi beyan onların muhakeme olmaya niyet ettikleri, fakat bunun henüz oluşmadığı anlamına gelir. Resulullah ise bu durumu onlara haber vermiştir. Onlar da Hz. Muhammed'in bu durumdan, ancak Allah'ın bildirmesi sayesinde haberdar olduğunu anlamışlardır. Fakat şiddetli inatları ve dik kafalılıkları sebebiyle ona tabi olmadılar.

      Onu tanımamaları kendilerine emredildiği halde. Tağutu tanımamakla emrolunmuşlardı, şu beyanda olduğu gibi: "Kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır".

      Şeytan da onları büsbütün saptırmanın yollarını arıyor. Yani şeytan büsbütün sapmaları için onlara amellerini süslüyor, yani onlar ebediyen hidayete dönmezler. Burada onların bu hal üzere öleceklerinin haber verilmesi mevcuttur, nitekim böyle de olmuştur. Bu beyan hidayete erme ümidini ortadan kaldırma konumundadır. Haktan uzak yahut haktan uzun mesafede; ikisi de aynı sonuca varır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        elem tera (أَلَمْ تَرَ)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün "gözle görmek, bakmak, kalp ve zihin ile idrak etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin sadece fiziksel bir bakışı değil, derin bir basiretle kavramayı ve şaşkınlıkla incelemeyi ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "Görmedin mi / Bakmaz mısın" şeklindeki retorik soru formunun, muhatabı (Hz. Muhammed ve müminleri) kalplerinde nifak taşıyanların o çelişkili ve ikiyüzlü hukuki manevralarına hayretle ve ibretle bakmaya davet eden sarsıcı bir edebi uyarı işlevi gördüğünü analiz eder.

        yez'umûne (يَزْعُمُونَ)

        İbn Fâris, z-a-m kökünün "kesin olmayan bir şeyi söylemek, zannetmek ve temelsiz bir iddiada bulunmak" anlamlarına geldiğini açıklar. Arapların bu kelimeyi genelde yalan veya şüpheli sözler için kullandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi insanın kalbinde gerçek bir tasdik (onay) olmadığı halde, diliyle haklı görünmek için ortaya attığı "sahte inanç ve iddia" (ze'm) olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, münafıkların iman durumunu tanımlayan bu fiilin ontolojik derinliğini inceler; "iman ettiklerini iddia edenler" (yez'umûne) ifadesinin, onların Müslüman kimliğini sadece pragmatik ve dışsal bir etiket olarak kullandıklarını, iç dünyalarında (kalplerinde) hiçbir teolojik dönüşüm yaşamadıklarını ifşa eden kusursuz bir psikolojik teşhis olduğunu detaylandırır.

        yetehâkemû (يَتَحَاكَمُوا)

        İbn Fâris, h-k-m kökünün "bir şeyi düzeltmek amacıyla engellemek, atın ağzına gem vurarak onu yönlendirmek ve karar vermek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin tefâul babında (tehâküm) kullanılmasının, aralarında ihtilaf bulunan iki tarafın, meseleyi çözmesi için ortaklaşa bir yargıcın veya otoritenin hükmüne (mahkemesine) başvurmasını ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemin sosyo-politik ağırlığını analiz eder; Medine'deki münafıkların kendi aralarındaki bir anlaşmazlıkta Hz. Muhammed'in adil mahkemesine gelmekten kaçınıp, meseleyi Yahudi liderlere (Ka'b bin Eşref gibi) veya bedevi kahinlere götürmek istemelerinin basit bir hukuki tercih olmadığını, doğrudan İslam'ın siyasi ve hukuki otoritesine karşı yapılmış sinsi bir başkaldırı ve reddediş olduğunu vurgular.

        et-tâğûti (الطَّاغُوتِ)

        İbn Fâris, t-ğ-y kökünün "sınırı aşmak, haddi geçmek, suyun yatağından taşarak her şeyi yutması ve azgınlık" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi Allah'ın yasaları dışında kendisine tapılan, ilahi otoriteye isyan eden ve zorbalıkla kendi hükmünü topluma dayatan her türlü azgın güç, kahin, şeytan veya sahte yargı mercii olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Habeşçedeki "tağut" (put) veya Aramicedeki "tağuta" (hata/putperestlik) kelimeleriyle bağlantısını inceler, Kur'an'ın bu terimi mutlak bir ilahi karşıtlık figürü olarak kurumsallaştırdığını aktarır. Toshihiko Izutsu, tağut kavramını Kur'an'ın siyaset felsefesinde analiz eder; bu ayetteki tağutun kenarda duran cansız bir put olmadığını, Allah'ın indirdiği yasalara (şeriata) alternatif olarak kurulan, insanları ilahi adaletten saptıran "yozlaşmış, seküler veya pagan yargı sistemi" olduğunu detaylandırır.

        umirû (أُمِرُوا)

        İbn Fâris, e-m-r kökünün "bir işin yapılmasını kesin olarak istemek, buyurmak ve durum" anlamlarına geldiğini açıklar. Edilgen yapıda kullanılarak, muhatapların kendi fıtratları veya peygamberler aracılığıyla ilahi bir buyruğa muhatap kılındıklarını ifade eder.

        yekfurû (يَكْفُرُوا)

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve reddetmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bağlam gereği bir inancı, kişiyi veya otoriteyi tanımamak, onu bütünüyle reddetmek manasına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette "küfür" (inkar) eyleminin muazzam teolojik ironisini analiz eder; genelde Allah'a karşı işlenen en büyük suç olan küfrün, burada tam tersine "tağuta karşı" (yekfurû bihi) emredildiğini belirterek, gerçek bir İslam inancının (tevhidin) ancak sahte otoriteleri ve yozlaşmış sistemleri aktif olarak "inkar etmek/reddetmek" (tağutu reddetmek) ön şartıyla kurulabileceğini, pasif bir imanın geçersiz olduğunu detaylandırır.

        eş-şeytânu (الشَّيْطَانُ)

        İbn Fâris, ş-t-n kökünün "uzaklaşmak, haktan ve hayırdan mesafeli olmak" veya ş-y-t kökünün "yanmak, öfkeden kudurmak" anlamlarından türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, hakikatten tamamen sapan, kibirlenerek isyan eden her türlü inatçı ve yıkıcı gücü nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice ve Aramicedeki "satana" (düşmanlık eden, karşı duran) kavramlarıyla akraba olduğunu teyit eder. Patricia Crone, şeytan figürünün bu ayetteki politik işlevini inceler; şeytanın insanları sadece bireysel günahlara değil, tağutun mahkemelerine (yozlaşmış kurumlara) yönlendirerek toplumun adalet temelini ve kurumsal yapısını (devleti) hedef alan sistematik bir "hukuki yozlaştırma" stratejisi güttüğünü vurgular.

        yudıllehum (يُضِلَّهُمْ) ve dalâlen (ضَلَالًا)

        İbn Fâris, d-l-l kökünün "hedefini şaşırmak, yoldan çıkmak, kaybolmak ve asıl rotayı yitirmek" manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hakikatten, şeriatın aydınlığından ve adaletin merkezinden ayrılarak karanlık bir zihniyete savrulmak şeklinde tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), dalalet kavramının buradaki hukuki boyutunu analiz eder; şeytanın sapkınlığının (dalaletin), insanları sadece ibadetlerden uzaklaştırmak olmadığını, hakkı arayan insanları Allah'ın adil yasasından koparıp beşeri/zalim yasaların (tağutun) insafına terk ederek onları toplumsal ve rasyonel bir kaosa (kayboluşa) sürüklemek olduğunu detaylandırır.

        baîdâ (بَعِيدًا)

        İbn Fâris, b-a-d kökünün "yakınlığın zıddı olarak mesafe, uzaklık ve aranın açılması" anlamına geldiğini açıklar. Gabriel Said Reynolds, ayetin sonundaki "uzak bir sapıklık" (dalalen baîda) tamlamasının eskatolojik ve teolojik ağırlığını inceler; ihtilafların çözümünde Kur'an'ı ve peygamberi değil de tağutu (başka otoriteleri) hakem tayin etmenin sıradan bir günah olmadığını, bu tercihin kişiyi İslam dairesinden ve kurtuluştan bir daha geri dönmesi çok zor olacak kadar "uzağa" (baîd) fırlatan mutlak bir ontolojik kopuş ve ahlaki intihar olduğunu tesciller.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X