اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 27. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm suresi, melekler, necm 27, necm suresi 27. ayet, ilahi izin, dişi isimleri, şefaat, ahiret, melek, iman, güven
-
"Âhirete inanmayanlar meleklere dişi varlıkların isimlerini veriyorlar.”
Âhirete inanmayanların hepsi meleklere dişi varlıkların isimlerini vermiyordu, aksine sadece bir grup bunu yapıyordu. Ama Allah, zâhirde bunu onların bütününe nispet etmiştir, çünkü meleklere dişi varlıkların isimlerini verenler kalabalık bir cemaat idi. Sanki âyetin mânası şöyledir: Âhirete inanmayanlardan bir cemaat, meleklere dişi varlıkların isimlerini veriyorlar. En doğrusunu Allah bilir. Bütünü belirtip bazısını murat etmek dilde caizdir, Kur'an-ı Kerîm’de bunun örnekleri çoktur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
yu'minûne (يُؤْمِنُونَ)
Arapça e-m-n kökünden türeyen ve muzari (şimdiki/geniş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "güvenmek, emniyette olmak, korkudan kurtulup kalbi sükunete erdirmek ve bir şeyi kesin olarak tasdik etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde korku ve endişenin (havf) tam zıddı olan bir güvenlik, iç huzuru ve emanet duygusunun yattığını belirtir; etimolojik olarak "iman" eyleminin sadece zihinsel bir kabul değil, kişinin bağlandığı hakikat sayesinde ruhsal bir emniyet alanına girmesini ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının insanın kalbiyle bir gerçeği onaylaması ve bu onayın verdiği güvenle şüpheden arınması olduğunu; ayette "ahirete iman etmeyenler" (lâ yu'minûne) şeklinde olumsuz formda kullanıldığında, bu kişilerin iç dünyalarında ontolojik bir güvensizlik, tatminsizlik ve hakikati inkar etmenin getirdiği sarsak bir zemin üzerinde durduklarını etimolojik olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye dönemi anlambilimsel haritasındaki yerini incelerken, Arap zihniyetinin sadece gözle görülen ve elle tutulan dünyevi gerçekliklere "güven/iman" duyduğunu, ölüm ötesi gibi soyut ve metafizik bir kavrama karşı epistemolojik bir kapalılık içinde olduklarını; bu etimolojik güvensizliğin de onları melekleri dişil saymak gibi mantıksız teolojik uydurmalara sürüklediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki bağlamını ve muzari (süreklilik bildiren) yapısını değerlendirerek; ahireti inkar etme halinin gelip geçici bir şüphe değil, süreklilik arz eden köklü bir zihinsel tutum olduğunu ve müşriklerin ilahi aleme dair yaptıkları tüm isimlendirme (tesmiye) hatalarının altında yatan asıl nedenin bu etimolojik ve teolojik "güvensizlik/imansızlık" olduğunu belirtir.
le-yusemmûne (لَيُسَمُّونَ)
Arapça s-m-v kökünden türeyen, tef'il babında çekimlenmiş ve başında tekit (pekiştirme) bildiren "lam" harfi bulunan bu fiil, etimolojik olarak "isim vermek, adlandırmak, bir varlığa alamet/işaret koymak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi diğerlerinden ayırmak ve onu belirginleştirmek için yüceltmek veya ona bir etiket yapıştırmak anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tesmiye" (isimlendirme) eyleminin etimolojik olarak bir varlığın mahiyetini ve özünü bilme iddiası taşıdığını; ancak burada müşriklerin bizzat görmedikleri ve mahiyetini bilmedikleri metafizik varlıklara (meleklere) kendi kafalarından isimler takmalarının, bu etimolojik iddiayı tamamen haksız ve dayanaksız bir kurguya dönüştürdüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu, kadim Sami ve Arap düşüncesinde "isimlendirme" eyleminin o nesne üzerinde bir hakimiyet kurma ve onu kendi kategorilerine hapsetme amacı taşıdığını; müşriklerin melekleri isimlendirmesinin masum bir dilsel eylem değil, ilahi alemi kendi ataerkil ve dünyevi şablonlarına göre şekillendirme çabası (tanrısallığa müdahale) olduğunu etimolojik olarak ifşa ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin başındaki pekiştirme "lam"ının (le-yusemmûne) bağlam içerisindeki işlevine dikkat çekerek; bu edatın müşriklerin yaptıkları bu asılsız isimlendirme işindeki cüretlerini, pervasızlıklarını ve "kesinlikle şöyle isimlendiriyorlar" şeklindeki inatçı tavırlarını etimolojik bir vurguyla yüzlerine çarptığını ifade eder.
el-melâikete (الْمَلَائِكَةَ)
Arapça m-l-k veya e-l-k kökünden türeyen ve çoğul formda olan bu kelime, etimolojik olarak "haberciler, elçiler, güç sahibi varlıklar" anlamlarına gelir. İbn Fâris, kelimenin kökenindeki "risalet ve haber taşıma" (e-l-k) işlevine dikkat çekerek, bu varlıkların ontolojik amacının Allah'tan gelen emirleri iletmek olduğunu ve cinsiyet gibi biyolojik sınırlamalardan etimolojik olarak münezzeh bulunduklarını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, meleklerin saf ruhani varlıklar olduğunu ve isimlerinin de bu görev/elçilik kökünden geldiğini; dolayısıyla onların mahiyetine dair insani (dişillik/erillik) yakıştırmaların kelimenin asıl etimolojik ruhuyla taban tabana zıt olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köken haritasını çıkarırken, "mal'ak" (elçi) sözcüğünün Ortadoğu dinlerindeki ortak kullanımına değinir ve Kur'an'ın bu kadim kelimeyi kullanarak paganların o uydurma dişil tanrıça/melek inancını kökünden reddeden saf bir tek tanrıcılık (tevhid) terminolojisi inşa ettiğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, İslam öncesi Arap pantheonunda meleklerin "Allah'ın kızları" olarak görülmesi şeklindeki mitolojik bozulmayı analiz ederken; Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak melekleri ilahi ortaklar veya dişil şefaatçiler statüsünden çıkarıp, sadece ve sadece itaatkar "elçiler" (mal'ak) şeklindeki asıl etimolojik ve teolojik konumlarına geri döndürdüğünü vurgular.
tesmiyete (تَسْمِيَةَ)
Arapça s-m-v kökünden türeyen ve tef'il babının mastarı olan bu kelime, etimolojik olarak "isimlendirme eylemi, ad koyma işi" anlamına gelir. Ayette "yusemmûne" fiilinin meful-i mutlak'ı (kendi kökünden gelen ve eylemi pekiştiren nesnesi) olarak kullanılmıştır. İbn Fâris, mastar kalıbındaki bu kelimenin, bir varlığa isim verme eyleminin bizzat kendisini ve bu işin nasıllığını (keyfiyetini) vurguladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tesmiye" mastarının ayetteki kullanım formuna değinerek; bunun alelade veya tesadüfi bir adlandırma olmadığını, müşriklerin melekleri dişi sayma işini adeta sistemli bir teolojik kaideye, kurumsal bir inanç formuna (tesmiye) dönüştürdüklerini etimolojik olarak kesinleştirdiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin cümle içerisindeki pekiştirme işlevini değerlendirirken, aynı kökten gelen fiil ve mastarın yan yana kullanılmasının (yusemmûne ... tesmiyete) müşriklerin bu asılsız kurgudaki ısrarlarını, kendi yalanlarına kendilerini inandırma süreçlerini ve yaptıkları eylemin vahametini etimolojik bir ağırlıkla ortaya koyduğunu ifade eder.
el-unsâ (الْأُنثَىٰ)
Arapça e-n-s kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "dişi cins, yumuşaklık, nahiflik ve zayıflık" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde sertliğin (şiddet/salâbet) tam zıddı olan bedensel bir esneklik ve zayıflık durumunun bulunduğunu, dişi cinse bu ismin fıtratındaki bu yumuşaklıktan dolayı verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ünsâ" kavramının etimolojik olarak erkeğin karşıtını temsil ettiğini; bağlam içerisinde bu kelimenin, müşriklerin ilahi elçilere (meleklere) yakıştırdıkları o temelsiz biyolojik kategoriyi resmettiğini ve ilahi kudretle taban tabana zıt olan insani bir zaafı yansıttığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye zihniyetindeki paradoksal kullanımını inceler; Arap toplumunun kız çocuklarını (ünsâ) hor görüp onları bir utanç vesilesi saymasına rağmen, en yüce gördükleri ilahi varlıklara ve putlara tam da bu etimolojik kökten gelen (dişil) isimler vermelerinin, onların teolojik mantıksızlığını ve sahtekarlığını ifşa eden muazzam bir kavramsal çöküş olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, ayetin kapanışındaki (fâsıla) bu kelimenin estetik ve retorik işlevini analiz ederken; meleklerin o aşkın ve güçlü doğasıyla, e-n-s kökünün barındırdığı dünyevi ve zayıf "dişillik" (ünsâ) imgesinin yan yana gelmesinin yarattığı keskin ironinin, Kureyş'in putperest inancını kendi dillerinin kelimeleriyle tahrip eden çok güçlü bir edebi strateji olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamındaki eleştirel gücünü değerlendirerek; ahireti inkar eden ve hiçbir aşkın ufku bulunmayan sığ bir zihniyetin, ilahi alemi tanımlarken bile ancak kendi dünyevi, cinsiyetçi ve zayıf (ünsâ) algı kalıplarının dışına çıkamadığını etimolojik bir kesinlikle vurguladığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla