Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mücâdele Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mücâdele Sûresi, 12. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَـكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nâceytumu-rrasûle fekaddimû beyne yedey necvâkum sadaka(ten)(c) żâlike ḣayrun lekum ve ather(u)(c) fe-in lem tecidû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      12. "Ey iman edenler! Peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman, bu görüşmenizden önce bir sadaka verin. Sizin için en iyi ve en nezih davranış budur. Şayet bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir."

      13. "Özel görüşme yapmadan önce sadaka verecek olmanızdan dolayı (vermediğiniz takdirde) korkuya mı kapıldınız? Madem bunu yapmadınız ve Allah da sizi bağışladı, o halde namazı özenle kılın, zekâtı verin, Allah'a ve resûlüne itaat edin. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır."

      Hz. Peygamber'le Özel Görüşmenin Anlamı

      Ey iman edenler! Peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman, bu görüşmenizden önce bir sadaka verin. Resûlullah'la (a.s.) gizlice konuşmak konusu çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Onunla gizli konuşmak konusunda insanlar farklı kategorilere ayrılır. Bunlardan biri, din konusunda aydınlanmak ve gelen emirleri öğrenmek için olabilir. Diğeri münafıkların yaptığı gibi Hz. Peygamber'le özel olarak konuşmakla başkalarına karşı övünmek, Allah'ın resûlü nezdindeki özel konumunu ve üstünlüğünü göstermek isteyebilir. Üçüncü bir grup da, insanlara yalan şeyler işittirmek, duyduklarından daha farklı şeyleri onlara duyurmak isteyebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak; "Yalana kulak verirler, sana gelmeyen başka bir kesimi dinler dururlar" buyurmaktadır. Ayette zikredilen şeyi yapan yahudilerdi. Allah'ın resûlü ile gizlice konuşmasına dair kaydettiklerimiz farklı yorumlar çerçevesinde olabilir.

      Şimdi, gizli konuşmadan önce fakirlere sadaka verilmesi emri çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, konuşmadan önce sadaka verilmesi emri, Resûlullah'ın değerini yüceltmek, bu sadaka ile onun özel konumunu ortaya çıkarmak ve böylece kendisiyle gizli konuşmaya lâyık hale gelmektir. Bu, tıpkı temizliğin, Cenâb-ı Hakka münacata vesile kılınması gibidir. İkincisi, insanların Allah'ın resûlü ile özel olarak konuşmaya lâyık görülmesi sebebiyle, buna teşekkür anlamında sadaka vermeleri emredilmiştir. Üçüncüsü, konuşmadan önce sadaka vermekle emredilmelerinin, onları imtihan etmek ve gerçek durumlarını ortaya koymak amacıyla olması da mümkündür. Tıpkı cihat emrinin, insanların dindeki nifakını ve şüphelerini ortaya koymaya sebep kılınması gibi. İşte bu da öyledir. En doğrusunu Allah bilir. Gizlice konuşmak isteyen insanlara önceden sadaka vermelerinin emredilmesinin, gerçekten Resûlullah'a (s.a.) ihtiyacı olanların, özel konuşmalarla onun meşgul edilmesini engellemek anlamına gelmesi mümkündür. Cenâb- Hak mâlî destekte bulunma yoluyla kalplerinin hoşnut edilmesi için onlara, sadaka verilmesini emretmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Sizin için en iyi ve en nezih davranış budur. Yani sadaka vermeniz kalplerinizi, vermemenizden daha çok temizler. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir, Bu ilâhî beyanın sadaka verme emrinin fakirler için değil zenginler için olması da muhtemeldir. Çünkü âyette, sadaka verecek bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir buyurulmaktadır.

      Özel görüşme yapmadan önce sadaka verecek olmanızdan dolayı korkuya mı kapıldınız? Müfessirlerin geneli buna, "ey zenginler, gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekte cimrilik mi ediyorsunuz?" anlamını vermişlerdir. Madem bunu yapmadınız ve Allah da sizi bağışladı, yani sadaka vermediğiniz halde Allah sizi bağışladı. O halde namazı özenle kılın, zekâtı verin. Yani o sadakayı vermiyorsanız bari mallarınızın zekâtını verin. Müfessirler derler ki bu âyetteki namaz kılma ve zekât verme emri, gizli konuşmadan önce sadaka verilmesi emrini neshetmiştir. Allah'a ve resûlüne itaat edin. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. Bu son cümle, bir uyarı ifadesidir.

      Peygamber'le özel görüşme yapacağınız zaman. Bu ilâhî beyan, haber-i vâhidin kabulüne işaret etmektedir. Çünkü insan, Hz. Peygamber'le (s.a.) gizlice ve tek başına konuşmaktadır, başka kimsenin bundan haberi yoktur. Bu konuşma, hem dinle hem de dünya hayatıyla ilgili olabilir. Şayet kişi, Resûlullah'tan (s.a.) işittiklerini başkalarına söylediğinde bu kabul edilmeyecekse, gizli konuşmanın anlamı kalmaz. O, tek başına ve özel olarak konuşmuş da sayılmaz. İşte bu hal, onun başkalarına vermiş olduğu haberin kabul edilmesi gerektiğini gösterir. Bu âyet, aynı zamanda yapılan her gizli konuşmanın, şeytanın eseri olmadığını da gösterir. Çünkü Hz. Peygamber sözü edilen kişilerle gizli konuşmuştur. "Gizli konuşmalar ancak şeytandandır" meâlindeki âyet daha önce sözü edilen olaya bağlıdır. Ayette "yed" (يد) kelimesinin belirtilmesinden, onun mutlaka belli organ anlamına geldiği anlaşılmamalıdır. Özel görüşmeden önce meâlindeki âyette yed kelimesi kullanılmıştır, ancak "necva" (نجوى) yani topluluğun ne eli ve ne de arası vardır. "Asılsız şey ona önünden (بين يديه) yaklaşamaz" cümlesindeki yed kelimesi de böyledir. Bu kelime ile burada bilinen organın kastedilmediğini herkes bilir. "Aksine O'nun eli de açıktır" meâlindeki ilâhî buyruğunda ve Resûlullah'ın "Verilen sadaka Rahman'ın eline düşer" hadisinde geçen el kelimesinin Allah'a izafe edilmesinden, eğer insanların Allah hakkındaki inançları bozuk değil ve O'nu mahlükata benzetme niyetleri de yoksa, bundan nasıl bilinen organ, yani el anlaşılır?

      Katâde şöyle dedi: İnsanlar, Resûlullah (s.a.) ile özel olarak çok konuşmaya başlamışlardı. Cenâb- Hak, peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman bu görüşmenizden önce bir sadaka verin buyruğuyla onlara bunu yasakladı. Hz. Ali'nin (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bu âyetin emriyle ilk amel eden kişi benim; şu kadar sadaka vermiştim, daha sonra ruhsat emri nâzil oldu.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün temelinde güven, korkunun zıddı olan emniyet ve gönül huzuruyla tasdik etme anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın sadece bir bilgi beyanı olmadığını, kişinin kendisini Allah’a emanet ederek içsel bir güvene (emniyet) kavuşması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "sadakat" ve "teslimiyet" ile iç içe geçtiğini, bu ayette ise müminlerin Peygamber ile olan ilişkilerinde ahlaki bir olgunluk testine tabi tutulduklarını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki hitabın inananları yeni bir toplumsal disipline ve edep kuralına davet ettiğini vurgular.

        Nâceytüm (نَاجَيْتُمُ)

        İbn Fâris, n-c-v kökünün bir şeyden kurtulmak veya bir yüksekliğe çıkmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "necvâ" ve "münâcât" kelimelerinin, sözün başkalarından gizlenerek (kurtarılarak) mahrem bir alanda tutulması sebebiyle bu ismi aldığını ifade eder. Ayet bağlamında bu, Peygamber ile özel olarak görüşmek ve fısıldaşmak anlamına gelir. Toshihiko Izutsu, bu eylemin Medine toplumunda bazen gereksiz bir meşguliyete dönüştüğünü, bu fiilin burada hukuki bir düzenleme ile sınırlandırıldığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimedeki karşılıklılık (müfâale) vezninin, iletişimin iki taraf arasında gerçekleşen özel ve mahrem niteliğini pekiştirdiğini belirtir.

        Ar-Resûl (الرَّسُولَ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün bir şeyi bir yere göndermek, bir mesajı iletmek üzere elçi tayin etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kavramının sadece bir postacı değil, Allah'ın iradesini ve hükümlerini yeryüzünde temsil eden, kendisine itaat edilmesi gereken en yüksek makam olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Aramice ve Süryanicedeki "r'shūlā" formuyla dilsel bir paralellik taşıdığını, Kur'an'ın bu terimi mutlak bir ilahi otorite ile donatarak kurumsallaştırdığını analiz eder.

        Kaddimû (فَقَدِّمُوا)

        İbn Fâris, k-d-m kökünün bir şeyin önü, önceliği ve öne geçmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takdim" eyleminin bir şeyi diğerinden önce yapmak veya bir amaç uğruna bir şeyi önceden hazırlayıp sunmak olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, Peygamber ile yapılacak özel görüşmeden önce bir hazırlık ve bedel (sadaka) sunulması gerektiğini nitelemektedir. Aisha Abdurrahman, bu emrin müminlerin niyetlerini ciddiyet süzgecinden geçirmeyi amaçlayan bir disiplin yöntemi olduğunu vurgular.

        Yedey (يَدَيْ)

        İbn Fâris, y-d-y kökünün organ olan "el", güç, kudret ve nimet anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "beyne yedey" ifadesinin Arap dilinde bir şeyin hemen önünde, huzurunda veya bir işe girişmeden hemen önce anlamında kullanılan köklü bir kalıp (mecaz-ı mürsel) olduğunu ifade eder. Ayette bu ifade, gizli konuşmaya (necvâ) başlamadan hemen önce yapılması gereken bir ön hazırlığı sembolize eder.

        Necvâküm (نَجْوَاكُمْ)

        İbn Fâris, n-c-v kökünün gizlilik ve kurtuluş manalarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada isim olarak kullanıldığını ve Peygamber ile gerçekleştirilecek olan o mahrem görüşmenin bizzat kendisini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "necvâ"nın bu ayette bir hak olmaktan ziyade, belirli bir sorumluluk ve bedel gerektiren bir imtiyaz olarak yeniden tanımlandığını analiz eder.

        Sadakaten (صَدَقَةً)

        İbn Fâris, s-d-k kökünün doğruluk, dürüstlük ve bir şeyin sağlamlığı (sertliği) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kişinin Allah'a olan bağlılığındaki doğruluğunu (sadakatini) eyleme dökerek malından vermesine "sadaka" dendiğini, bunun imanın dışa vurulmuş bir kanıtı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın anlamsal alanında dindarlığın somut bir göstergesi ve sosyal bir arınma vasıtası olarak yerleştiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice/İbranice kökenli "sedaqa" (doğruluk/bağış) kavramıyla tarihsel bir ilişkisi olduğunu ve İslam ile birlikte ibadet boyutu kazandığını analiz eder.

        Hayrun (خَيْرٌ)

        İbn Fâris, h-y-r kökünün iyilik, üstünlük ve bir şeyi diğerine tercih etmek (ihtiyar) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayrın herkesin rağbet ettiği ve akıl sahiplerinin tercih ettiği faydalı şey olduğunu ifade eder. Ayette, sadaka vererek Peygamber ile görüşmenin, müminlerin karakter inşası ve toplumsal disiplini için "daha yararlı" olduğu vurgulanmaktadır. Toshihiko Izutsu, "hayr" kelimesinin Kur'an'da mutlak faydayı ve ilahi rızaya uygun olanı temsil eden temel bir değer terimi olduğunu analiz eder.

        Etharu (أَطْهَرُ)

        İbn Fâris, t-h-r kökünün kirden, pislikten ve ayıplardan arınmak, temiz olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ethar" ism-i tafdilinin, sadece dışsal bir temizliği değil, nefsin bencil arzulardan ve gereksiz dünya meşgalelerinden arınmış en saf halini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sadaka şartının müminlerin kalbindeki dünya sevgisini ve gereksiz fısıldaşma arzusunu törpüleyerek onları ahlaki bir nezahate (temizliğe) ulaştırmayı hedeflediğini analiz eder.

        Tecidû (تَجِدُوا)

        İbn Fâris, v-c-d kökünün bir şeyi bulmak, ona ulaşmak ve bir şeye güç yetirmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "bulamama" halinin maddi imkansızlığı, yani sadaka verecek mali güce sahip olmamayı ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin ilahi yasaların uygulanmasındaki gerçekçiliği ve insanın kapasitesini aşan durumlarda sorumluluğun düşmesini temsil ettiğini vurgular.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün mutlak mabud, kulluk edilen ve hayretle yönelinen yüce varlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin her şeyi yaratan ve yöneten mutlak otoriteyi nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki Süryanice "Alaha" formuyla olan bağına işaret ederek, Kur'an'ın bu ismi mutlak bir vahdet içerisinde yeniden konumlandırdığını belirtir.

        Ğafûrun (غَفُورٌ)

        İbn Fâris, ğ-f-r kökünün örtmek, gizlemek ve korumak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiretin Allah'ın kulunun kusurlarını merhametiyle örtmesi ve onu bu kusurların sonucundan koruması olduğunu ifade eder. Ayette, imkanı olmayanların sadaka vermeden görüşmelerinin bu ilahi bağışlayıcılık kapsamında olduğu vurgulanır. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın ilahi adaletin merhametle dengelendiği bir noktayı işaret ettiğini analiz eder.

        Rahîm (رَّحِيمٌ)

        İbn Fâris, r-h-m kökünün şefkat, acıma ve birine karşı yumuşak yürekli olma anlamlarına geldiğini, kökeninde ise dölyatağı (rahm) ile bir bağ kurularak yakınlık ve koruyuculuğu temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" sıfatının müminlere özel ve süreklilik arz eden ilahi bir lütuf ve merhameti nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu ismin ayetin sonunda yer almasının, getirilen ağır disiplin kuralının (sadaka) arkasındaki asıl amacın müminleri zorlamak değil, onları merhametle eğitmek ve arındırmak olduğunu mühürlediğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X