يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mücâdele Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ilahi genişlik, mücadele suresi 11. ayet, derece yükseltilmesi, yer açma, kalkma emri, meclisler, mücadele suresi, mücadele 11, allah, amel, ilim, bilgi, iman, güven
-
"Ey iman edenler! Size, bulunduğunuz toplantılarda 'Yer açın' dendiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. 'Davranıp kalkın' dendiğinde de kalkın ki Allah içinizden (gerçekten) iman etmiş olanları ve ilme kavuşmuş olanları yüksek derecelere çıkarsın. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır."
Ey iman edenler! Size, bulunduğunuz toplantılarda "yer açın" dendiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. Bu âyet iki şekilde yorumlanabilir: Birincisine göre, Size yer açın dendiğinde anlamındaki ifade, onlara meclisten geri kalın denilince geri kalırlar, demektir. Davranıp kalkın, den- diğinde de kalkın, yani kalkın, öne geçin. Bu durumda "tefessehû" (تفسّحوا) kelimesine şöyle anlam verilebilir: Mecliste hazır bulunmakta -verilen emri kavrayıp ilmini yapmak değil- ilk olarak dinlemek ve gereğini yapmak gayesi akla gelebilir. Onlara sanki şöyle denilmektedir: İnsanların imamı ve fakîhi olacak kişilerin yaklaşabilmeleri için sizler geride kalın. Şayet mecliste hazır bulunmaktan gaye hükmü iyi anlamak ve ilmini yapmak ise bu, imamların yapabileceği bir şeydir. Gayesi sadece dinlemek ve gereğini yapmak olan kişiler ise daha sonra gelir. Önce öne geçmek isteyenlere şöyle denilmektedir: Kalkın veya ön tarafa geçin, tâ ki, sizden sonra meclise gelenler Hz. Peygamber'in (s.a.) sözünü işitsinler. En doğrusunu Allah bilir. İkincisine göre, meclis dar ve küçük olup, ayağa kalkmaksızın sadece hareketle ve yer açmakla başkasına yer vermek mümkün olmadığı zaman, onlara "tefessehú" (yer açın), denilir. Ancak ayağa kalkmakla mümkün olduğunda ise kalkın, öne doğru ilerleyin, denir.
Allah da size genişlik versin. Bu ifade ile ilgili çeşitli ihtimaller akla gelebilir. Allah size kabirde veya âhirette yahut da cennette genişlik verir, Allah sizin meclisinize genişlik verir, bundan maksat da kalp genişliği, ilim ve hikmette genişliktir. En doğrusunu Allah bilir. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Size, bulunduğunuz toplantılarda 'yer açın' dendiğinde meâlindeki cümle, savaşta hareket alanınızı geniş tutun, demektir . Size 'davranıp kalkın' dendiğinde de kalkın! Yani düşmana saldırın denilince, onlar hemen saldırırlar. Katâde buna, "bir hayra veya namaza çağrıldığınızda hemen gidin" anlamını vermiştir. Başkaları da düşmanla savaşmak, iyiliği emretmek kötülüğü yasaklamak veya ne olursa olsun bir hakka koşmak gibi her türlü hayrı içine alır, demişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah içinizden (gerçekten) iman etmiş olanları ve ilme kavuşmuş olanları yüksek derecelere çıkarsın. Cenâb-ı Hak bu âyette iman eden insanları yükselteceğini haber vermektedir. Kendilerine ilim verilen müminleri de, ilmin cihat vb. diğer ibadetlere olan üstünlüğünden dolayı ilim verilmeyenlerden daha üstün derecelere çıkaracağını bildirmektedir. Cenâb-ı Hakk'ın, cihat âyetinde ne buyurduğunu görmez misin? "Allah, malları ve canlarıyla cihat edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kıldı", Mücahitlerin derecelerini oturanlardan üstün kıldığı gibi, ilmin diğer şeylere olan üstünlüğü bilinsin diye, kendilerine ilim verilenlerin derecelerini de verilmeyenlerden üstün kılmıştır. Allah Teâlânın şu ayeti de aynı şekildedir: "Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır". Bazıları şöyle demiştir: Hz. Peygamber (s.a.), dinde geniş bilgi elde etmeleri için bir grubu kendi yanında tutar, diğer grubu sefere gönderirdi. Onlar seferden döndüklerinde Resûlullah'tan (s.a.) öğrenen ve dinde geniş bilgi sahibi olanlar, onları uyarırlardı. Şayet bu yorum doğru kabul edilirse, bu âyet, ilmin cihaddan üstün olduğunu gösterir; o kadar ki mücahitler, ilim ehline daha çok muhtaçtır. Bazıları da şöyle demiştir: Dinde derin bilgi elde etmek için her kavimden bir grup öğrenim görmeye gider, sonra geri döndüklerinde insanları uyarırlar. Katáde şöyle söylemiştir: İlim ehlinin üstün bir fazileti ve ilmin de sahibi üzerinde bir hakkı vardır. Hayatıma yemin olsun ki, ey álim, onun sendeki hakkı daha üstündür. Allah Teâlâ da her fazilet sahibine faziletini verecektir. Katáde, Size; 'yer açın' denildiğinde meâlindeki cümle hakkında da şöyle demiştir: Onlar, Resûlullah'ın (s.a.) huzurunda iken bir kardeşlerinin geldiğini gördüklerinde, meclislerinde ona yer vermek istemezlerdi, bunun üzerine Cenâb-ı Hak onlara, birbirlerine yer açmalarını emretti. Mukātil demiştir ki Bedir Gazvesi'ne katılan ensardan bir grup gelip Hz. Peygambere (s.a.) ve yanında bulunanlara selâm vermişler, onlar da selâmı almışlardı. Fakat Resûlullah'ın (s.a.) huzurunda onlara yer vermeyi esirgemişler, halkayı da genişletmemişlerdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.), Bedir'e katılmayanlara hitap ederek; "sen kalk, sen de kalk" diye emir buyurdu. Bu olay hakkında münafıklar laf etmişler, ayet bunun üzerine nâzil olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün temel anlamının korkunun zıddı olan güven, huzur ve bir şeye gönül rahatlığıyla inanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın sadece dille bir iddia olmadığını, kalbin bu güvene (emniyet) tam olarak teslim olması ve ilahi mesajın hakikatini tasdik etmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın anlamsal dünyasında merkezi bir kutup olduğunu; inananların sadece teorik bir kabule değil, hayatın her alanında ilahi otoriteye dayanan bir "sadakat ve güven" zeminine sahip olduklarını analiz eder.
Kîle (قِيلَ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün seslerin belirli bir tertiple dizilerek anlamlı bir ifadeye dönüşmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin edilgen yapıda gelmesinin, emrin kaynağının belli bir otoriteye (Allah veya Resulü) dayandığını ve söylenen sözün sıradan bir hitap değil, yerine getirilmesi gereken bir talimat veya sosyal bir kural niteliği taşıdığını ifade eder.
Tefessehû / Fefsehû / Yefseh (تَفَسَّحُوا / فَافْسَحُوا / يَفْسَحِ)
İbn Fâris, f-s-h kökünün darlık ve sıkıntının zıddı olan genişlik, ferahlık ve yer açmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tefessuh" eyleminin bir mekanda başkalarına yer açmak için çaba sarf etmek olduğunu, "fesh"in ise bu genişliği bizzat sağlamak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda bu, sadece fiziksel bir genişleme değil, aynı zamanda gönüllerde başkasına yer açma nezaketini de temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Medine dönemindeki toplumsal adabı inşa ettiğini; müminlerin meclislerde birbirlerine karşı bencilce davranmayıp nezaketle yer açmalarının ilahi bir ferahlığa (yefseh) karşılık geleceğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yefseh" fiilinin karşılık olarak gelmesinin, insanın gösterdiği küçük bir fedakarlığın Allah tarafından hayatın tüm alanlarında genişlik ve huzur olarak ödüllendirileceğine dair ilahi bir yasayı simgelediğini vurgular.
El-Mecâlis (الْمَجَالِسِ)
İbn Fâris, c-l-s kökünün aşağıdan yukarıya kalkmak veya bir yerde karar kılıp oturmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meclis" kelimesinin oturulan yer, toplantı ve sohbet alanı manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda bu, Müslümanların dini veya sosyal amaçlarla bir araya geldikleri, Peygamber'in huzurundaki veya genel toplumsal buluşma alanlarını nitelemektedir.
Allah (اللَّهُ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk, ibadet ve mutlak sığınak olma anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin tüm kemal sıfatlarını kendisinde toplayan ve varlığı zorunlu olan yüce varlığı nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin arka planında Süryanice ve Aramice benzer formların bulunduğunu, ancak Kur'an'ın bu ismi mutlak bir vahdet içerisinde, sosyal hayatın her anını (meclislerdeki oturuşları bile) gözetleyen ve düzenleyen yegane otorite olarak sunduğunu analiz eder.
İnşüzû (انشُزُوا)
İbn Fâris, n-ş-z kökünün yerden yükselen, tümsek ve belirgin olan şey anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin oturulan yerden kalkmak, harekete geçmek ve bir görevi ifa etmek için ayağa fırlamak manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, mecliste birine yer vermek veya meclisi sonlandırmak gerektiğinde tereddüt etmeden, nezaketle ayağa kalkma disiplinini nitelemektedir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "nüşûz"un buradaki kullanımının toplumsal dinamizmi ve otoriteye uyumu simgelediğini, müminin statik değil, gerektiğinde çevikliğini ve saygısını gösteren bir karakterde olması gerektiğini vurgular.
Yerfe' (يَرْفَعِ)
İbn Fâris, r-f-a kökünün bir şeyi aşağıdan yukarıya kaldırmak, yüceltmek ve belirgin kılmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yükseltmenin hem mekansal hem de manevi bir mertebe artışını ifade ettiğini; ayette ise iman ve ilim sahiplerinin toplum içinde ve Allah katındaki değerlerinin artırılmasını temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "değerler hiyerarşisi" ile açıklar; Allah'ın toplumsal katmanları sadece maddi güçle değil, ahlaki ve ilmi liyakatle yeniden şekillendirdiğini ifade eder.
Ûtû (أُوتُوا)
İbn Fâris, e-t-y kökünün bir yere gelmek veya bir şeyi vermek, ulaştırmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin edilgen yapıda (kendilerine verilenler) kullanılmasının, ilmin kaynağının Allah olduğunu ve onun bir lütuf olarak insana ulaştırıldığını simgelediğini ifade eder.
El-İlm (الْعِلْمَ)
İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin alamet, iz ve işaret anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilmin bir nesnenin hakikatini olduğu gibi idrak etmek olduğunu, burada ise sadece teorik bilgiyi değil, insanın karakterini yükselten ve onu Allah'a yaklaştıran derin kavrayışı nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "ilm" kavramının Kur'an'da karanlıktan aydınlığa çıkışı sağlayan rasyonel ve manevi bir güç olarak konumlandığını analiz eder.
Deracât (دَرَجَاتٍ)
İbn Fâris, d-r-c kökünün adım adım ilerlemek, katetmek ve basamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "derace"nin yükselmeye (yukarı doğru basamaklara), "derek"in ise aşağı inmeye delalet ettiğini ifade ederek; burada ilim sahipleri için vadedilen yücelmenin sınırsız bir manevi terakki olduğunu vurgular.
Ta'melûne (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, a-m-l kökünün bilinçli bir niyetle, farkındalık içinde ve belirli bir amaç doğrultusunda gerçekleştirilen eylem anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in kişinin sadece dış dünyadaki hareketi değil, bu hareketin ardındaki ahlaki tercihlerini de kapsadığını; meclislerdeki nezaket veya kabalık eylemlerinin bu kapsama girdiğini ifade eder.
Habîr (خَبِيرٌ)
İbn Fâris, h-b-r kökünün bir şeyin dış görünüşünün ötesine geçerek onun içyüzünü, gizli taraflarını ve en ince ayrıntılarını bilmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Habîr" sıfatının Allah için kullanıldığında, kulların gizli niyetlerini ve davranışlarının gerçek saiklerini kuşatan bir bilgiyi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu ismin ayetin sonunda yer almasının, toplumsal adabın (yer açmak, ayağa kalkmak vb.) sadece bir şekil şartı değil, kalbi bir samimiyetle yapılması gerektiğini mühürleyen bir uyarı olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla