وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ اَهْدِكُمْ سَب۪يلَ الرَّشَادِۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mümin suresi 38. ayet, mümin 38, doğru yol, uyarı, mümin adam, mümin suresi, allah, hidayet, kavim, topluluk, halk, arz, iman, güven
-
"Mümin kişi sözlerine şöyle devam etti: Ey kavmim! Bana uyun, sizi doğru yola götüreceğim."
Sonra Cenâb- Hak, Firavun'un aile çevresinden olan o mümin kişinin öğütlerine şöyle devam ettiğini haber vermektedir: Mümin kişi sözlerine şöyle devam etti: Ey kavmim! Bana uyun, sizi doğru yola götüreceğim. Yani size doğru yolun hangisi olduğunu açıklayacağım. Adam bazan, peygamberleri inkâr ettikleri ve onlardan yüz çevirdikleri için önceki ümmetlerin başlarına gelen belâlarla kavmini korkutuyor, bazan kötü işler yapmak suretiyle bizzat kendilerine kötülük yaptıklarını söyleyerek akılsızca davrandıklarını açıklıyor, bazan da onlara nasihat ediyor, kendilerine doğru yolu göstermesi ve o yola götürmesi için Mûsâ aleyhisselâma tâbi olmaya davet ediyor. Bunları söylerken de iman ettiğini açıkladığı için hayatının tehlikeye girdiğinden endişe etse dahi ölüme aldırmıyor. Kisâî şöyle dedi: "Raşâd, rüşd, raşed" (رَشَاد، رُشْدِ، رَشَدْ) kelimeleri aynı mânaya gelen üç sözcüktür, ancak burada raşâd kelimesinden başkası kullanılmaz.
Yorumu Yorumla
-
Ve Kâle (وَقَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün sözlükte "bir düşünceyi sese dönüştürerek ifade etmek, söz söylemek ve beyanda bulunmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dedi ki" (kâle) fiilinin bu bağlamda sıradan bir hitap olmadığını; mümin adamın, Firavun'un kibri ve cinneti karşısında inisiyatifi (söz hakkını) tekrar eline alarak, hakikatin o sarsılmaz ve cesur beyanını sürdürme eylemini nitelediğini söyler.
Ellezî (الَّذِي)
İbn Fâris, eril tekil varlıkları nitelemek ve eylemi failine bağlamak için kullanılan ism-i mevsûl (ilgi zamiri) olduğunu belirtir.
Âmene (آمَنَ)
İbn Fâris, "e-m-n" kökünün "korkunun zıddı olarak güven içinde olmak, emin olmak ve doğrulamak (tasdik)" anlamlarına geldiğini tespit eder. İman eyleminin, kalbin hakikati şüphesiz bir şekilde onaylaması olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, iman eyleminin fıtratın gerçeği onaylaması olduğunu söyler. "İman eden kişi" (ellezî âmene) ifadesinin, o şahsın zorbalık karşısında sergilediği sarsılmaz teolojik duruşu (güveni) kimlikleştirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde iman kavramını inceler. İmanın salt bir inanç felsefesi olmadığını, tiranlık (Firavun) karşısında doğrudan doğruya statükoyu reddeden, son derece aktif, dönüştürücü ve ontolojik bir "ilahi güvene sığınma" (security in truth) hali olduğunu tespit eder. İman, korkunun ve devlet terörünün panzehiridir.
Yâ (يَا)
İbn Fâris, Arapçada uzakta olan birine, bir topluluğa veya şiddetle dikkat kesilmesi istenen kişiye seslenmek için kullanılan nida (seslenme) edatı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Ey" (yâ) nidasının, uyuyan ve kendi felaketine doğru sürüklenen Mısır aristokrasisini sarsarak uyandırmayı hedefleyen acil ve şefkat dolu bir "alarm/ikaz" işlevi gördüğünü söyler.
Kavmi (قَوْمِ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün sözlükte "ayağa kalkmak, dik durmak, bir işte sebat etmek ve bir gaye etrafında toplanan zümre" anlamlarına geldiğini tespit eder. Kavim kelimesinin, birbirine ortak bir kan, kültür veya asabiyet bağıyla kenetlenmiş sosyolojik topluluğu nitelediğini belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojisinde kavim kelimesini kabile dayanışması bağlamında okur. Mümin adamın bu kelimeyle Mısır elitlerinin o sarsılmaz "kavmiyet" (milliyetçilik) duvarını içeriden aştığını; düşman gibi değil, kendi insanının helak olmasından korkan dertli bir aydın gibi konuştuğunu tespit eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabı siyasi bir bağlamda değerlendirir. "Ey kavmim" (yâ kavmi) seslenişinin, Firavun'u değil, o sistemi ayakta tutan bürokratik tabakayı (kavmi/meclisi) rasyonel bir uyanışa ve taraf seçmeye davet ettiğini ifade eder.
İttebiûni (اتَّبِعُونِ)
İbn Fâris, "t-b-a" kökünün sözlükte "birinin izinden gitmek, peşine düşmek, arkasından yürümek ve ona uymak" anlamlarına geldiğini tespit eder. İftial babındaki emir kipi olan "ittebiû" (uyun/tâbi olun) fiilinin sonuna gelen "nî" (bana) zamiriyle; eylemin "bana uyun, benim peşimden gelin" anlamını taşıdığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, ittibâ (tâbi olma) kavramının körü körüne bir taklit olmadığını; yolu bilen, menzile hakim olan güvenilir bir rehberin (kılavuzun) ayak izlerine basarak karanlıktan çıkma çabası olduğunu söyler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu emir fiilini ontolojik bir otorite inşası olarak değerlendirir. Yıllarca Firavun'a mutlak bir itaatle (ittibâ) boyun eğmiş olan meclise karşı, mümin adamın ayağa kalkıp "Bana uyun" (ittebiûni) diyebilmesinin; sahte liderlik makamını tiranın elinden alarak hakikati savunan (iman eden) aklın eline veren muazzam bir devrimci sıçrama ve özgüven beyanı olduğunu ifade eder.
Ehdikum (أَهْدِكُمْ)
İbn Fâris, "h-d-y" kökünün sözlükte "rehberlik etmek, yol göstermek, hedefe ulaştırmak ve önden gitmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Birinci tekil şahıs muzari fiil olan "ehdi" (ben iletiyorum/kılavuzluk ediyorum) ve "kum" (sizi) zamirinin birleşimidir.
Râgıb el-İsfahânî, hidayet kavramının lütufla ve şefkatle doğru yola götürmek olduğunu söyler. "Sizi ulaştıracağım / size rehberlik edeceğim" (ehdikum) fiilinin, mümin adamın kavmine karşı hiçbir zorbalık veya dayatma gütmeden, tamamen fıtrata uygun aydınlık bir kılavuzluk rolü üstlendiğini vurgular.
Dücane Cündioğlu, hidayet fiilini epistemolojik bir aydınlanma olarak okur. Mümin adamın "Bana uyun ki size kılavuzluk edeyim" demesinin; iktidarın yalanlarına ve manipülasyonlarına (ideolojisine) hapsolmuş zihinleri o karanlık mağaradan çıkarıp, hakikatin güneşine ulaştırma (hidayet) arzusu olduğunu ifade eder.
Sebîle (سَبِيلَ)
İbn Fâris, "s-b-l" kökünün sözlükte "aşağı sarkıtmak, akmak ve üzerinde yürünen açık yol" anlamlarına geldiğini belirtir. Sebil kelimesinin, menzile ve amaca götüren izlenen rota, doktrin ve gidişat olduğunu kaydeder.
Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramice "shbila" (yol, mezhep, öğreti) kelimesiyle akraba olduğunu; Kur'an'ın bu kelimeyi insanın dünyadaki manevi ve teolojik yürüyüşünü (rotasını) tanımlamak için merkezi bir terim olarak kullandığını tartışır.
er-Raşâdi (الرَّشَادِ)
İbn Fâris, "r-ş-d" kökünün sözlükte "doğru yolu bulmak, isabet etmek, sapıklığın ve cehaletin (ğayy) zıddı olarak aklın kemale (olgunluğa) ermesi" anlamlarına geldiğini tespit eder. Raşâd kelimesinin, kişiyi mutlak doğruluğa, aydınlığa ve varoluşsal kurtuluşa ulaştıran o kusursuz aklı ve dengeyi nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, rüşd kavramının, hedefe ulaştıran en kestirme, en makul ve en doğru istikamet olduğunu söyler. "Doğru yola / Kurtuluş yoluna" (sebîle'r-raşâd) tamlamasının, aklıselimin ve fıtratın onayladığı sarsılmaz tevhidi nizamı ifade ettiğini vurgular.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimeyi ideolojik dilin geri alınması (kavramların aslına döndürülmesi) bağlamında inceler. Firavun'un meclisi kandırırken "Ben sizi ancak doğru/kurtuluş yoluna (sebîle'r-raşâd) iletiyorum" yalanını uydurduğunu; mümin adamın ise aynı kavramı kullanarak "Hayır, asıl kurtuluş ve doğru yol (raşâd) tiranlığın değil, tevhidin (imanın) yoludur" diyerek, Firavun'un gasp ettiği o yüce kavramları (rüşdü ve hidayeti) asıl sahibi olan ilahi hakikate iade ettiğini ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "doğru yolda olmak" anlamındaki r-ş-d kökünden masdar/isim olduğunu; dini terminolojide hakka isabet etmeyi, aklın ve dinin emrettiği en doğru istikameti ve manevi olgunluğu (rüşd/raşâd) ifade ettiğini aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla