اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mü'min Sûresi, 51. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ahiret, müminler, mümin suresi, mümin 51, dünya, ilahi yardım, mümin suresi 51. ayet, peygamberler, gün, hayat, resul, iman, güven
-
"Elbette biz, hem dünya hayatında hem de şahitlerin hazır bulunacağı günde elçilerimize ve inanmış kişilere yardım ederiz."
Allah'ın Dünyada ve Ahirette Peygamberlere ve Müminlere Yardımı
Elbette biz, hem dünya hayatında elçilerimize ve inanmış kişilere yardım ederiz. Bu beyanda sözü edilen peygamberlere ve müminlere yardım konusu farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, Cenâb- Hak, dine dair insanlara vermiş olduğu deliller ve kanıtlarla müminlere dünyada yardım eder, bu sayede onlar şeytanın aldatmalarına, sihirbazların kafaları karıştırmalarına karşı kendilerini korurlar ve onların hepsinin üstesinden gelirler. Bu, Allah'ın dünyadaki yardımıdır. Cenâb-ı Hak âhirette melekleri ve kâfirlerin organlarını şahit tutarak peygamberlere yardım eder. Onlar, peygamberleri ve müminleri yalancılıkla itham ettiklerini, insanları tevhide ve imana çağırdıklarını fakat kendilerinin onları yalancılıkla itham ettiklerini ve davet ettikleri dini inkâr ettiklerini itiraf ederler. İşte Allah müminlere dünyada ve âhirette böyle yardım eder. En doğrusunu Allah bilir.
İkincisi, Cenâb- Hak her ne kadar işin başında peygamberlere ve müminlere yardım etmiş olsa da, nihaî akıbeti ve mutlu sonu onlara lütfetmek suretiyle de kendilerine yardım eder. Hiçbir peygamberin, nihaî akıbetin kendisine ait olduğunu söylediği rivayet edilmemiştir. Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurur: "Güzel sonuç, takvâ sahiplerinindir". Buradaki yardım, bedenlerini korumak anlamında bir yardımdır. İlki ise dinlerini korumak anlamında yardım idi. Ancak bedenleri korumaya dair yardım, netice itibariyle dini korumak şeklindeki bir yardıma döner. Çünkü din, bedenlerin selâmeti ile ayakta durur ve bu da müslümanlar sayesinde gerçekleşir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Üçüncüsü, Cenâb-ı Hak onlara dünyada nimet ve bolluk vereceği anlamında yardım edeceğini söylemiştir. Bunlar, peygamberlere ve müminlere yardım, nimet ve destektir, ancak kâfirler için fitne ve sıkıntıdan başka bir şey değildir; dolayısıyla onlar için yardım ve nimet sözcükleri kullanılmaz. Çünkü Allahın yardımı, müminler için ebedi nimetlere ulaşma vasıtasıdır, ancak kâfirler için ebedi azaba götüren vesiledir, dolayısıyla onlar için gerçek anlamda bir ceza olur. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak çeşitli âyetlerde meâlen şöyle buyurmuştur: "Elif-lâm-mim. İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sadece 'İman ettik' demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?", "Aksine o nimet bir imtihandır", "Sanıyorlar mı ki, onlara yalnızca iyilikleri için çırpınıyoruz! Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar". Cenâb-ı Hakk'ın kâfırlere vermiş olduğu mal ve servet, onlar için sadece bir imtihan ve sıkıntı sebebidir. Peygamberler ve müminler için ise yardımdır ve destektir. En doğrusunu Allah bilir.
Şöyle bir itiraz ileri sürülebilir: Cenâb- Hak burada onlara yardım edeceğini söylemektedir, ancak zaman zaman müminlerin delil göstermekte acze düştüklerini ve mağlup olduklarını, buna karşılık kafirin galip geldiğini görüyoruz. Bu itiraza iki şekilde cevap verilir. Birincisi, yukarıda söylediğimiz gibi işin sonunda nihaî akıbeti, galibiyeti ve zaferi onlara verecektir. İkincisi, Cenâb-ı Hakk'ın bu yardımı onlara bazı şartlara bağlı olarak vermesi mümkündür, bu şart da öncelikle Allahın hakkına vefa göstermeleridir. Yapılan bir münazarada delille yardım görmek ve başarı kazanmak ise ancak delilleri ve kanıtları öğrenmek için ömrünü tüketmeyi göze almakla ve düşünüp inceleme yollarını öğrenmekle olur. Ne zaman bu şart yerine getirilirse, Allah'ın yardımı mutlaka gelir. Savaşta zafer kazanmanın şartı ise müminlerin dünyevî menfaat düşüncesinden uzak olarak sadece Allah'ın dinini yüceltme niyetiyle ve hepsinin aynı düşünce ile savaşmasıdır. Şartlara uyularak savaşa gidilirse, zafer hiç şüphesiz müslümanların olacaktır. Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanı buna işaret etmektedir: "Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size vâdettiklerimi vereyim. En doğrusunu Allah bilir.
Şahitlerin hazır bulunacağı gün. Bazılarına göre buradaki şahitlerden maksat, âdemoğullarının amellerini yazan meleklerdir, onlar insanların yaptıkları eylemlere dair şahitlik edecekler. Bazıları da şöyle dedi: Şahitler, peygamberlerdir, onlar âlemlerin Rabb'inin huzurunda kâfirlerin kendilerini yalanladıklarına ve reddettiklerine şahitlik edecekler. Bazıları ise, o gün kendi uzuvları onların aleyhine şahitlik edecekler, dedi. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İnnâ (إِنَّا)
İbn Fâris, cümleye kesinlik kazandıran, şüpheyi ve itirazı ortadan kaldıran tekit edatı "inne" (şüphesiz/muhakkak ki) ile birinci çoğul şahıs "nâ" (biz) zamirinin birleşimi olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Şüphesiz Biz" (innâ) formülünün, cümlenin devamında gelecek olan vaadin sıradan bir temenni olmadığını; kâinatın mutlak hâkimi tarafından verilen sarsılmaz, geri dönülemez ve şüphe barındırmaz bir "ilahi taahhüt" olduğunu vurgular.
Lenensuru (لَنَنْصُرُ)
İbn Fâris, eylemi pekiştiren tekit edatı "lâm" (le) ile "n-s-r" kökünün birleşimi olduğunu belirtir. N-s-r kökünün sözlükte "yardım etmek, mazluma destek olmak, zalimin elinden kurtarmak ve yağmurun toprağa hayat vermesi" anlamlarına geldiğini tespit eder. Birinci çoğul şahıs muzari formundaki "lenensuru" (elbette yardım ederiz / zafere ulaştırırız) fiilinin, failin muhataba yönelik aktif, eylemsel ve sürekli bir destek sağladığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, nusret kavramının sıradan bir el uzatma değil, yenilmek (hezimet) üzere olan birini mutlak bir güçle tehlikeden çekip çıkarmak veya davasında ona nihai galibiyeti vermek olduğunu söyler. "Elbette yardım ederiz" fiilinin başındaki tekit (le) harfinin, inkarcıların (Firavun gibi tiranların) sayısal veya askeri üstünlüğüne karşı, ilahi iradenin mutlak üstünlüğünü (zafer garantisini) ilan ettiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde "nusret/yardım" kavramını inceler. Dünyevi iktidarların "yardımı" kaba kuvvete ve menfaate dayanırken; Allah'ın elçilerine yaptığı yardımın (lenensuru), bazen mucizelerle, bazen zalimlerin helak edilmesiyle, bazen de davanın (tevhidin) tarihsel olarak ayakta kalmasıyla tecelli eden çok boyutlu (eskatolojik ve tarihsel) bir zafer determinizmi olduğunu tespit eder.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi ontolojik bir güvence olarak değerlendirir. Yeryüzünde Firavunların zulmü altında ezilen elçilerin ve inananların psikolojisini dirilten bu "mutlak yardım/zafer" (nusret) vaadinin; hakikatin eninde sonunda bâtıla galip geleceğine dair kâinatın ahlaki yasasını (sünnetullahı) özetlediğini ifade eder.
Rusulenâ (رُسُلَنَا)
İbn Fâris, "r-s-l" kökünün sözlükte "bir şeyi yumuşaklıkla ve belirli bir amaca mebni olarak göndermek, art arda yollamak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Resul kelimesinin çoğulu olan "rusul" kelimesinin, ilahi bir fermanı (risaleti) insanlara iletmek üzere seçilmiş elçileri nitelediğini; "nâ" (bizim) zamiriyle aidiyetin doğrudan Yaratıcıya bağlandığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Elçilerimiz" (rusulenâ) tamlamasının, o kişilerin kendi hevalarından konuşmadıklarını, arkalarında kâinatın sahibinin bulunduğunu ve onlara saldırmanın doğrudan Allah'a saldırmak (savaş açmak) anlamına geldiğini söyler.
Vellezîne (وَالَّذِينَ)
İbn Fâris, atıf (ve) bağlacı ile eril çoğul varlıkları niteleyen ism-i mevsûl (o kimseler ki) edatının birleşimi olduğunu; eylemin (nusretin) ikinci muhatap grubunu işaret ettiğini kaydeder.
Âmenû (آمَنُوا)
İbn Fâris, "e-m-n" kökünün "korkunun zıddı olarak güven içinde olmak, emin olmak ve doğrulamak (tasdik)" anlamlarına geldiğini tespit eder. İman eyleminin, kalbin hakikati şüphesiz bir şekilde onaylaması olduğunu kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, iman eyleminin fıtratın gerçeği onaylaması olduğunu söyler. İlahi yardımın (nusretin) sadece peygamberlerle sınırlı kalmayıp, o peygamberlerin davasını omuzlayan "iman etmiş olanları" (ellezîne âmenû) da kapsamasının, tevhidi savunmanın nerede ve hangi çağda olursa olsun ilahi koruma şemsiyesinin (vikaye) altına girmek olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu tamlamayı sosyolojik bir bağlamda okur. Firavun'un veya Kureyş elitlerinin kurduğu o devasa şirke karşı direnen bir avuç insanın (inananların); dünyevi olarak yalnız veya zayıf (mustazaf) görünseler de, bizzat Allah'ın "Elbette onlara yardım ederiz" vaadiyle, tarih sahnesindeki asıl (yenilmez) asabiyetin (ittifakın) müminler olduğunu ifade eder.
Fî'l Hayâti (فِي الْحَيَاةِ)
İbn Fâris, "içinde, zarfında" anlamına gelen "fî" edatı ile "h-y-y" kökünden türeyen kelimenin birleşimidir. H-y-y kökünün sözlükte "ölümün zıddı, dirilik, yaşamak, nefes almak ve hareketlilik" anlamlarına geldiğini tespit eder.
ed-Dunyâ (الدُّنْيَا)
İbn Fâris, "d-n-v" kökünün sözlükte "uzaklığın zıddı olarak yakın olmak, aşağıda olan" anlamlarına geldiğini tespit eder. Dünyâ kelimesinin, insana zaman ve mekân olarak "en yakın" olan yeryüzü yaşamını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Dünya hayatında" (fî'l-hayâti'd-dunyâ) zarfının muazzam bir teolojik sarsıntı yarattığını söyler. Genellikle ilahi ödülün sadece ahirete (cennete) bırakıldığı zannedilirken; bu ayetin, Allah'ın yardımının ve zaferinin (nusret) bizzat bu "fani ve aşağı" varoluş sahnesinde (dünyada) de gerçekleşeceğini, Firavunların bizzat bu dünyada helak edilip inananların varis kılınacağını ilan ettiğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin sözlükte "daha yakın, en yakın" anlamına geldiğini; İslami terminolojide ahiret hayatının zıddı olarak insanın doğumundan ölümüne kadar geçen, imtihan sahası olan fani âlemi ifade ettiğini aktarır.
Ve Yevme (وَيَوْمَ)
İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile "y-v-m" (zaman dilimi, gün, vakit) kökünden türeyen zaman zarfının birleşimidir. Olayın seyrinin dünyadan, mutlak eskatolojik (ahirete dair) sahneye geçiş yaptığını işaret eder.
Yekûmu (يَقُومُ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün sözlükte "ayağa kalkmak, dik durmak, durmak, gerçekleşmek ve kaim olmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Muzari formundaki "yekûmu" (kalkar / dikilir) fiilinin, hesap sormak, yargılamak veya tanıklık etmek üzere mutlak bir hazır bulunma/kıyam eylemini nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kıyam" eyleminin, ilahi mahkemenin "kurulması" ve şahitlerin ifade vermek üzere hazır ola (kıyam durumuna) geçmeleri olduğunu söyler.
el-Eşhâd (الْأَشْهَادُ)
İbn Fâris, "ş-h-d" kökünün sözlükte "hazır bulunmak, bir olayı kendi gözleriyle müşahede etmek, kesin bilgiye sahip olmak ve tanıklık etmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Şâhid kelimesinin çoğulu olan "eşhâd" kelimesinin; gizli veya açık her türlü gerçeği gören, bilen ve bunu mahkemede şaşmaz bir doğrulukla beyan edecek olan "tanıkları/şahitleri" nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, şahitler (eşhâd) kavramının kıyamet gününde kurulacak olan o devasa mahkemedeki hukuki ve teolojik aktörler olduğunu söyler. Bu şahitlerin; vahyi tebliğ eden peygamberler, insanın amellerini kaydeden melekler (kiramen katibin) ve bizzat hakikate şahitlik eden müminler olduğunu vurgular.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Şahitlerin ayağa kalktığı/dikildiği gün" (yevme yekûmu'l-eşhâd) tamlamasını evrensel hukukun mutlak şeffaflığı olarak değerlendirir. Dünyadayken kapalı kapılar ardında kumpas (mekr) kuran Firavunların ve tiranların; ahirette hiçbir şeyin gizli kalamayacağı, meleklerin, peygamberlerin ve hatta kendi uzuvlarının (eşhâd) aleyhlerinde "ayağa kalkarak" tanıklık yapacağı o büyük hesap gününde (mahşerde) mutlak bir yenilgiye (ve inananların mutlak bir nusrete) kavuşacaklarını ifade eder.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "tanıklık etmek" anlamındaki ş-h-d kökünden isim (çoğul) olduğunu; İslam eskatolojisinde kıyamet gününde insanların amelleri hakkında lehte veya aleyhte tanıklık yapacak olan melekleri, peygamberleri, müminleri ve diğer ilahi kanıtları ifade ettiğini aktarır. Yaratıcının nusretinin (yardımının) dünyada olduğu gibi o dehşetli "Şahitlerin kalkacağı günde" (kıyamette) de elçilerin ve müminlerin yanında olacağı garanti edilmektedir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla