اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَط۪يعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 112. Ayet
Daralt
X
-
Havariler 'Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' diye sormuşlardı. O şöyle cevap verdi: Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah'a saygılı olun.
Gök Sofrası
Havariler 'Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' diye sormuşlardı. Bu ayetin yorumlanmasında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Şöyle denilmiştir: Havarilerin dışındaki bazı insanlar havarilerden şunu talep etmişlerdi: İsa aleyhisselama gidip söylesinler, o da Rabbinden kendilerine bir gök sofrası indirmesini talep etsin. Havarilerin, Hz. İsanın (s.a.) has adamları olduklarını daha önce söylemiştik. Bu, aynen bir krala ihtiyacını arz etmek isteyen kişinin önce onu kralın has adamlarına arzeder, onlar da bu talebi krala sunar. Benzer şekilde insanlar da taleplerini bu niyetle havarilere arz etmişler; ta ki onlar bunu Allah'ın elçisi İsa aleyhisselama arzetsin, o da Rabbinden istesin. Başkaları da şöyle demiştir: Bu hususu onların kavmi istememiş, bizzat havariler Hz. İsa'dan (s.a.) Rabbine dua etmesini ve kendilerine bir gök sofrası indirmesini istemişlerdi. Ancak havarilerin böyle bir istekte bulunması farklı şekilde yorumlanabilir. [Birincisi], onlar bir mucize görmek istedikleri için bunu talep etmişlerdi, çünkü daha önce mucize görmemişlerdi. Her ne kadar önceden itibaren kendisine iman edip onu tasdik etmişlerse de, imanlarının artması ve mutmain olmaları için mucize görmeyi arzu ediyorlardı. Bu, İbrahim aleyhisselamın şu niyazına benzemişti: "Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster! deyince, Rabbi 'Yoksa inanmıyor musun?' demişti. O 'Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye' cevabını verdi". Çünkü nefsinin ona vesvese verip çeşitli düşünceleri aklına sokmuş olması ihtimal dahilindeydi. O da imanının artması ve kalbinin tam kanaat getirmesi için gözleriyle onu görmek istiyordu. İşte burada da havarilere nefisleri vesvese veriyor ve mucizeleri bizzat görmek fikrini akıllarına sokuyordu. Onlar da imanlarının artması, kalplerinin tam kanaat getirmesi ve sağlam bir şekilde tasdik etmeleri için onun kendilerine gösterilmesini istiyorlardı. En doğrusunu Allah bilir.
İkincisi, Hz. İsa (s.a.) onlara, Allah katında büyük değer ve makama sahip olduklarını haber vermiş olabilir; onlar da Allah katındaki değerleri ve konumlarını anlamak istemişlerdir.
Üçüncüsü, havariler bunu, Hz. İsanın Allah katındaki yerini ve konumunu anlamak için istemiş olabilirler; acaba Rabbine dua ettiğinde Rabbi onun duasını kabul eder mi? En doğrusunu Allah bilir.
Şayet sözkonusu talep havarilerden değil de diğer insanlardan gelmişse, bu onların duydukları bir ihtiyaçtan dolayıdır, zira böyle bir şey ancak doğru bir haberle (haber-i sadık) bilinmiş olabilir. Onlar, sadık bir haberden başka bir yolla bilinme imkanı olmayan bir konuya yönelik ihtiyaçtan dolayı ondan bunu istemiş olabilirler.
Rabbin güç yetirebilir mi? Buradaki "yestetiu" (يَسْتَطِيعُ) fiilinin baş tarafı ta harfi (ت) ile de, ya (ي) harfi ile de okunmuştur. Ta (ت) harfi ile "testetiu" (تَسْتَطِيعُ) okuyan, cümlede gizli bir kelimenin bulunduğunu düşünerek ayeti yorumlar. Onlar sanki şöyle derler: Rabbinden bize gökten bir sofra indirmesini isteyebilir misin? Ya harfi ile okuyanlara göre ise Rabbin indirebilir mi? demek Bize gökten bir sofra indirmesi için dua edecek olsan, Rabbin duanı kabul eder mi? anlamında olur. Ferra şöyle demiş: Bu gibi sorular hazan soran kişinin sorduğu şeyi bildiği halde sorabilir. Çünkü konuşmada şöyle sözler söylenebilir: Falanca bizim ihtiyacımızı karşılayabilir, işimizi görebilir mi; halbuki kendisi, onun bunu yapabileceğini bilmektedir. Şu halde bunun anlamı "yapar mı yapmaz mı?" şeklindedir. Bu kullanım, Arap dilinde mümkündür. Görmez misin ki sözkonusu ayeti ta harfi ile "testetiu" (تَسْتَطِيعُ) diye okuyanlar -ki onlar İbn Abbas ve Hz. Aişe'dir- Rabbine sorabilir misin? diye okumuşlardır. Halbuki onlar İsa aleyhisselamın rabbine sorabileceğini biliyorlardı, fakat bu sözü zikrettiğimiz sebepten ötürü söylemişlerdi. Bu tür bir kullanım dilde caizdir. İstitaat (yani yapabilme) kavramıyla "irade"nin kastedilmiş olması da mümkündür. Kişi pekala diğerine "Ben falancaya bakamıyorum" diyebilir, halbuki ona bakmaya gücü yetmektedir. O, bununla "ona bakmak istemiyorum" demek ister. İşte Rabbin yapabilir mi? cümlesi de bunun gibidir; yani Rabbin sana bunu sormana izin verir mi? En doğrusunu Allah bilir.
Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah'a saygılı olun. Yani Allah'a saygılı olun, O'nun izin vermediği şeyleri sormayın, Eğer iman etmiş kimseler iseniz.
Yorumu Yorumla
-
el-havâriyyûne (الْحَوَارِيُّونَ)
Sözcüğün kökü "h-v-r" (ح و ر) harfleridir. Temel anlamı; beyazlamak, saf olmak, geri dönmek, bir şeyin asıl özü ve en yakın dosttur. Mâide Sûresi 112. ayette "iz kâlel havâriyyûne" (Hani havariler demişti ki) şeklinde geçerek, Hz. İsa'nın o en yakın, seçilmiş ve iman etmiş çekirdek öğrenci kadrosunu tanımlar.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün temelinde "lekesiz ve mutlak bir beyazlık, her türlü kirden arınmışlık ve saflık" anlamının bulunduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta havari kelimesinin sosyolojik ve manevi kökenini iki yönlü tahlil eder. Râgıb'a göre bu kişiler ya fiziksel olarak elbiseleri beyazlatan (yıkayan) bir meslek grubundandılar ya da kendi giysileri bembeyazdı. Ancak manevi/teolojik olarak onlara "havari" denilmesinin asıl sebebi; niyetlerinin her türlü şirkten arınmış (bembeyaz) olması ve peygamberin saf/has yardımcıları olarak toplumun günahlarını din ile "yıkayıp temizlemeleridir".
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin etimolojik haritasını çıkarır. Jeffery'ye göre kelime her ne kadar Arapça köklerle ve beyazlık mecazıyla açıklansa da, doğrudan doğruya Habeşçedeki (Ethiopic) "ḥawāryā" (elçi/öğrenci) kelimesinden Arapçaya geçmiş kültürel bir alıntıdır (muarreb). Bu kelime, Sami dilleri havzasında Hristiyanlık öncesi dönemden beri İsa'nın on iki havarisini tanımlamak için kullanılan spesifik bir ruhanî terimdir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın bu terimi ayette kurgulayışını tahlil eder. Neuwirth'e göre Kur'an, Hristiyan (Geç Antik Çağ) dinleyicisinin çok iyi bildiği bu kelimeyi ödünç alır, ancak onu kilisenin yüklediği "tanrısal sırlara sahip rahipler" statüsünden çıkarır. Bu ayette havariler, gökten yiyecek (mucize) isteyecek kadar beşeri kaygılar taşıyan ve peygamber tarafından "Allah'tan korkun" diye azarlanan, zaafları olan son derece insani ve tarihsel karakterler olarak resmedilir.
yestetîu (يَسْتَطِيعُ)
Sözcüğün kökü "t-v-a" (ط و ع) harfleridir. Temel anlamı; itaat etmek, boyun eğmek, gücü yetmek, kapasitesi olmak ve gönüllü olarak yapmaktır. "İstif'âl" babından muzari fiil olan bu kelime, ayette "hel yestetîu rabbuke" (Senin Rabbin ... güç yetirebilir mi? / yapabilir mi?) şeklinde istifham (soru) edatıyla geçerek, tefsir tarihinde büyük kelamî tartışmalara yol açan o kışkırtıcı soruyu ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "zorlamaksızın, kendiliğinden ve yumuşak bir şekilde akıp gelmek, bir işe direnmeden güç yetirmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ayetteki bu kelimenin yarattığı teolojik krizi (Allah'ın gücünü sorgulama ihtimalini) çözer. Râgıb'a göre "yestetîu" (güç yetirebilir mi?) sorusu, havarilerin Allah'ın mutlak kudretinden (Kâdir olmasından) şüphe ettikleri anlamına gelmez. Arapçada bu fiil bazen kudreti değil, iradeyi sormak için kullanılır. Yani havariler "Allah'ın buna fiziksel gücü yeter mi?" demiyorlar; "Allah, bizim bu özel ve devasa mucize talebimize rıza gösterip, lütfedip bunu yapmayı kabul eder mi?" diyerek O'nun rızasını ve iradesini (meşietini) sorguluyorlardı.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin arkasındaki psikolojik ve tarihsel durumu inceler. Öztürk'e göre havarilerin bu sorusu, saf bir inkardan değil, insan fıtratının o bitmek bilmeyen "somut delil görme" (tatmin olma) arzusundan kaynaklanır. "Rabbin yapabilir mi?" sorusu, aslında Hz. İsa'nın Allah katındaki nazının ve duasının gücünü test etmek isteyen, biraz cüretkar ama temelde "gözüyle görerek imanını perçinlemek isteyen" bir bedevi/taşra aklının (avamın) ontolojik yansımasıdır.
yunezzile (يُنَزِّلَ)
Sözcüğün kökü "n-z-l" (ن ز ل) harfleridir. Temel anlamı; yüksek bir yerden aşağı inmek, intikal etmek ve konaklamaktır. "Tef'il" babından muzari (nasb edilmiş) fiil olan bu kelime, ayette "en yunezzile aleynâ" (bize indirmesine) şeklinde geçerek, talep edilen mucizenin kozmik hareket yönünü tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin yüce/üstün bir konumdan aşağıya doğru hareket etmesi" anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir usulünde bu kelimenin "if'âl" (enzale - bir kerede indirmek) değil de "tef'il" (yunezzile) kalıbında gelmesinin gramatik ağırlığını tahlil eder. Aydar'a göre "tef'il" babı, eylemde bir görkem, çokluk ve süreç bildirir. Havariler sıradan bir yiyecek paketinin düşmesini değil; meleklerin eşliğinde, gökyüzünü yararak, törensel ve muazzam bir ilahi ziyafetin aşama aşama, göz kamaştırıcı bir şekilde (yunezzile) kendi üzerlerine indirilmesini talep etmektedirler.
mâideten (مَائِدَةً)
Sözcüğün kökü "m-y-d" (م ي د) harfleridir. Temel anlamı; sarsılmak, sallanmak, dalgalanmak, iyilikte bulunmak ve üzerinde yemek bulunan sofradır. Ayette "mâideten mines semâi" (gökten bir sofra) şeklinde geçerek, havarilerin talebinin nesnesini (ve bizzat bu sûreye ismini veren kavramı) ifade eder.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "hareket etmek, bir taraftan diğer tarafa doğru sarsılmak/dalgalanmak" anlamının yattığını söyler. Üzerinde yiyecek olan sofraya "mâide" denilmesi; o sofranın sahibinin, misafirlerine cömertçe yiyecek sunmak için sürekli hareket halinde olmasından ve iyiliğinin akıp dalgalanmasındandır.
Râgıb el-İsfahânî, "mâide" kelimesini nesnesel bir şarta bağlar. Râgıb'a göre Arapçada boş masaya veya tahtaya "mâide" denmez (ona hıvân denir). Ancak o masanın üzerine yemekler dizilir ve bir ziyafet alanına dönüşürse o zaman "mâide" ismini alır. Havarilerin istediği, üzerinde hazır cennet taamları (yemekleri) bulunan ilahi bir ziyafettir.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapça dışındaki kökenlerini inceler. Jeffery'ye göre kelimenin Arapça "hareket etmek/sallanmak" kökünden türetildiği iddiaları zorlamadır. Bu kelime, doğrudan doğruya Hristiyan Habeşçesinde "masa/sofra" anlamına gelen "mā'ed" kelimesinden alınmış dini bir terimdir.
Gabriel Said Reynolds, "mâide" kavramının Geç Antik Çağ Hristiyan teolojisindeki (ve Kur'an'daki) izdüşümünü tahlil eder. Reynolds'a göre havarilerin İsa'dan istedikleri "gökten inen sofra" hikayesi, aslında Hristiyanlık inancındaki en temel ritüel olan Evharistiya'nın (Eucharist / Son Akşam Yemeği / Lord's Supper) Kur'ani bir okumasıdır. İncil'de İsa ekmeği böler ve "Bu benim bedenimdir" der (göksel bir rızıktır). Kur'an bu "kutsal sofra" anısını alır, ancak onu bir eti yeme (komünyon) ritüelinden çıkararak, Allah'ın mutlak kudretini gösteren ve havarilerin imanını test eden fiziksel bir mucize anlatısına (mâide) dönüştürür.
es-semâi (السَّمَاءِ)
Sözcüğün kökü "s-m-v" (س م و) harfleridir. Temel anlamı; yüksek olmak, yücelmek, yukarısı, tavan ve gökyüzüdür. Ayette, sofranın ineceği (talep edilen) o ilahi ve kozmik koordinatı belirtir.
İbn Fâris, kök anlamını "bir nesnenin çevresine göre yükselmesi, yukarıda kalması ve aşağıdakini örtmesi/kuşatması" olarak tanımlar. Gökten inen bir sofra, onun dünyevi bir mutfaktan (yatay düzlemden) değil, doğrudan doğruya ilahi hazineden (dikey düzlemden) geldiğinin en mutlak ispatıdır.
ettekû (اتَّقُوا)
Sözcüğün kökü "v-k-y" (و ق ي) harfleridir. Temel anlamı; korumak, sakınmak, kalkan edinmek, zarar verecek şeylere karşı uyanık olmak ve haddi aşmaktan çekinmektir. "İfti'al" babından emir kipi olan bu kelime, ayette "kâlettekûllâhe" (İsa: Allah'tan sakının / Allah'a karşı takvalı olun, dedi) şeklinde geçerek, o cüretkar mucize talebine verilen sarsıcı peygamberi uyarıyı tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "insanın etine veya ruhuna zarar verecek dışsal bir tehlikeye karşı araya sağlam bir bariyer (vikaye) çekmesi" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde "takva" emrinin bu diyalogtaki psikolojik bariyer işlevini inceler. Izutsu'ya göre Hz. İsa, "Allah'ın gücü yeter mi?" gibi cüretkar bir soru soran havarilerine ilmi bir açıklama yapmaz; onlara doğrudan "takvayı" (sakınmayı) emreder. Çünkü Allah'tan sürekli mucize beklemek, O'nu denemeye kalkışmak (haddi aşmak) demektir. Takva, insanın haddini bilmesi ve Yaratıcı karşısında edebe aykırı (küstahça) taleplerde bulunmaktan kendi aklını ve dilini "korumasıdır" (frenlemesidir).
mu'minîn (مُّؤْمِنِينَ)
Sözcüğün kökü "e-m-n" (أ م ن) harfleridir. Temel anlamı; güvenmek, emniyette olmak, şüpheyi terk etmek ve tasdik etmektir. "İf'âl" babından ism-i fail çoğul formunda olan bu kelime, ayetin sonunda "in kuntum mu'minîn" (eğer gerçekten iman edenler/inananlar iseniz) şeklinde şart cümlesi içinde geçerek, mucize talebi ile inancın asıl doğası arasındaki ontolojik gerilimi mühürler.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "kalbi kemiren korku ve şüphenin ortadan kalkarak yerini sarsılmaz bir sükunete (güvene) bırakması" anlamının bulunduğunu söyler.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kapanışındaki (clausula) "iman" ve "mucize" diyalektiğini tahlil eder. Kılıç'a göre Hz. İsa'nın bu son cümlesi, inanç felsefesinin kalbidir. Gerçek iman (emniyet hali), gözlerin somut bir yiyecek tepsisi (mâide) görmesine muhtaç değildir. Şayet siz Allah'a gerçekten "güveniyorsanız" (mümin iseniz), O'nu fiziksel bir sihirbaz gibi test etmeye kalkmazsınız. Mucize talep etmek, imanın tamlığına değil, kalpte hâlâ şüphenin (güvensizliğin) titreştiğine işarettir. İsa, havarilerin cüretkar sorusunu, onların kendi inanç samimiyetlerini (mu'minîn) sorgulayarak (onları köşeye sıkıştırarak) cevaplar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla