وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Mâide Sûresi, 111. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: maide suresi, havariler, müslüman, maide suresi 111. ayet, maide 111, ilham, resul, iman, müslim, teslim olan, güven
-
Havarilere 'Bana ve peygamberime iman edin' diye ilham ettiğimde onlar 'İman ettik, şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz' demişlerdi.
Havari
Havarilere ilham ettiğimde. Havariler kelimesi hakkında şöyle denilmiştir: Onlar, Hz. İsanın (s.a.) yanında bulunan seçkin bağlılarıdır. Resıllullah'ın (s.a.) ashabı da onun havarileriydi. Bu konudaki farklı görüşleri Al-i İmran suresinde belirtmiştik.
Havarilere ilham (vahy) ettim, burada yer alan vahiy kelimesi iki anlama gelir. Birincisi, Cenab-ı Hak, elçisi olan Hz. İsaya (s.a.) vahyetmiş ve bu onlara da nispet edilmiştir, çünkü İsaya yapılan vahiy onlara da yapılmış sayılır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Deyin ki bize indirilene de size indirilene de inandık". Hz. Peygamber'e (s.a.) indirilen bize indirilmiş gibidir. Buna göre de Hz. İsaya (s.a.) vahyedilmesi havarilere vahyedilmiş gibi olur.
İkincisi, Allah Teala onlara ilham konumunda vahyetmiştir, şu ilahi beyanlarda olduğu gibi: "Rabbin bal arısına şöyle ilham etti"; "Mılsanın annesine vahyettik". Buna benzer ayetlerde geçen vahiy kavramı, peygamberlere yönelik gönderilen vahiy değil, insanın içine bırakılan ilham anlamına gelir. Kalbe yönelik bu duyguda herhangi bir gayret ve elde ediş faaliyeti sözkonusu değildir; O, insana kalbinde (ve aklında) aniden meydana gelen bir hatırlamadır. Bu tür bir hatırlatma ve doğuş ise Allah'tan da, şeytandan da gelebilir. Allah'tan gelen ilham hayırlı olur, onun hayırlı olduğu sonunda anlaşılır.
İman ettik, şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz, demişlerdi. Bu ayetin iki şekilde yorumlanması muhtemeldir. Biri, havariler Hz. İsaya (s.a.) şöyle demişlerdi: Rabbin katında bizim için şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz. Diğeri de onlar Rablerinin kendilerini şahitlerden yazmasını istemişlerdi, şu ilahi beyanda olduğu gibi: "iman ettik, bizi hakka şahitlik edenlerle yaz".
Yorumu Yorumla
-
evhaytu (أَوْحَيْتُ)
Sözcüğün kökü "v-h-y" (و ح ي) harfleridir. Temel anlamı; gizlice ve hızlıca bildirmek, işaret etmek, fısıldamak, ilham vermek ve kalbe doğdurmaktır. Mâide Sûresi 111. ayette "ve iz evhaytu" (hani vahyetmiştim/ilham etmiştim) şeklinde mazi (geçmiş zaman) fiil olarak geçerek, Allah'ın Hz. İsa'nın havarileriyle kurduğu o özel, vasıtasız ve metafiziksel iletişimi tanımlar.
İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün asıl anlamının "bir bilgiyi, başkalarından gizli tutarak, sadece muhatabın anlayacağı bir hız ve yöntemle (işaretle veya ilhamla) ona aktarmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "vahiy" eyleminin farklı ontolojik derecelerini tahlil eder. Râgıb'a göre Allah peygamberlere melek (Cebrail) vasıtasıyla şer'i bir vahiy indirir; arılara içgüdüsel bir vahiy (ilham) verir; havarilere ise kalplerine bir "yakîn" (kesinlik) ve inanç ışığı doğdurarak vahyeder (ilham eder). Buradaki vahiy, peygamberlik görevi değil, kalbin ilahi bir dokunuşla imana açılmasıdır.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, tefsir usulünde havarilere nispet edilen bu fiili inceler. Aydar'a göre ayetteki "evhaytu" (vahdettim) ifadesi, havarilerin peygamber olduğu anlamına gelmez. Bu kullanım, Hz. İsa'nın getirdiği mesajın o zorlu dönemde (İsrailoğullarının inkarı karşısında) havarilerin kalbine doğrudan doğruya Allah tarafından atılan sarsılmaz bir tasdik ve manevi destekleme (ilham/tehdî) işlemidir. İman, Allah'ın kalbe fısıldamasıdır (vahyidir).
el-havâriyyîne (الْحَوَارِيِّينَ)
Sözcüğün kökü "h-v-r" (ح و ر) harfleridir. Temel anlamı; beyazlamak, saf olmak, geri dönmek ve bir şeyin özüdür. Ayette "ilel havâriyyîn" (havarilere) şeklinde geçerek, Hz. İsa'nın o en sadık, çekirdek kadrosunu (öğrencilerini) özel bir isimle niteler.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "mutlak ve lekesiz bir beyazlık, saflık ve arınmışlık" anlamının bulunduğunu söyler.
Râgıb el-İsfahânî, Hz. İsa'nın ashabına neden "havari" denildiğini iki farklı boyutta açıklar. Râgıb'a göre fiziksel/tarihsel olarak onlar elbiseleri beyazlatan (yıkayan) kişilerdi veya kendi giysileri bembeyazdı. Ancak manevi olarak onlara bu ismin verilmesi, kalplerinin her türlü şirkten arınmış (saf/beyaz) olması ve insanların ruhlarındaki günah kirlerini din ile "yıkayıp beyazlatmaları" sebebiyledir. Onlar İsa'nın "saf (has) dostlarıdır".
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde kelimenin etimolojik ve tarihsel kökenine iner. Jeffery'ye göre kelime her ne kadar Arapça köklerle (beyazlık) açıklansa da, aslında dini bir terim olarak Habeşçedeki (Ethiopic) "ḥawāryā" (elçi, havari, İsa'nın gönderdiği kişi) kelimesinden Arapçaya geçmiştir. Bu kelime, Sami dilleri havzasında doğrudan İsa'nın on iki havarisini tanımlamak için kullanılan spesifik bir Hristiyan terminolojisidir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın bu Hristiyan terminolojisini (havari) ödünç alma ve yeniden kurgulama stratejisini tahlil eder. Neuwirth'e göre Kur'an, Geç Antik Çağ (Late Antiquity) dinleyicisinin çok iyi bildiği bu kelimeyi aynen kullanır, ancak içini tamamen İslami (tevhidî) bir mesajla doldurur. Havariler artık İsa'nın "tanrısal doğasının" şahitleri değil, doğrudan Allah'ın ilhamına (evhaytu) mazhar olan ve tevhid inancına teslim olan sarsılmaz mümin modelidir.
âminû (آمِنُوا)
Sözcüğün kökü "e-m-n" (أ م ن) harfleridir. Temel anlamı; güvenmek, emniyette olmak, şüpheyi terk etmek ve tasdik etmektir. Ayette "en âminû bî ve bi resûlî" (Bana ve elçime iman edin / güvenin) şeklinde emir kipiyle geçerek, o içsel ilhamın (vahyin) havarilerden talep ettiği yegane ontolojik duruşu tanımlar.
İbn Fâris, bu kökün asıl fiziksel anlamının "insanın kalbini kemiren korku, endişe ve şüphenin ortadan kalkarak yerini sarsılmaz bir sükunete, yatışmaya ve mutlak bir güvene bırakması" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde "iman" eylemini inceler. Izutsu'ya göre "iman", sadece Allah'ın var olduğunu bilmek (zihinsel kabul) değildir. Özellikle Hz. İsa dönemi gibi baskının, çarmıh tehlikesinin ve toplumsal reddin zirvede olduğu bir ortamda "iman edin" emri; her şeyi göze alarak, kalbini tamamen Allah'a (ve elçisine) dayayarak mutlak bir "güven" ve "teslimiyet" eylemi göstermektir. İman, korkunun bittiği ve güvenin (emniyetin) başladığı yerdir.
veşhed (وَاشْهَدْ)
Sözcüğün kökü "ş-h-d" (ش ه د) harfleridir. Temel anlamı; hazır bulunmak, gözüyle görmek, kesin bilgi sahibi olmak, tanıklık etmek ve açıkça beyan etmektir. Ayette "veşhed bi ennenâ..." (ve şahit ol ki muhakkak biz...) şeklinde emir kipiyle geçerek, havarilerin kendi imanlarını tescil ettirmek için başvurdukları o en yüksek ontolojik/hukuki kanıtlamayı ifade eder.
İbn Fâris, kök anlamını "bir gerçeği sadece bilmek değil, o gerçeğin bizzat yanında bulunarak onu başkalarına açık ve inkar edilemez bir şekilde ilan etmek" olarak tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "şehadet" eyleminin bu diyalogtaki gücünü açıklar. Havariler bu sözü ya doğrudan Hz. İsa'ya ya da bizzat Allah'a söylemişlerdir. "Şahit ol" demek, imanın artık kalpte gizli bir his olmaktan çıkıp, eylemle, duruşla ve kimlikle yeryüzüne taşındığının ilanıdır. Onlar, kıyamet gününde kurulacak olan o büyük mahkemede imanlarına dair mutlak bir "tutanak (şehadet)" oluşturulmasını talep etmektedirler.
muslimûn (مُسْلِمُونَ)
Sözcüğün kökü "s-l-m" (س ل م) harfleridir. Temel anlamı; boyun eğmek, barış içinde olmak, kusurdan arınmak, kendini mutlak bir güce (Allah'a) kayıtsız şartsız teslim etmek ve selamete ermektir. Ayetin sonunda "veşhed bi ennenâ muslimûn" (şahit ol ki biz gerçekten Müslümanlarız / teslim olanlarız) şeklinde geçerek, havarilerin kendilerine biçtikleri o evrensel ve mutlak dini kimliği mühürler.
İbn Fâris, bu kökün temelinde "bir şeye karşı direnmeyi, çatışmayı ve isyanı tamamen bırakarak, bedeni ve ruhuyla o otoritenin (Allah'ın) iradesine pürüzsüz bir şekilde uymak/huzura ermek" anlamının yattığını söyler.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambiliminde "İslam" ve "Müslüman" kavramlarının tarihsel aşımını inceler. Izutsu'ya göre "muslimûn" kelimesi, ayette kronolojik bir anomali gibi durur; çünkü İslam, Hz. Muhammed ile gelen dinin adıdır. Ancak Kur'an, "Müslüman" kavramını bir mezhep veya tarihsel bir kabile kimliği olmaktan çıkarır. "Müslüman olmak", insanın yaratıcısına karşı takındığı o evrensel, primordial (ilk yaratılıştaki) ve mutlak teslimiyet fıtratının adıdır. Havarilerin "Biz Müslümanlarız" demesi, onların da Hz. İbrahim gibi, Hz. Muhammed gibi aynı evrensel boyun eğiş (İslam) çizgisinde olduklarının ilanıdır.
Gabriel Said Reynolds, Hristiyan havarilerinin kendilerine "Müslüman" demesinin Kur'ani teolojideki sarsıcı (polemik) işlevini tahlil eder. Reynolds'a göre Kur'an, bu kelimeyle muazzam bir tarihsel "geri alma / ıslah etme" (reclaiming) operasyonu yapar. Kilise, havarileri İsa'nın tanrısallığına inanan ilk Hristiyanlar (Christians) olarak kurgulamıştır. Kur'an ise tam tersine, havarilerin kendi ağzından "Biz Hristiyan değiliz, biz sadece Allah'a ve elçisine teslim olmuş (muslimûn) muvahhitleriz" dedirterek, Hristiyanlığın temeline yerleştirilen o İsa merkezli (Christological) dogmayı kökünden yıkar ve tarihi doğrudan İslami tevhid (teslimiyet) ekseninde yeniden yazar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla