Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 35. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe vebteġû ileyhi-lvesîlete vecâhidû fî sebîlihi le’allekum tuflihûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na ibadetle yaklaşmayı isteyin ve O'nun yolunda çaba harcayın ki kurtuluşa eresiniz.

      Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na ibadetle yakınlaşmayı isteyin. Bu ilahi kelamın, daha önce geçen ayetlerin bağlantısı konumunda bulunması mümkündür: "Hani ikisi de birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, diğerine, 'Andolsun seni öldüreceğim!' dedi. O da dedi ki: Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder". Cenab-ı Hak burada, ancak takva sahibi olan kimsenin Allah'a yaklaşabileceğini haber vermektedir. Yine O, ''Allah'a ve peygamberine karşı savaşanların cezası ancak ... " buyurmaktadır. Allah'tan korkun, O'na ibadetle yakınlaşmayı isteyiniz. Yani Allah'a isyan etmekten sakınmak suretiyle O'na yaklaşmayı ve vesileyi isteyin. Vesile, yaklaşmak demektir, "zülfet" (زُلْفَة) kelimesi de aynı anlama gelir. "Bana şununla tevessül etti" yani yaklaştı. Bu, İbn Kuteybe'nin görüşüdür. "Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır" mealindeki ayette geçen (زُلْفَة) kelimesi de yaklaştırılmak anlamına gelir.

      O'nun yolunda çaba harcayın. Bu ilahi beyan iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi, Allah'a isyandan O'na itaate çevirmek için nefsinize karşı elinizden gelen çabayı gösterin, şu ilahi beyanda olduğu gibi: "Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarfedenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz". İkincisi de, Allah'ın düşmanlarına karşı O'nun dinini muzaffer kılmak için canınızla ve malınızla mücadele edin. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        âmenû (آمَنُوا)

        Sözcüğün kökü "e-m-n" (ا م ن) harfleridir. Temel anlamı; güvenmek, emniyette olmak, kalbin tasdik etmesi ve korkunun zıttı olan huzur halidir. Mâide Sûresi 35. ayette "Ey iman edenler" (Yâ eyyuhâllezîne âmenû) hitabıyla, Allah'a ve elçisine güvenip teslimiyet gösteren ve ayetin devamındaki ağır sorumlulukları (takva, cihad) yüklenmeye liyakat kazanmış kitleyi ifade eder.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa adlı eserinde bu kökün "ruhun ve kalbin sükûnet bulması, ihanet ve korkunun zıttı olan emniyet ve güven durumu" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta "iman" kavramının dışsal bir itaatten ziyade içsel ve mutlak bir güvene dayandığını tahlil eder. Râgıb'a göre ayetteki bu hitap, rastgele bir topluluğa değil, kalplerini şüpheden arındırmış olanlara yapılmıştır; zira Allah'a giden yolda "vesile" aramak ve "cihad" etmek gibi zorlu eylemler, ancak bu sarsılmaz "güven" (iman) zemininde inşa edilebilir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel sisteminde "iman" kavramını incelerken, bunun İslam ahlakının kurucu taşı (çekirdeği) olduğunu vurgular. Izutsu'ya göre "âmenû" kelimesi, cahiliye döneminin kabile asabiyetine duyulan kör güvenin yıkılıp, yerine evrensel, aşkın ve mutlak otorite olan Allah ile kurulan kişisel "güven bağını" (contract) temsil eder.

        itteku (اتَّقُوا)

        Sözcüğün kökü "v-k-y" (و ق ي) harfleridir. Temel anlamı; korumak, sakınmak, bir tehlikeye karşı kalkan edinmek ve dikkatli olmaktır. "İfti'al" babından emir kipi olan bu kelime, ayette "ittekullâhe" (Allah'tan korkun / O'na karşı sorumluluk bilinci taşıyın) şeklinde geçerek, inananlara yönelik birinci asli emri oluşturur.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "insanın kendisine zarar verebilecek bir şeyle kendi arasına engel (vikaye) koyması, kendini muhafaza etmesi" anlamının bulunduğunu söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramını dini terminolojideki zirve noktası olarak tahlil eder. Ona göre takva, sadece basit bir korku değil; kişinin nefsini günaha itecek her türlü düşünceden ve eylemden koruyan, onu ilahi sınırlar (hududullah) içinde tutan aktif bir ahlaki zırhtır. Ayette "iman edenlere" takvanın emredilmesi, imanın statik bir kabul olmadığını, sürekli bir "korunma" teyakkuzu ile yaşatılması gerektiğini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi ahlakı ile İslami ahlakın çatışmasını incelerken "takva" kelimesine merkezi bir rol biçer. Bedevi Arap kültüründeki vahşi bir hayvandan veya düşmandan duyulan fiziksel "korku" (havf), Kur'an tarafından dönüştürülerek, Yaratıcı'nın sevgisini ve rızasını kaybetmekten duyulan derin, ahlaki ve saygı dolu bir ürpertiye (takvaya) yükseltilmiştir.

        ibtegû (ابْتَغُوا)

        Sözcüğün kökü "b-ğ-y" (ب غ ي) harfleridir. Temel anlamı; istemek, aramak, peşine düşmek, şiddetle arzu etmek ve yönelmektir. "İfti'al" babından emir kipi olan bu kelime, ayette "vebtegû ileyhil vesîlete" (O'na yaklaşmaya vesile arayın) şeklinde, inananlara yöneltilen dinamik ve eylemsel ikinci emri ifade eder.

        İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyi elde etmek için çaba sarf etmek, onu araştırmaya koyulmak ve talep etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ibtiğa" kavramını sıradan bir isteme (irade) eyleminden ayırır. Râgıb'a göre bu kelime, pasif bir temenniyi değil, kişinin bütün benliğiyle, aklıyla ve eylemleriyle arzu ettiği o şeye ulaşmak için gösterdiği "şiddetli ve ısrarlı arayışı" temsil eder. Allah'a ulaşmak (vesile) oturduğun yerde beklemez, bizzat "aranıp/peşine düşülüp" (ibtegû) elde edilir.

        vesîlete (الْوَسِيلَةَ)

        Sözcüğün kökü "v-s-l" (و س ل) harfleridir. Temel anlamı; yaklaşmak, yakınlık kurmak, bir hedefe ulaşmak için aracı kılınan bağ, derece, makam ve sebeptir. Ayette, insanın Allah'ın rızasına ve yakınlığına erişebilmek için kullanması gereken her türlü meşru aracı ve eylemi niteleyen kilit bir teolojik kavram olarak geçer.

        İbn Fâris, bu kökün temelinde "arzu ve sevgiyle (rağbetle) birine yaklaşmak ve bir şeye ulaşmayı sağlayan vasıta" anlamının yattığını söyler.

        Râgıb el-İsfahânî, "vesile" kavramını sadece maddi bir köprü değil, "kişiyi Allah'a yaklaştıran bilgi, ibadet ve üstün ahlaki erdemler" olarak açıklar. O'na göre vesile, kulun kendi amelleriyle yarattığı bir yakınlık halidir (kurbiyet).

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tarihsel süreçte geçirdiği anlamsal kaymaları tefsir tarihi bağlamında analiz eder. Öztürk'e göre kelimenin kök anlamı ve ayetin "cihad edin" şeklindeki devamı dikkate alındığında, Kur'an'ın kastettiği "vesile", kişinin bizzat kendi gösterdiği ahlaki çaba, salih amel ve takvadır. Ancak daha sonraki yüzyıllarda (özellikle tasavvufi yorumlarda) bu kelime bağlamından koparılarak, kul ile Allah arasına giren "ruhban benzeri şahıslar, şeyhler veya şefaatçiler" (aracılar) şeklinde dar ve kurumsal bir anlama hapsedilmiştir. Oysa ayetin ruhu, eylemin (cihadın) bizzat kendisini vesile kılmaktadır.

        câhidû (جَاهِدُوا)

        Sözcüğün kökü "c-h-d" (ج ه د) harfleridir. Temel anlamı; tüm gücünü ve takatini harcamak, zorluğa göğüs germek, yorulmak ve mücadele etmektir. "Mufâale" babından emir kipi olan bu kelime, ayette "ve câhidû fî sebîlihî" (O'nun yolunda cihad edin) şeklinde, takva ve vesile arayışının nasıl somutlaşacağını gösteren üçüncü asli emirdir.

        İbn Fâris, kök anlamını "insanın sahip olduğu fiziksel ve zihinsel enerjinin tamamını, bitme noktasına kadar zorlayarak bir işe sarf etmesi ve meşakkate katlanması" olarak tanımlar.

        Râgıb el-İsfahânî, "cihad" kavramını üç boyutta tahlil eder: Görünen düşmana karşı savaşmak, şeytana karşı koymak ve kişinin kendi nefsine (kötü arzularına) karşı mücadele etmesi. Râgıb'a göre ayette bu emrin "vesile" kelimesinden hemen sonra gelmesi tesadüf değildir. İnsanı Allah'a yaklaştıracak (vesile) en büyük eylem, O'nun yolunda canla ve malla yapılan bu topyekûn ve yıpratıcı efor (cihad) durumudur. Cihad, takvanın eyleme dökülmüş ve zorlukla sınanmış halidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde cihadı "aktif ve dinamik dindarlık" olarak niteler. O, cahiliye döneminde kabilenin şanını korumak için gösterilen çabanın, Kur'an tarafından Allah'ın yoluna (fî sebîlihî) kanalize edildiğini belirtir. Izutsu'ya göre cihad, pasif bir münzeviliği (dünyadan el etek çekmeyi) reddederek, müminin tüm varoluşsal potansiyelini ilahi bir dava uğrunda seferber etmesidir.

        tuflihûn (تُفْلِحُونَ)

        Sözcüğün kökü "f-l-h" (ف ل ح) harfleridir. Temel anlamı; toprağı yarmak, sürmek, engelleri aşıp arzu edilene ulaşmak ve kurtuluşa (zafere) ermektir. Ayetin sonunda "leallekum tuflihûn" (umulur ki kurtuluşa / başarıya eresiniz) şeklinde, emredilen o ağır eylemlerin (takva, vesile, cihad) nihai eskatolojik ve dünyevi hedefini ifade eder.

        İbn Fâris, bu kökün en somut karşılığının "demir bir aletle toprağı yarıp açmak" olduğunu belirtir. Çiftçiye "fellah" denmesinin nedeni toprağı yarmasıdır. Kurtuluşa "felah" denmesinin etimolojik nedeni ise, başarılı olan kişinin önündeki zorlukları, engelleri ve karanlıkları adeta bir sapan gibi yarıp geçerek aydınlığa (hedefine) ulaşmış olmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "felah" kavramını insanın ulaşabileceği en üstün makam olarak açıklar. Râgıb'a göre dünyevi felah; başarı, zenginlik ve onurken; uhrevi felah ise yokluğun bulunmadığı beka (sonsuzluk), yoksulluğun olmadığı zenginlik ve cehaletin olmadığı mutlak bilgidir. Ayetteki "tuflihûn" fiili, her iki kurtuluşu da kapsar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kurgusundaki semantik metafora dikkat çeker. Kılıç'a göre kelimenin ziraat kökenli olması (toprağı sürmek) son derece manidardır. Mümin, tıpkı bir çiftçi gibi; kalbinde imanı taşır, takva ile o kalbi korur, ibadetlerle (vesile) tohumu eker ve cihad ile o toprağın kahrını çeker. Ayetin sonundaki "felah" (kurtuluş), bu zahmetli ve uzun ekim/dikim sürecinin sonunda biçilen o büyük ve sonsuz manevi hasattır. Kurtuluş tesadüfi değildir; bedeli ödenmiş bir "yarıp çıkma" eylemidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X