Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Mâide Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Mâide Sûresi, 6. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ kumtum ilâ-ssalâti faġsilû vucûhekum veeydiyekum ilâ-lmerâfiki vemsahû biruûsikum veerculekum ilâ-lka’beyn(i)(c) ve-in kuntum cunuben fettahherû(c) ve-in kuntum merdâ ev ‘alâ seferin ev câe ehadun minkum mine-lġâ-iti ev lâmestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa’îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum minh(u)(c) mâ yurîdu(A)llâhu liyec’ale ‘aleykum min haracin velâkin yurîdu liyutahhirakum veliyutimme ni’metehu ‘aleykum le’allekum teşkurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin, ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar (yıkayın). Eğer cünüp olursanız temizlenin. Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayak yolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin), yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat O sizi tertemiz kılmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

      Her Namaz İçin Abdest Almak Gerekir mi?

      Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Şayet bu ayet lafzi anlamına göre yorumlanırsa, namazı Allanın farz kıldığı şekilde yerine getirmeye kimsenin gücü yetmezdi. Çünkü insan namaza her kalktığında abdest alması gerekirdi, abdest alması hiç bitmezdi. Fakat bu beyanın içinde gizli bir anlam var, Allah sanki şöyle buyurmaktadır: Namaz kılmaya kalkacağınız zaman, abdestsiz iseniz yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Aksi takdirde ayetin zahiri bizim söylediğimizi yapmayı gerektirmekteydi, ama abdestsiz olmak lafzı ayette gizlidir. Bazıları bu ayetin lafzi anlamına dayanarak her namaz için abdest almayı gerekli görmüştür. Allah hepsinden razı olsun ashab-ı kiramdan bu uygulamaya dair rivayetler gelmiştir: Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ın her namaz için abdest aldıkları rivayet edilmiştir. Resul-i Ekrem' in de böyle yaptığına dair rivayet bulunmaktadır. Bu konuda Hz. Ali hakkında şöyle bir rivayet gelmiştir: O, öğle namazını kıldıktan sonra avluda oturmuş, ikindi vakti gelince bir tas su istemiş, ellerini, yüzünü, kollarını ve ayaklarını yıkamış, suyun kalanını içmiş, sonra da şöyle demiştir: Resulullah'ın böyle yaptığını gördüm, abdesti bozulmayanın alması gereken abdest budur. Ubeyd b. Umeyr'in de bu ayeti öyle yorumlayarak her namaz için abdest aldığı nakledilmiştir. Hz. Peygamber'in de her namaz için abdest aldığı, fakat Mekke'nin fethedildiği gün bütün namazları tek abdestle kıldığı rivayet edilmiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer "Ey Allah'ın Resulü', bugün daha önce yapmadığın bir şeyi yaptın" deyince şöyle buyurmuştur: "Bunu kasten yaptım, ey Ömer". Ebu Hureyre'den Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ümmetimi zorluğa sevkediyor olmasaydım, her namaz için abdest almayı, her abdestte de misvak kullanmayı emrederdim". Her namaz için abdest almayı ifade eden rivayetler, bize göre kesin emir değil müstahap ve daha faziletli konumundadır. Görmez misin ki Resulullah'ın Mekke'nin fethi gününde bütün namazları tek abdestle kıldığı ve "Ben onu kasten yaptım" dediği rivayet edilmiştir. Bu rivayet, bizim söylediğimizin doğru olduğunu gösterir.

      Ayete başka bir anlam vermek de mümkündür, o da şudur: Bazı sahabilerden rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber su döktüğü zaman, evine gidip namaz abdesti almadan bizimle konuşmaz, selamımızı da almazdı. Biz bu durumu kendisine söyledik, nihayet ruhsat veren ayet geldi: Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalkacağınız zaman ... Buradaki Namaz kılmaya kalkacağınız zaman ifadesinin içinde "şayet abdestsiz iseniz" anlamı gizlidir, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın.

      Yataktan Kalkınca Abdest Almak Gerekir mi?

      Bu ayet, "yataktan" Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi yıkayın, diye de yorumlanmıştır. Uykudan kalkınca abdest almanın gerektiğine dair Resulullah'tan ve ashab-ı kiramdan gelen rivayetler mevcuttur, bu rivayetler ayetin bu yorumunu desteklemektedir. İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah uyur, sonra abdest almadan sabah namazını kılardı; bu durum kendisine sorulunca şöyle buyurmuştur: "Ben sizden biri gibi değilim, gözlerim uyur ama kalbim uyumaz. Şayet abdestim bozulursa onu bilirim". Safvan b. Assal'ın da şöyle dediği nakledilmiştir: Biz Resulullah'la birlikte seyahatte idik, bize abdestli iken giydiğimiz mestlerimizi çıkarmamamızı emrediyordu. Biz de ne büyük abdestten, ne küçük abdestten ve ne de uyumaktan dolayı mestlerimizi çıkarmazdık, sadece cünüplük halinde çıkarırdık. Bu hadisler, özet olarak uyumaktan dolayı abdest almanın gerekli olduğunu ifade etmektedir. Ancak açıklamalı olarak gelen başka bir hadis uzanarak uyuduğunda abdest almak gerektiğini söylemektedir: İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurmuştur: "Uzanarak uyumadıkça oturduğu yerde uyuklayan kişiye abdest gerekmez. Uzanarak uyuduğunda ise mafsalları gevşer". Bu hadis, mücmel olarak rivayet edilen daha önceki hadisleri tefsir etmektedir. Namaz kılarken ayakta, oturduğunda veya secdede uyuyan kişinin abdest alması gerekmediğine dair rivayetler de vardır. Bu da namazda uyumanın abdesti bozmadığını gösterir. İbn Ömer şöyle demiştir: Uzanıp yatarak uyumadıkça abdest gerekmez. Bu rivayet de bizim söylediğimizi desteklemektedir. Alimler namaz kılmaya kalkan kişi şayet abdestsiz değilse, abdest almasının gerekli olmadığında ittifak etmiştir. Şu halde ayetin yorumu bizim söylediğimiz gibidir.

      Abdest Organlarının Yıkanması

      Yüzünüzü yıkayın! Burada Allah Tealanın, yüzü yıkama emrinin muhatabı, yüzden maksadın ne olduğunu bilen kişilerdir; onun ne olduğunu söylemek, "şuradan şuraya kadar olan yerdir" diye sınırlarını çizmek gereksiz konuşmadır. Yıkama emri, ehlince maruf ve zahir olan yüze yöneliktir. Başı meshetme emri de ehlince baş olduğu bilinen yere dönüktür. Kulaklar ise böyle değildir, çünkü onların başın sınırına girdiğini bilmek nakle dayalıdır, onların baştan sayıldığını bilmek ancak işitme yoluyla elde edilecek bir delille mümkündür. Kolu ve ayağı yıkamak da insanların bilgilerine dayalıdır. Kol deyince onlar koltuk kısmına kadar olan yeri, ayak deyince de dize kadar olan yeri anlarlar. Ayette dirseklerin zikredilmesiyle ondan sonraki bölüm yıkama emrinin dışında kalır, keza topukların zikredilmesiyle de ondan sonraki kısım emrin dışında kalır. Çünkü mutlak olarak kol (yed) denildiğinde parmakların ucundan koltuklara kadar olan organ anlaşılır.

      Ayaklarınızı da topuk kemiklerine kadar (yıkayın). Buradaki "erculeküm" (أَرْجُلَكُمْ) kelimesindeki "lam" fetha (üstün) harekesiyle de, kesre (esre) harekesiyle de okunmuştur. Bazıları şöyle demiştir: Üstün hareke ile okuyanlar kelimeyi "yüzü yıkayın" anlamındaki cümleye atfetmiş olurlar, kesre ile okuyanlar da meshetmek lafzına, yani mestleri meshetmeye ve başı meshetmeye atfetmiş olurlar. Fakat bu uzak bir ihtimaldir, çünkü burada çelişki vardır, Cenab-ı Hakk'ın yıkamayı ve meshetmeyi birlikte zikretmiş olması caiz değildir. "Ve ercülüküm" (وَأَرْجُلِكُمْ) diye kesre ile okunmasının sebebi "vemsehû bi-ru'ûsiküm" (وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ) metnindeki "bi-ru'ûsiküm" (بِرُءُوسِكُمْ) kelimesinin kesresine yakınlığı (cerr-i civari) sebebiyledir. Dilde hazan böyle ifadeler kullanılır. Mesela "Canlarının çektiği kuş etleriyle; güzel gözlü huriler, saklı inciler misali" mealindeki ayet de böyledir. Dolayısıyla kesre ile okuyanlar, hemen arkasındaki "tayrin" (طَيْرٌ) kelimesine yakınlığına (civar) bağlı kalmış olur. Açıklamaya çalıştığımiz ayet de buna benzemektedir.

      Abdest Uzuvlarını Yıkamanın Hikmeti

      Bu uzuvları yıkamaya yönelik ilahi emrin hikmeti, insanlara iç yüzlerini arındırmalarını hatırlatmasıdır. En doğrusunu Allah bilir ya, bu dış organlarını yıkamanın emredilmesinde iki amaç vardır: Birincisi şükürdür; el alabildiği ve tutabildiği için, ayak yürüyebildiği ve insanı hedefine götürdüğü için. Yüz ise Cenab-ı Hakk'ın lütfettiği nimetlerin büyüklüğünü anlamaya vasıta olan, ayrıca zevk ve lezzet duygularını hissettiren göz, ağız ve benzeri duyu organlarını topladığı için. (İkincisi,) bu duygu vasıtalarıyla işlediği günahları sildirmek için; çünkü günahların büyük çoğunluğu bu organlarla işlenmekte, suç işlemeye o ayaklarla gidilmekte ve o ellerle suç işlenmektedir.

      Eğer cünüp olursanız temizlenin. Yani yıkanın. Cünüplük bedenin dış kısmını ve iç gücünü ilgilendirir. Abdest bozmak ise, sadece dış organlara yönelik olur. Çünkü cünüplüğe yol açan faaliyet vücudun bütün güç ve kuvvetlerini kullanmakla ortaya çıkar. Görmez misin ki insan, o işi çok yaptığında güç kaybına uğramakta, yapmayınca da güç kazanmaktadır; buna bağlı olarak cünüplük, vücudun dış ve iç bütün organlarını alakadar etmektedir. Abdest bozmaya gelince, onun sebebi bedenin bütün organlarını değil, yemek, içmek ve boşaltmak gibi vücudun dış organlarını ilgilendirmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kıyasın Caiz Oluşunun Delili

      Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayak yolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa ... Cenab-ı Hak burada hastalığı, yolculuğu, ayak yolundan gelmeyi ve kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayı belirtmektedir. Ne var ki hüküm hastalığın, yolculuğun veya ayakyolundan gelmenin adına değil, onlarda bulunmayan anlam ve muhtevaya yöneliktir. Bu da kıyasın meşruiyetini göstermektedir. Çünkü Allah Teala burada ayakyolunu ve oradan gelmeyi belirtmektedir; ayakyolu tabii ihtiyaçların giderildiği bir mekan olup, burada kastedilen ondaki manadır, o da belli ihtiyacı gidermektir. Bu bizim için bir ölçüdür: Nas bir anlamı vurgulamak için getirildiği zaman, aynı mana başka bir şeyde de bulunuyorsa, onun hükmünün o başka şeye de uygulanması gerekir. Buna göre insanın bulunduğu mekanda su bulunmadığı takdirde, seferi olmasa da teyemmüm etmesi caiz olur. Yine suyun, kendisine zarar vereceğinden korktuğunda, hasta olmasa bile teyemmüm etmesi meşrudur; çünkü teyemmüm hastaya "hastalık" adına ve yolcuya "sefer" (yolculuk) adına mubah olmuş değildir, sadece bunların her birinde bulunan bir "mana" adına ibahat kazanmıştır.

      Kadınlarla cinsel ilişkide bulunursanız. Burada yer alan "mülameset" (مُلَامَسَة) kavramının, cinsel ilişkiden kinaye olduğunu daha önce belirtmiştik. Hz. Ali ile İbn Abbas'tan da böyle rivayet edilmiştir. Yine İbn Abbas şöyle demiştir: (مِسِيس، غِشْيَان، مُبَاشَرَة) kelimelerinin hepsi cinsel ilişki anlamına gelir, Cenab-ı Hakk'ın lütf ve keremi çoktur, bu kavramlarla kinaye yapmaktadır.

      Su ve Toprakla Temizlenmenin Hikmeti

      Bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin). Yine Allah, su ve toprakla temizlenmeyi meşru kılmıştır, bunların ikisi de yaratıkların hayat kaynağıdır, bedenler onlarla güç kuvvet kazanmaktadır. Hatta O, bütün yaratıkların gıdasını ve ihtiyaçlarının büyük kısmını o ikisine bağlamıştır. Dolayısıyla ibadetlerin yapılmasını da o ikisine dayandırmıştır. En doğrusunu Allah bilir.

      Şunu da belirtmek gerekir ki temizliğin farz kılınmasında iki hikmet vardır. Birincisi, yukarıda da temas ettiğimiz üzere insana iç yüzünü temizlemeyi hatırlatmasıdır. İkincisi, o organlarla işledikleri günahları örtüp yok etmek, veya Cenab-ı Hakk'ın bu organlar aracılığıyla lütfettiği nimetlere şükretmek, tutmak, bırakmak, almak, vermek, yürümek ve benzeri pek çok şey. Sonra, vücudun göze çarpan dış organlarını temizlemenin hikmeti nezafet ve güzel görünmektir. Çünkü insan, "görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi" ve "iradesini her durumda yürüten" (el-Melikü'l-cebbar) Allah'ın huzuruna çıkmakta, O'nun huzurunda durarak kendisine yalvarmaktadır. Dünyada sultanların huzuruna çıkan biri, temiz ve güzel görünmek için bütün gayretini gösterir, sonra onun huzuruna çıkar. İşte temizlenme konusunda kastedilen de budur. En doğrusunu Allah bilir.

      Kadınlara Dokunmak

      Şayet hasta veya yolculuk halinde veya içinizden biri ayakyolundan gelirse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunursa, bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin). Abdullah b. Mesud ile Hz. Ömer şöyle demişlerdir: Temas (مُلَامَسَة) cinsel ilişkinin dışında kalan şeylerdir. Yine onlar, cünüp olan kişi bir ay boyunca su bulamasa bile teyemmüm edemez, demişlerdir. Ancak onlar, ayette geçen "mülamese" kavramını cinsel ilişkinin dışındaki şeyler olarak kabul ettikleri için, teyemmüm etmez kanaatine sahip olmuşlardır, çünkü bu durumda cünüp bu ayetin hükmüne girmez. Onlar cünübün yıkanmasını, Eğer cünüp olursanız temizlenin beyanına dayanarak gerekli görmektedir. "Siz cünüp iken -yolcu olan müstesna- gusül yapıncaya kadar namaza yaklaşmayın" mealindeki ayeti de, cünübün caminin içinden geçmesine bağlamışlar, yolcu iken ve su bulamadığı zaman teyemmümle namaz kılması ifadesine bağlamamışlardır. İşte bu durum Abdullah'ı, hangi halde olursa olsun cünübün teyemmümle namaz kılması'nın caiz olduğunu söylemesine mani olmuştur. Hz. Ali ile İbn Abbas'a gelince, onlar Cenab-ı Hakk'ın bu ayet-i kerimede zikretmiş olduğu temas kavramına "lemestüm" (لَمَسْتُمْ) cinsel ilişki manasını vermişlerdir. "Yüce Allah temasta bulunma, bastırma ve dokunma "mesis, ğışyan, mübaşeret" (مَسِيس، غِشْيَان، مُبَاشَرَة) kavramlarını cinsel ilişkiden kinaye olarak kullanmıştır" demişler ve "Yolcu olan müstesna, gusül yapıncaya kadar namaza yaklaşmayın" mealindeki ayetin cünüp olduğu halde su bulamayan yolcu için olduğunu söylemişlerdir. Hz. Peygamber'in cinsel ilişkiden dolayı cünüp olan birine su bulamadığı takdirde teyemmüm etmesine izin verdiği rivayet edilmiştir. Bu rivayet, cünübün teyemmüm etmesini caiz görmeyenlerin aleyhine bir delil oluşturmuştur. Şafii'nin sözüne gelince, o üçüncü bir görüş -Allah hepsinden razı olsun- ashab-ı kiram ile selef alimlerinin görüşlerine aykırıdır. Çünkü o, temas kavramının cinsel ilişkiyi ve onun dışında kalan durumları kapsadığını iddia etmiştir. Bu iddia, konuyla ilgili ayet hakkında söz ve fiil olarak bidat işlemektedir. O, bu sözüyle, ashab-ı kiramdan ve selef alimlerinden rivayet edilen bütün yorumlara muhalefet etmektedir, bundan dolayı da hata etmiştir. İşin aslı şudur: Cenab-ı Hak, abdest konusunu zikretmiş ve bu ayette abdest almayı emretmiştir, Namaz kılmaya kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın buyurmuştur. O, abdest bozmaktan söz etmeyerek cünüplükten yıkanmayı emretmiştir. Eğer cünüp olursanız temizlenin. Fakat yıkanmanın hangi cünüplükten olacağından söz etmemiştir. İçinizden biri ayakyolundan gelirse ilahi kelamıyla da abdest bozmayı zikretmiştir. Buna göre Kadınlarla cinsel ilişkide bulunursanız buyruğuyla da daha önce geçen cünüplükten dolayı yıkanmayı açıklamıştır. En doğrusunu Allah bilir.

      Teyemmüm

      Bu hallerde su bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin). Denilmiştir ki "teyemmemû" (تَيَمَّمُوا) "yönelin" demektir, temiz bir toprağa yönelin. "Said" (صَّعِيد) kelimesi de "yeryüzü" anlamına gelir. "Tayyib" (طَيِّب) kavramına bazıları, üstünde nebat ve benzeri şeyleri bitiren yer anlamı vermiş, diğerleri de temiz anlamına gelir demiştir. Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Yeryüzü benim için mescid ve temiz kılınmıştır, nerede namaz vakti gelirse teyemmüm edip namazımı kılarım". Hz. Peygamber burada yeryüzünün kendisi için mescid ve temiz kılındığını haber vermektedir, buradaki "temiz" kelimesi ayetteki "tayyib" lafzının tefsiridir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Teyemmümün, biri yüz için, diğeri de dirseklere kadar kol için olmak üzere ellerini iki defa yere vurup yüzünü ve kollarını meshetmekten ibaret olduğunu daha önce söylemiştik. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Bu ilahi kelamın iki anlama gelmesi muhtemeldir. Biri şudur: Cenab-ı Hak yolculuğa çıktığınızda kullanacağınız suyu yanınıza almanızı emrederek sizi sıkıntıya sokmak istemez, buna mukabil size teyemmüm kolaylığını getirip, farz kıldığı ibadeti onunla eda etmenize ruhsat vermiş, seyahatleriniz ve daha başka konularda sizi su taşımaya zorlamıştır. En doğrusunu Allah bilir. Diğer ihtimal de şudur: Allah Teala size farz kıldığı ibadetleri zorlukla yerine getirmenizi değil, ayette belirttiğini kastetmiştir.

      Fakat O sizi tertemiz kılmak ister. Bu ilahi kelam, Allah sizi tevhidle, kendisine ve bütün peygamberlere imanla tertemiz kılmak ister anlamına gelebilir. Sizi günahlardan ve işlediğiniz hatalardan tertemiz kılmak istiyor anlamına da gelebilir. Nitekim başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder". Bazı tefsircilerin söylediği gibi sizi hadesten ve cünüplükten temizlemek ister anlamına gelmesi de mümkündür.

      Üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Muhtemelen nimetini tamamlamak mealindeki cümle ile az önce zikrettiğimiz tevhidi, imanı, Allanın dinine ulaştırmayı ve kulların işledikleri günahları örtmeyi dilemiştir. Bu ilahi beyanın, imanla ölecekleri Cenab-ı Hak tarafından bilinen bir kavim hakkında yapılmış olması da mümkündür, böylece O, onlara yönelik nimetini tamamlayacağını haber vermektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        salât (الصَّلَاةِ)

        Sözcüğün kökü "s-l-v" (ص ل و) harfleridir. Temel anlamı dua etmek, yakarmak ve övgüde bulunmaktır. Ayrıca ateşte kızartmak, ısıtmak veya bedenin arka kısmı (uyluk/saleveyn) ile de etimolojik bağlantıları tartışılmıştır. Mâide Sûresi 6. ayette, abdestin ön şart olduğu İslami ritüel, yani namaz ibadeti anlamında kullanılmıştır.

        İbn Fâris, Mekâyîs fi'l-Luğa'da bu kökün temelinin "dua" (yakarma) olduğunu belirtir. Namaz ibadetinin özü, Allah'a yakarış ve dua olduğu için bu eyleme salât denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, dinin direği olan ve belirli rükünleri bulunan bu ibadete "salât" isminin verilmesini, eylemin kalbinde yatan dua ve senaya (övgüye) bağlar. Eylemin en önemli parçası olan duanın, bütün eyleme (namaza) isim olarak verildiğini açıklar.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında, kelimenin Kur'an öncesi dönemde Aramice/Süryanice "slôtâ" (dua, ibadet) kelimesinden Arapçaya geçmiş bir alıntı (muarreb) kelime olduğunu savunur. Jeffery'ye göre kelimenin Arapça yazılışında (الصَّلَاةِ) "vav" harfinin kullanılması, bu Aramice kökenin ortografik (yazımsal) bir izidir.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik dönüşümünü tahlil eder. Cahiliye döneminde spesifik bir ritüeli ifade etmeyen, sıradan bir "dua" kelimesiyken; Kur'an'ın bu lafzı alıp rükû, secde ve kıyam gibi fiziksel hareketleri barındıran, belirli vakitleri olan sistematik bir İslami ibadete isim yaparak kelimeye devrim niteliğinde yeni bir anlam dünyası kazandırdığını analiz eder.

        gâit (الْغَائِطِ)

        Sözcüğün kökü "ğ-v-t" (غ و ط) harfleridir. Temel anlamı, arazideki çukurluk, alçak ve derin yerdir. Ayette, abdestin bozulma durumlarından biri olan "tuvalet ihtiyacını giderme" halini ifade etmek için mekânsal bir kinaye olarak geçer.

        İbn Fâris, kökün doğrudan topografik bir özellik bildirdiğini, yeryüzünün düzlüğünden aşağıya doğru inen, geniş ve çukur alanları tanımladığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "gâit" kelimesinin etimolojisinden hareketle Kur'an'ın mecaz kullanımını açıklar. İslam öncesi ve erken dönem Arap toplumunda insanlar tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için arazide görünmemek adına bu tarz çukur alanlara giderlerdi. Râgıb'a göre, zamanla bu "çukur yere gitme" eylemi, bizzat insan dışkısının ve abdest bozma eyleminin yerine kinaye (örtülü anlatım) yoluyla kullanılmaya başlanmıştır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın sözbilimsel (belağat) tahlillerinde bu tür kelime seçimlerinin ilahi kelamın estetik ve ahlaki (edeb) üstünlüğünü yansıttığına dikkat çeker. Doğrudan tiksinti verecek fizyolojik terimler kullanmak yerine, "gâit" gibi mekânsal bir isim üzerinden insanın bedensel zaaflarının ve fıkhî durumlarının son derece nezih bir üslupla ifade edildiğini belirtir.

        lâmestum (لَامَسْتُمُ)

        Sözcüğün kökü "l-m-s" (ل م س) harfleridir. "Mufâale" babından gelen bu fiilin temel anlamı, karşılıklı olarak elle bir şeye dokunmak, temas etmek ve hissetmektir. Ayette teyemmümü gerektiren şartlardan biri olan "kadınlara dokunma" bağlamında kullanılmıştır.

        İbn Fâris, kelimenin fiziksel dünyadaki asıl karşılığının ten ile bir şeyi yoklamak, temas ederek algılamak olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zahiri anlamının fiziksel temas olmakla birlikte, Kur'an'daki "kadınlara dokunduğunuzda" (ev lâmestumun-nisâ) ifadesinin sıradan bir el teması değil, tıpkı "gâit" kelimesinde olduğu gibi cinsel birleşme (cima) için kullanılan zarif bir kinaye olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tefsir ve fıkıh tarihindeki anlamsal gerilimine dikkat çeker. Farklı fıkıh ekollerinin (mezheplerin) bu kelimenin etimolojisini nasıl farklı okuduklarını tahlil eder. Şafii ekolünün kelimeyi kök anlamıyla (zahiri) alarak karşı cinse ten temasının abdesti bozacağına hükmettiğini; Hanefi ekolünün ise Kur'an'ın kinayeli dilini merkeze alarak bu lafzın "cinsel birleşme" mecazı olduğunu ve sadece bu durumda (cünüplük) yeniden abdest/teyemmüm gerekeceğini savunduğunu belirtir.

        teyemmemû (فَتَيَمَّمُوا)

        Sözcüğün kökü "y-m-m" (ي م م) harfleridir. Temel anlamı; yönelmek, bir şeyi hedeflemek, kastetmek ve niyet etmektir. Ayette, suyun bulunmadığı durumlarda temiz toprağa yönelerek sembolik bir arınma (teyemmüm) yapılması emredilir.

        İbn Fâris, kökün asli anlamının "bir şeye doğru gitme kastı, niyet" (qasd) olduğunu belirtir. Kelimenin özünde iradi bir yöneliş yatar.

        Râgıb el-İsfahânî, "kastetmek" anlamında olan bu kelimenin, Mâide 6. ayetteki "temiz toprağa yönelin" (feteyemmemû saîden tayyiben) kullanımıyla birlikte şer'i/fıkhî bir terminolojiye dönüştüğünü açıklar. Kelime, suyun yokluğunda niyete ve toprağa dayalı o spesifik arınma ritüelinin (teyemmüm) bizzat adı olmuştur.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, teyemmüm kelimesinin etimolojisindeki "kasıt ve yöneliş" eyleminin, İslam ibadet sistemindeki "niyet" kavramının önemini gösterdiğini analiz eder. Ona göre teyemmüm, maddi bir kirden arınma işlemi (hijyen) değil, kulun zor şartlar altında bile Allah'ın emrine yönelme iradesini gösteren salt psikolojik ve sembolik bir itaat ritüelidir.

        saîd (صَعِيدًا)

        Sözcüğün kökü "s-a-d" (ص ع د) harfleridir. Temel anlamı; yukarı çıkmak, tırmanmak, yükselmek ve üst kısımda olmaktır. Ayette, teyemmüm niyetiyle yönelinecek olan "temiz yeryüzü parçası / toprak" anlamındadır.

        İbn Fâris, kökün eylemsel temelinin dikey bir yükseliş olduğunu belirtir. Yeryüzünün en üst tabakasına, yani kabuğuna bu yüzden "saîd" denilmiştir; zira o, yerin yüzeyindeki en üst/yükselmiş kısımdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "saîd" kelimesini yeryüzünün üzerinde toz ve toprak bulunan üst tabakası olarak tanımlar. Adım atıldığında veya rüzgar estiğinde aşağıdan yukarıya doğru kalkan tozların (suûd/yükselme) bu kelimeyle etimolojik bir bağı olduğunu ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, suyun yokluğunda "saîd"in (temiz toprak) arınma aracı olarak seçilmesinin, Kur'an'ın ontolojik tabiat tasavvurunu yansıttığını tahlil eder. Kur'an evreninde su hayatın, toprak ise insanın yaratılışının asli unsurudur. Izutsu'ya göre ayette "saîden tayyiben" (temiz toprak) tamlamasının kullanılması, meşruiyeti sadece mescitlere hapseden anlayışı yıkarak; yeryüzünün temiz olan her karışını inananlar için bir arınma aracına ve potansiyel bir ibadet zeminine (taharet/mescit) dönüştüren evrensel bir adımdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X