Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Muhammed Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Muhammed Sûresi, 12. Ayet

    اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْاَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnna(A)llâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(s) velleżîne keferû yetemette’ûne veye/kulûne kemâ te/kulu-l-en’âmu ve-nnâru meśven lehum

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Şüphe yok ki Allah, iman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. İnkâr edenlere gelince onlar da nimetlerden yararlanır, tıpkı hayvanlar gibi yiyip içerler; ebedi kalacakları yer ise cehennemdir.”

      Sonra Cenâb-ı Hak, emirlerine uyan ve peygamberlerini tasdik eden müminlerin akıbetini şöyle açıklamaktadır: Şüphe yok ki Allah, iman edip din ve dünyaya yararlı işler yapanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. İnkârı ve peygamberlerini inkâr etme yolunu tercih edenlerin akıbetini de şöyle dile getirmekledir: İnkâr edenlere gelince onlar da nimetlerden yararlanır, tıpkı hayvanlar gibi yiyip içerler; ebedi kalacakları yer ise cehennemdir. Yani onların dünyada iken tercih ettikleri yol itibariyle varacakları yer cehennemdir. En doğrusunu Allah bilir. Çünkü iman ve tevhit ehli olanlar, bütün hallerinde ve işlerinde sürekli Allah Teâlâ'nın emirlerini ve nihaî akıbette kendilerine tayda verecek olan davranışları düşündüler. Şehevî arzularını ve isteklerini yerine getirmenin peşinden koşmadılar, aksine söylediğimiz gibi her konuda Allah’ın emirlerini tercih ettiler. İnkarcılar ise ne Allah’ın emirlerini ve ne de nihaî akıbette kendilerine fayda verecek davranışları düşündüler, aksine şehevî arzularının ve isteklerinin peşinden koştular, kendi hevâ ve heveslerini Allah’ın emir ve yasaklarının üstünde tuttular. Allah da müminlerin dünyada iken terkettikleri şehevî arzularını ve kendilerini tuttukları isteklerini âhirette yerine getirmek imkânını vermiş, dünyadaki bu davranışlarına karşılık onlara vâdetmiş olduğu cenneti ve bostanları lütfetmiştir. İnkarcılara ise şehevî arzularını ve canlarının istediklerini yerine getirmelerine karşılık cehennemi ve dünyada iken nefislerine uymalarının kederini vermiştir.

      Hayvanlar Gibi Yiyip İçenler

      İnkâr edenlere gelince onlar da nimetlerden yararlanır, tıpkı hayvanlar gibi yiyip içerler. İnkârcıların yemek ve içmekte hayvanlara benzetilmesinin iki anlamı vardır. Birincisi, Allah onların yiyip içtiklerini, yiyip içmekteki gayelerinin de karınlarını doldurmak ve şehevî arzularını tatmin etmekten başka bir amacı bulunmadığım, tıpkı hayvanlar gibi Cenâb-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına hiç bakmadıklarını haber vermektedir. Nitekim hayvanların yiyip içmekteki bütün gayesi de karnını tıka basa doldurmak ve şehevî arzusunu yerine getirmekten başka bir şey değildir. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, Allah Teâlâ, onların yemelerinde ve içmelerinde başka bir akıbeti ve ikinci bir zamanı düşünmediklerini, aksine hayvanlar gibi sadece mevcut hallerini düşündüklerini haber vermektedir. Nitekim hayvanlar da başka bir vakti hiç düşünmeden ve arzusunun peşini hiç bırakmadan yiyip içerler ve hiç düşünmezler. İşte o inkarcılar da böyledirler. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnnallahe (إِنَّ اللَّهَ)

        İbn Fâris, "in" edatının bir şeyi pekiştirmek ve şüpheyi gidermek için kullanıldığını, Allah isminin ise mutlak otoriteyi ve ibadete layık tek varlığı temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin cümlenin başında yer almasının, müminlere vaat edilen ödülün ve kâfirlere yönelik uyarının Allah’ın sarsılmaz vaadi (vâ'd) ve tehdidi (vaîd) altında olduğunu kesinleştirdiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, ayetin bu girişle ilahi adaletin bizzat Allah’ın garantisi altında olduğunu vurguladığını ve müminlerin yaşadığı zorlukların sonunda gelecek mutlak karşılığın ilahi bir tescil olduğunu söyler. Sadık Kılıç, Allah lafzının burada "el-Hâkim" (hüküm veren) vasfıyla ön planda olduğunu ve varoluşsal dengenin ancak O'nun müdahalesiyle yerini bulacağını belirtir.

        Yudhilu (يُدْخِلُ)

        İbn Fâris, d-h-l (d-h-l) kökünün bir şeyin içine nüfuz etmek ve orada yerleşmek olduğunu, "idhal" kalıbının ise birini bir yere dahil etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin doğrudan Allah’a izafe edilmesinin, cennete girişin sadece bir eylem sonucu değil, ilahi bir kabul ve lütuf merasimi şeklinde gerçekleşeceğini ifade ettiğini söyler. Mustafa Öztürk, kelimenin burada müminler için bir "ağırlanma" ve "onurlandırılma" anlamı taşıdığını, bir önceki ayetteki "Mevla" (Hami) olan Allah’ın kendi himayesindekileri özel bir mekana kabul etmesini simgelediğini vurgular.

        Tecri (تَجْرِي)

        İbn Fâris, c-r-y (c-r-y) kökünün bir şeyin sürekli, hızlı ve engelsiz bir şekilde akması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin suyun akışını ifade ettiği gibi, zamanın veya bir sürecin kesintisiz devam etmesini de kapsadığını söyler. Toshihiko Izutsu, cennet tasvirlerinde "akış" (ceryan) eyleminin, hayatın statik bir halden çıkıp dinamik ve taze bir forma kavuşmasını, nimetlerin hiç bitmemesini temsil ettiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, "tecrî" fiilinin burada cennetin canlılığını, doğallığını ve sürekli yenilenen estetik güzelliğini nitelediğini belirtir.

        Enhâr (الْأَنْهَارُ)

        İbn Fâris, n-h-r (n-h-r) kökünün bir şeyi yarmak ve genişletmek olduğunu, nehrin de yatağını yararak geniş bir alanda aktığı için bu adı aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, nehirlerin bolluk ve refahın en büyük simgesi olduğunu, Kur'an'ın bu imgeyi müminlerin ahiretteki sınırsız nimetlerini betimlemek için kullandığını söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "nahra" ve Aramice "nehar" formlarıyla olan kökensel bağlarına dikkat çekerek, Sami kültüründe suyun ve nehrin "hayat kaynağı" olma işlevine vurgu yapar. Mustafa Öztürk, nehirlerin cennetin coğrafi ve estetik merkezini oluşturduğunu, müminlerin dünyadaki çorak ve zorlu mücadelelerinden sonra böylesine bereketli bir ödülle buluşturulduklarını ifade eder.

        Yetemetteune (يَتَمَتَّعُونَ)

        İbn Fâris, m-t-a (m-t-a) kökünün bir şeyden faydalanmak, bir şeyi kullanmak ve o şeyin sonuna kadar gitmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "metâ"nın kalıcı olmayan, kısa süreliğine verilen ve asıl amacı başka bir şeye hizmet etmek olan araçlar olduğunu; inkârcıların bu dünyadaki hallerinin sadece bu geçici menfaatlere odaklanmak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasında "dünya hayatının geçiciliği" ile doğrudan ilintili olduğunu, kâfirlerin yaşam amacının bu sığ ve anlık hazlar (temettu) olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin burada kâfirlerin gelecek kaygısı ve ahlaki bir endişe taşımadan, dünyayı sadece tüketilecek bir nesne olarak gördüklerini simgelediğini belirtir.

        Ye'külûne (يَأْكُلُونَ)

        İbn Fâris, e-k-l (e-k-l) kökünün bir şeyi ağız yoluyla çiğneyip yutmak olan asıl anlamının, mecazen bir şeyi tamamen tüketmek ve bitirmek anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ekl"in burada kâfirlerin sadece biyolojik ihtiyaçlarına ve doymak bilmez iştahlarına odaklandıklarını göstermek için seçildiğini söyler. Mustafa Öztürk, bu fiilin müminlerin "amel" (planlı ve niyetli eylem) yapmasıyla zıt bir konuma yerleştirildiğini; kâfirlerin eylemlerinin sadece "tüketim" odaklı olduğunu ve insani bir gayeden yoksunluğunu ifade ettiğini savunur. Sadık Kılıç, bu yeme eyleminin insanın hayvani yönünün galebe çalmasını ve varoluşsal bir körlüğü temsil ettiğini belirtir.

        En'âm (الْأَنْعَامُ)

        İbn Fâris, n-a-m (n-a-m) kökünün yumuşaklık, bolluk ve nimet anlamına geldiğini; evcil hayvanlara (deve, sığır, koyun) bolluk işareti oldukları için bu adın verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada bir benzetme (teşbih) olarak kullanıldığını, kâfirlerin düşünmeden, sorgulamadan ve akıbetini hesap etmeden sadece önündeki hazla meşgul olma hallerinin otlayan hayvanlara benzetildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu benzetmenin kâfirlerin zihinsel ve ruhsal bir amaçtan yoksunluğunu (idraksizlik) en çarpıcı şekilde ortaya koyan bir imge olduğunu söyler. Mustafa Öztürk, kâfirlerin hayat felsefesinin sadece maddi tatmine indirgenmesinin, onları insan onurundan uzaklaştırıp hayvani bir düzeye düşürdüğünü bu kelime üzerinden analiz eder.

        En-nâru (النَّارُ)

        İbn Fâris, n-v-r (n-v-r) kökünün aydınlık, ısı ve yakıcılık anlamına geldiğini; ateşin hem ışık (nur) hem de yıkıcı bir sıcaklık barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nâr"ın burada ilahi adaletin bir tecellisi olarak, kâfirlerin dünya hayatındaki "yakıcı" ve "yıkıcı" eylemlerinin bir karşılığı şeklinde sunulduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, ateşi Kur'an'ın ceza sistemindeki en üst mertebe ve cennetin zıttı olan "nihai acı mekanı" olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kâfirlerin geçici "temettu" (haz) sürecinin ardından gelecek olan kalıcı ve sarsıcı akıbeti simgelediğini vurgular.

        Mesva (مَثْوًى)

        İbn Fâris, s-v-y (s-v-y) kökünün bir yerde uzun süre konaklamak, orayı vatan edinmek ve yerleşmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mesva"nın gelip geçici bir durak olan "menzil"den farklı olarak, varılan son durak ve artık oradan ayrılmanın mümkün olmadığı ikametgah olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada "ateş" ile birlikte kullanılmasının, kâfirlerin içine düştükleri bu kötü durumun kalıcılığını ve kaçınılmazlığını pekiştirdiğini söyler. Mustafa Öztürk, "mesva lehum" ifadesinin, kâfirlerin tüm dünyevi kaçış yollarının kapandığını ve hak ettikleri yerin artık burası olduğunu tescil ettiğini belirtir. Hidayet Aydar, kelimenin kâfirler için aşağılayıcı bir sonu temsil eden bir "varış noktası" olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X