يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Muhammed Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: muhammed suresi, sebat, muhammed 7, yardım, galibiyet, muhammed suresi 7. ayet, allah, iman, güven
-
“Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”
Kulun Allah’a, Allah’ın da Kula Yardımı
Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder. Yani siz Allah’ın dinine yardım ederseniz O da size yardım eder. Yahut siz Allah'ın dostlarına yardım ederseniz, O da düşmanlarınıza karşı size yardım eder. Bizim Allah’ın rızasını kazanmak uğruna O’nun dinine ve dostlarına yardım etmemiz iki şekilde olur; bu yardımı bazan canımızla yaparız, bazan da malımızla. İkincisi, bize emredilen delilleri ve âyetleri göstermek suretiyle O’nun dinine deliller ve kanıtlarla yardım ederiz. Allah’ın bize yardımı da iki şekilde olur. Birincisi, kendilerini mağlup etmek ve hükmümüz altına almak için düşmanlarımıza karşı bize yardım eder; ancak bu yardım her zaman ve her türlü ahvalde olmaz, bazı hallerde ve bazı zamanlarda gerçekleşir. İkincisi, Allah’ın bize yardımı, bazı savaşlarda mağlup edilsek, hâkimiyet altına alınsak ve düşman da bize galip gelip hükmü altına alsa bile, nihaî akıbeti bizim lehimize çevirmesi şeklinde olur. En doğrusunu Allah bilir. Ayaklarınızı sağlam bastırır. Muhtemelen bundan maksat savaş sırasında sebat etmek ve sağlam durmaktır yahut âhirette ayaklarınızın kaymaması için sabit tutmasıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ya eyyüha (يَا أَيُّهَا)
İbn Fâris, bu yapının n-d-y köküyle bağlantılı olan "yâ" nida harfi ve dikkat çekme (tenbih) amaçlı "eyyüha"dan oluştuğunu, muhatabın zihnini gelecek mesaja hazırlamak için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ey" kelimesinin bir şeyi ayırıp belirlemek için kullanıldığını, burada ise müminlerin özel bir hitapla diğerlerinden ayrıştırılarak sorumluluklarının hatırlatıldığını ifade eder. Mustafa Öztürk, bu hitap formunun Kur'an'ın inşai dilinde muhatabı aktif bir sürece dahil etmek ve toplumsal bir aidiyet bilinci oluşturmak için tercih edildiğini vurgular.
Ellezine (الَّذِينَ)
İbn Fâris, kelimenin bir şeyi bir şeye bağlayan (mevsul) bir yapı olduğunu ve burada "iman edenler" vasfını cümlenin asıl yüklemine (yardım etme şartına) bağladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ism-i mevsulün çoğul kalıbında gelmesinin, hitabın bireysel olmaktan ziyade kolektif bir harekete ve müminler topluluğuna yönelik olduğunu gösterdiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, bu kelimenin önceki ayetlerdeki mümin tiplemesini bu ayetteki aksiyon (yardım etme) talebiyle birleştiren bir köprü vazifesi gördüğünü söyler.
Âmenü (آمَنُوا)
İbn Fâris, e-m-n kökünün "eminlik ve korkusuzluk" manasında olduğunu, burada müminlerin Allah’a duydukları güvenin eyleme dönüşme aşamasına işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın burada sadece bir içsel onay değil, Allah'ın vaadine duyulan tam itimatla yola çıkmak anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik açıdan "sadakat" boyutuna dikkat çeker; müminlerin Allah'ın davasına verdikleri sözde durmalarının bu imanın bir gereği olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın müminlerin iman iddiasının ispatı olarak "yardım etme" şartına bağlandığını söyler. Sadık Kılıç, imanın burada statik bir kabulden dinamik bir mücahedeye evrildiğini ifade eder.
İn (إِن)
İbn Fâris, bunun bir şart edatı olduğunu ve iki eylem (yardım etmek ve yardım olunmak) arasında kopulmaz bir sebep-sonuç ilişkisi kurduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "in" edatının burada ilahi desteğin ancak beşeri bir çaba ve niyetten sonra geleceği kuralını (sünnetullah) pekiştirdiğini ifade eder. Mustafa Öztürk, bu şartın müminlerin iradesine vurgu yaptığını, ilahi yardımın kapısının ancak kulun harekete geçmesiyle açılacağını gösterdiğini belirtir.
Tensurû (تَنْصُرُوا)
İbn Fâris, n-s-r kökünün "yardım etmek, bir şeyi savunmak ve yağmurun toprağa hayat vermesi" anlamlarına geldiğini belirtir. Savaş bağlamında bu kelimenin, zulme karşı birinin yanında yer alarak ona güç katmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "Allah’a yardım etmek" ifadesinin mecazi olduğunu; bunun Allah'ın dinine, peygamberine ve vahyine destek olmak, bu uğurda can ve mal ile mücadele etmek anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, n-s-r kavramının Kur'an'ın siyasi-dini dilinde "aktif müttefiklik" anlamına geldiğini, müminlerin Allah ile yaptıkları ahdin bir gereği olarak bu mücadelede taraf olduklarını vurgular. Mustafa Öztürk, kelimenin özellikle Medine dönemindeki askeri ve siyasi çatışmalar bağlamında, İslam toplumunun inşası için verilen kolektif desteği ifade ettiğini savunur.
Allâhe (اللَّهَ)
İbn Fâris, bu ismin asıl itibarıyla ibadet edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen tek otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ismin burada "Tensurû" fiiliyle birlikte kullanılmasının, müminlerin hedefinin kişisel çıkarlar değil, en yüce gaye olan ilahi rıza ve nizam olduğunu gösterdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu savunmakla birlikte, Sami dillerindeki "El/İlah" formlarıyla olan kökensel ilişkisine değinir. Mustafa Öztürk, Allah lafzının burada müminlerin mücadele ettikleri "hak" davasının sembolü ve mutlak kaynağı olarak yer aldığını vurgular.
Yansurkum (يَنْصُرْكُمْ)
İbn Fâris, n-s-r kökünün burada "karşılık" (cezaü'ş-şart) olarak geldiğini ve müminlerin çabasına mukabil Allah'ın onlara vereceği kesin desteği müjdelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi yardımın burada hem manevi bir sekine hem de maddi bir zafer ve üstünlük olarak tezahür edeceğini ifade eder. Mustafa Öztürk, bu vaadin müminlere özgüven aşıladığını, sayıca veya imkan bakımından eksik olsalar bile ilahi iradenin yanlarında olacağını bildirdiğini söyler.
Yüsebbit (يُثَبِّتْ)
İbn Fâris, s-b-t kökünün bir şeyin sarsılmaz hale gelmesi, sabitlenmesi ve yerinden oynamaması anlamında olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tesbitin burada hem savaş meydanındaki fiziki direnci hem de kalpteki şüphelerin giderilerek inancın kökleşmesini ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin müminin psikolojik dayanıklılığı (kararlılık) ile doğrudan ilişkili olduğunu vurgular. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın müminlerin zorluklar karşısında çözülmesini engelleyen ilahi bir "dayanma gücü" olduğunu ifade eder. Sadık Kılıç, "tesbit" eyleminin insanın iradesini Allah’ın iradesiyle bütünleştirmesi sonucu ortaya çıkan ontolojik bir dik duruş olduğunu belirtir.
Akdâmeküm (أَقْدَامَكُمْ)
İbn Fâris, k-d-m kökünün "ön, öne geçmek ve vücudun yürümeye yarayan uzvu" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayakların sabit kılınması" ifadesinin, hem savaş meydanından kaçmamayı (sebat) hem de hak yolda istikrarı temsil eden bir mecaz olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin burada somut bir uzuv üzerinden müminin tüm şahsiyetinin sarsılmazlığını ve davasındaki sebatını nitelediğini vurgular. Mustafa Öztürk, bu ifadenin askeri bir terminoloji olarak "mevziyi korumak, düşman karşısında gerilememek ve zafere kadar direnmek" anlamında kullanıldığını savunur. Sadık Kılıç, ayakların sabitlenmesinin insanın yeryüzündeki duruşunun (kıyamının) meşruiyetine ve sağlamlığına işaret ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla