Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kehf Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Kehf Sûresi, 30. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاًۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti innâ lâ nudî’u ecra men ahsene ‘amelâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar bilmelidirler ki, biz güzel iş yapanların ecrini asla zayi etmeyiz."

      İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar bilmelidirler ki, biz güzel iş yapanlarm ecrini asla zayi etmeyiz. Bazıları, âyetin başında yer alan 'dünya ve âhiret için yararlı iş yapanlar' meâlindeki cümleyi sonda, sonda yer alan 'güzel iş yapanlarm ecrini zayi etmeme' anlamındaki cümleyi de başta düşünerek (takdim ve tehir) anlamak gerektiğini söylemişlerdir. Bunların anlayışlarına göre Allah Teâlâ sanki şöyle söylemiş olmaktadır: Biz onların içinden güzel iş yapanların ecrini asla zayi etmeyiz, sonra da "iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar bilmelidirler ki onlara, içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır. Onlar orada ince ve kalın ipekli yeşil elbiseler giyecekler; altın bileziklerle bezenecekler; orada tahtların üzerine kurulacaklardır. Ne güzel bir karşılık, ne güzel bir konak!" Bazıları da iki cümle arasında takdim ve tehir yoktur, ifade Kur anda belirtildiği gibidir demişlerdir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: Onların içinden iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar bilmelidirler ki, biz güzel iş yapanların ecrini asla zayi etmeyiz. Devamında da kendilerine nelerin verileceği belirtilmiş ve "Onlara, içinden ırmaklar akan adn cennetleri vardır" denilmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, "e-m-n" (hemze-mim-nun) kökünün temelinde şüphe, korku ve ihanetin zıttı olan; mutlak güven, tasdik, sükûnet ve emanet manalarının bulunduğunu belirtir. İnsanın içsel bir kararla korkularından arınıp mutlak hakikate teslim olarak emniyet bulmasını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının sadece zihinsel veya dille yapılan bir onaylama olmadığını, kalbin şeksiz şüphesiz bir güvenle ilahi buyruklara bağlanması olduğunu açıklar. İmanın, kişiyi her türlü ontolojik kaygıdan kurtaran ve onu varlığın sahibiyle uyumlu hale getiren aktif bir yöneliş olduğunu tahlil eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambiliminde iman fiilinin, "küfür" (gerçeği örtmek) eyleminin karşısına yerleştirildiğini vurgular. Bu kelimenin, müşrik toplumun değerlerinden koparak evrenin yaratıcısına yönelen radikal bir zihniyet ve ahlak devrimini sembolize ettiğini belirtir.

        Amelû (عَمِلُوا) / Es-sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)

        İbn Fâris, "a-m-l" (ayın-mim-lam) kökünün bilinçli, iradi ve kasıtlı eylemleri kapsadığını; "s-l-h" (sad-lam-ha) kökünün ise bozukluğun, çürümenin ve dengesizliğin (fesad) tam karşıtı olan iyileştirme, onarma ve düzeltme manalarına geldiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "amel-i sâlih" (sâlihât) kavramını sadece namaz veya oruç gibi bireysel ritüeller olarak değil; dünyadaki fesadı ortadan kaldıran, adaleti tesis eden, eksiklikleri gideren ve insanın fıtratıyla uyumlu olan her türlü yapıcı/onarıcı davranış bütünü olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, iman ile salih amel kavramlarının Kur'an'da neredeyse birbirinden ayrılmaz (etle tırnak gibi) bir bütünlük oluşturduğunu tahlil eder. İman kalpteki tasdiktir; sâlih amel ise bu tasdikin dış dünyada ahlak, adalet ve iyilik olarak somutlaşmasıdır. Salih amel, imanın dış dünyadaki ontolojik ispatıdır.

        Nudîu (نُضِيعُ)

        İbn Fâris, "d-y-a" (dad-ye-ayın) kökünün asıl manasının, bir şeyin helak olması, boşa gitmesi, heba olması, kaybolması ve kıymetini yitirmesi olduğunu tespit eder. Emeğin veya nesnenin karşılıksız kalıp hiçliğe karışmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "idâa" (zayi etme) fiilinin olumsuz (nefy) kalıbıyla "lâ nudîu" (biz asla zayi etmeyiz/boşa çıkarmayız) şeklinde kullanılmasını, ilahi adaletin mutlak ve sarsılmaz garantisi olarak açıklar. Allah'ın, yapılan hiçbir sâlih ameli, ne kadar küçük olursa olsun, zamanın yıpratıcılığına veya unutulmaya terk etmeyeceğini dilbilimsel olarak kanıtlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin nefyedilmesini kozmolojik ve felsefi bir eksende okur. İnsanın en büyük korkusu, evrendeki çabalarının bir "kara deliğe" düşüp anlamsızlaşmasıdır (zayi olmasıdır). Kur'an, "Biz zayi etmeyiz" diyerek, evrende hiçbir ahlaki eylemin, hiçbir iyiliğin nedensellik zinciri içinde yok olup gitmeyeceğini; her eylemin ilahi arşive kaydedilerek ebediyet kazanacağını bildiren muazzam bir ontolojik güvence sunar.

        Ecra (أَجْرَ)

        İbn Fâris, "e-c-r" (hemze-cim-ra) kökünün temelinde, yapılan bir işe, çekilen bir sıkıntıya veya harcanan emeğe karşılık olarak verilen hak edilmiş bedel, ücret ve mükâfat manalarının yattığını belirtir. Kök, hakkın teslim edilmesi fikrini taşır.

        Râgıb el-İsfahânî, "ecir" kavramının sıradan bir hediye veya lütuf olmadığını; kulun kendi iradesiyle ortaya koyduğu "sâlih amelin" adalet terazisindeki tam karşılığı olduğunu açıklar. İnsanın ahlaki çabasının (amelinin) ilahi katmanlarda bir "alacağa" (ecre) dönüşmesini ifade eder.

        Ahsene (أَحْسَنَ)

        İbn Fâris, "h-s-n" (ha-sin-nun) kökünün göze, akla ve kalbe hoş gelen, içinde denge, güzellik ve mükemmellik barındıran her şeyi ifade ettiğini yineler. "Ahsene" fiilinin (if'al babı), bir işi sıradan bir şekilde yapmayı değil, ona estetik, ihlas ve kalite katarak en mükemmel formda icra etmeyi anlattığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" eyleminin, ameli sadece yasak savar gibi şeklen yerine getirmek değil, kalbin bütünüyle Allah'a yönelmesiyle eyleme ruh katmak olduğunu açıklar. "Kimin ameli daha güzeldir" bağlamında, niceliğin (çokluğun) değil, niteliğin (güzelliğin ve ihlasın) ilahi değerleme kriteri olduğunu vurgular.

        Dücane Cündioğlu, "ahsene amelâ" (ameli güzelleştiren/en güzel yapan) ifadesini ahlaki ve felsefi estetik üzerinden tahlil eder. Kur'an, sadece "yapanları" (fâilleri) değil, "güzel yapanları" (muhsinleri) yüceltir. İlahi rıza, eylemin çıplak ve mekanik icrasına değil; o eylemin içindeki sanata, zarafete, adanmışlığa ve ahlaki mükemmeliyetçiliğe (hüsne) verilir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X