فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 112. Ayet
Daralt
X
-
Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklannızı çok iyi görmektedir.
Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın! Allah başka bir yerde şöyle buyurmuştur: "işte bunun için sen çağrına devam et ve emrolunduğun gibi doğru çizgini sürdür". Bazıları şöyle dedi: Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol, mealindeki ayette geçen istikametten maksat, tevhittir; yani Rabb'ine varıncaya kadar tevhit üzere ol, demektedir. Başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır: "Rabb'imiz Allah'tır, deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar" ; yani Allah'a mülaki oluncaya kadar istikamet üzere olanlar ... Bazıları "Rabb'imiz Allah'tır, deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar" mealindeki ayete, "Rabb'imiz Allah'tır" sözünün gerektirdiği şekilde yaşayanlar manasını verdiler. Çünkü "Rabb'imiz Allah'tır" sözü, Allah'ın rubılbiyetini ikrar etmektir. Dolayısıyla o insan, şahsında ve bütün işlerinde rablığı ve ilahlığı sadece Allah'a tahsis eder, kendisine de O'na kul olmayı bırakır. En doğrusunu Allah bilir ya, burada zikretmiş olduğu istikamet, şahsında ve bütün işlerinde rablığı Allah'a vermesi, ulılhiyeti O'na tahsis etmesi, kendisinin de yapılması gerekenleri yapması, kaçınılması gerekenlerden kaçınması ve Allah'ın bütün emir ve yasaklarına uymasıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Dosdoğru ol! Bu söz, Hz. Peygambere peygamberliğini insanlara tebliğ etmesi konusunda söylenmiş olabilir. Sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol mealindeki beyan, iki anlama gelir. Birincisi, Sen, emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle birlikte iman edenler de emrolundukları gibi dosdoğru olsunlar! İkincisi, emrolunduğun çizgide hayatını sürdür. Ayette geçen "kema" (كَمَا) edatı, zikrettiğimiz bu iki anlama gelir: Emrolunduğun üzere ve emrolunduğun çizgide.
Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte; yani şirkten dönenlerle birlikte, onları da dilleriyle söyleyip ikrar ettikleri şey üzere dosdoğru olmaya çağır! Siz de azıp sapmayın! Bazıları şöyle söyledi: Buradaki "tuğyan'' (الطُّغْيَانُ) kelimesi, konulan sınırı tecavüz etmek anlamına gelir. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir mealindeki cümle de tehdit ifade eder.
Yorumu Yorumla
-
Festekim (فَاسْتَقِمْ)
Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, doğrulmak, dik durmak ve bir şeye nizam vermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istikamet" kavramının ifrat ve tefritten (aşırılıklardan) uzak durarak doğru yolda (tarîk-i müstakîm) sapmadan ve taviz vermeden yürümek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın etik sisteminde tevhid inancının pratik hayata yansıyan tavizsiz duruşu olarak tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin vahyin ağırlığını omuzlayan bir liderin, toplumsal ve siyasi baskılara karşı göstermesi gereken sarsılmaz teolojik dirence işaret ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, istikameti ontolojik bir "hizada duruş" olarak görür; varlığın ilahi hakikat ekseninden zerre kadar sapmamasıdır.
Umirte (أُمِرْتَ)
Kök: e-m-r. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "buyurmak ve bir işin yapılmasına hükmetmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "emr" kelimesinin irade sahibinin kendi otoritesini kullanarak bir eylemi kesin olarak talep etmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, edilgen (meçhul) yapının (emrolunduğun gibi) kullanılmasını; peygamberin kendi şahsi arzularından veya içtihadından değil, tamamen kendisini aşan mutlak bir "Aşkın Otorite"nin yönlendirmesi altında bulunduğunu sembolize eden teolojik bir mühür olarak tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin istikametin sınırlarını çizen hukuki bir çerçeve olduğunu vurgular; doğruluk ölçüsü salt akıl değil, vahyin doğrudan belirlediği hudutlardır.
Tâbe (تَابَ)
Kök: t-v-b. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dönmek ve rücu etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevbe" kavramını günahı çirkin görerek ondan vazgeçmek ve Allah'ın rızasına (itaate) geri dönmek olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Aramice/Süryanice "tûb" (dönmek/pişman olmak) köküyle linguistik paralellik taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, tevbe kavramını ontolojik bir "yön değişikliği" (conversion) olarak tahlil eder; bu, sadece ahlaki bir telafi değil, şirkin karanlığından tevhidin aydınlığına geçiş yapan bütünsel bir zihniyet devrimidir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, tövbeyi varlığın kendi aslına (fıtrata) rücu etmesi olarak görür.
Tatğav (تَطْغَوْا)
Kök: t-ğ-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "sınırı aşmak, haddi geçmek ve yükselmek" olduğunu belirtir; suyun taşması ve kabarması da bu kökle ifade edilir (tuğyan). Râgıb el-İsfahânî, "tuğyan" kavramının zulüm, inkar ve azgınlıkta sınırları fütursuzca aşmak olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal ağında tuğyan kelimesinin insanın Allah'a karşı "sahte bir kendine yeterlilik" (istiğna) duygusuyla hareket edip ilahi sınırları ihlal etmesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Aşırı gitmeyin/azmayın" uyarısının, dinde ifrata kaçmamak ve Allah'ın koyduğu hukuki/ahlaki sınırları ihlal etmemek şeklinde hem siyasi hem de teolojik bir denge (itidal) çağrısı olduğunu analiz eder.
Ta'melûne (تَعْمَلُونَ)
Kök: a-m-l. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir iş yapmak, ortaya eylem koymak ve gayret sarf etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kelimesinin refleksif bir hareketten ziyade, içinde kasıt, irade ve bilinç barındıran eylemler için kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantiğinde eylemin (amel), kalpteki teolojik tercihlerin dış dünyaya, pratik hayata ve toplumsal alana yansıyan somut ve şahitli tezahürleri olarak tahlil edildiğini belirtir.
Basîr (بَصِيرٌ)
Kök: b-s-r. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi görmek, idrak etmek, bilmek ve anlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "basîret" kavramının sadece gözün görmesi değil, kalbin ve aklın bir şeyin içyüzünü derinlemesine idrak etmesi olduğunu; Allah'a nispet edildiğinde ise hiçbir eylemin O'nun mutlak ilminden ve görüşünden saklanamaması manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın Basîr olmasını ontolojik bir "nüfuz ediş" olarak tahlil eder; O, varlığın hem zahirine hem de bâtınına nüfuz eden kuşatıcı bir nazardır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonunun "Basîr" ismiyle mühürlenmesini sarsıcı bir teolojik ihtar olarak analiz eder; istikamet emrine uyanlar ile tuğyan edenlerin tüm eylemleri ilahi gözetim altındadır ve bu mutlak görüş, er geç kusursuz bir adalet (karşılık) doğuracaktır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla