Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 46. Ayet

    اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Udḣulûhâ biselâmin âminîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Esenlikle, güvenle girin oraya!" (denecek).

      Bazıları güvenle girin beyanı hakkında şöyle dedi: "Dünyada evlere girerken yapmalarını emrettiği üzere cennete selâm vererek girin demektir. Nitekim yüce Allah: "Evlere girdiğinizde, Allah katından mübarek ve güzel bir selâmlama ile kendinize selâm verin" buyurmuştur. Yine Allah meleklerin kendilerine selâm verdiklerini haber vermiştir. Cennetin bekçileri onlara, "Selâm size! Hoş geldiniz" diyecekler. "Onlara İbrahim'in misafirlerini hatırlat. Onun yanına girip selâm vermişler, o da, "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişlerdi". Esenlikle, güvenle girin oraya cümlesi hakkında bazıları da şöyle dedi: Oraya selâmla girin, size hoş olmayan bir şey isabet etmez, ne bir korku ne de bir üzüntü sizi kederlendirmez. Nitekim Allah bunu başka bir âyette bize bildirmiştir: "Onlar üzerinde korku yoktur ve üzülmeyecekler de...​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Udkhulûhâ (ادْخُلُوهَا)

        Etimolojik kökeni "d-h-l" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin içine girmek, nüfuz etmek, dahil olmak, dışarıda olmanın (çıkmanın) zıddı" olduğunu belirtir. Emir kipi ve çoğul formuyla (udkhulû - girin), sonuna da cennet bahçelerini (cennât) işaret eden "hâ" (oraya/ona) zamiri eklenerek oluşturulan bu kelime, müttekilere (takva sahiplerine) yönelik doğrudan, ikram yüklü ve şereflendirici bir ilahi daveti ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "duhul" (giriş) kavramını incelerken, bu eylemin sıradan bir mekansal yer değiştirme olmadığını açıklar. İlahi otoritenin "girin" emri, aynı zamanda o mekana (cennete) girmeyi hak etmenin, o lütfa ehil olmanın tescilidir. Bu giriş, müttekilerin yeryüzündeki sürgünlerinin ve imtihanlarının bitip, ilahi rızanın mutlak dairesine "dahil olmalarını" temsil eder.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varoluşsal ve dramatik simetrisine dikkat çeker. Yaratılış sahnesinin başında İblis'e mutlak bir öfkeyle "çık git oradan" (fe-hruc minhâ) denilerek varlığın dışına atılmasına (sürgüne) karşılık; bu sahnede şeytanın ayartmalarına direnen takva sahiplerine "girin oraya" (udkhulûhâ) denilmesi muazzam bir ontolojik tamamlanıştır. "Çık" emri lanetin ve yurtsuzluğun, "gir" emri ise rahmetin ve asıl yurda dönüşün edebi/teolojik karşılığıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "oraya girin, dahil olun" anlamına gelen kelimenin, ayetin bağlamında Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından sakınan müminlerin, ahirette kendileri için hazırlanmış o eşsiz nimetler yurduna (cennet bahçelerine ve pınarlarına) ilahi bir müsaade ve hoşgeldin nidasıyla buyur edilmelerini kaydeder.

        Bi-selâmin (بِسَلَامٍ)

        Etimolojik kökeni "s-l-m" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "her türlü afetten, eksiklikten, hastalıktan ve tehlikeden beri/uzak olmak, esenlik, barış ve kurtuluş" olduğunu belirtir. Kelimenin başındaki "bi" (ile/birlikte) harf-i ceri, bu esenlik halinin cennete giriş eylemine sıkı sıkıya eşlik ettiğini, girişin bizatihi "selamet" elbisesi giyilerek yapıldığını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "selâm" kavramını maddi ve manevi tüm korkulardan, belalardan azade olmak olarak tanımlar. Ona göre "esenlikle/selametle girin" nidası, müttekilerin sadece bir mekana girmediklerini; meleklerin tebrikleri ve saygı duruşlarıyla, her türlü dünyevi yorgunluktan ve şeytani kirden arınmış mutlak bir "barış/huzur" psikolojisi içine girdiklerini gösterir.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik kökeni itibarıyla tüm Sami dillerinde (örneğin İbranice "şalom", Süryanice "şelâmâ") ortak ve çok köklü bir geçmişe sahip olduğunu kaydeder. Dini terminolojide "selam", Tanrı'nın huzurunda olma, savaştan/kaostan uzak mutlak sükunet ve kurtuluş anlamına gelir. Kur'an, eskatolojik saadet yurdunu (cenneti) bu evrensel "mutlak barış/esenlik" (selam) kelimesiyle niteler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik ve ontolojik sisteminde "selam" kelimesinin cennetin en karakteristik ve nihai vasfı olduğunu tahlil eder. Yeryüzü, şeytanın ayartmalarıyla (iğva) dolu bir çatışma, korku, imtihan ve kaos alanıdır. Cennet ise varlığın mutlak dengeye, sükunete ve ilahi uyuma kavuştuğu yerdir. İblis'in isyanıyla melekût aleminde başlayan o kozmik gerilim, müttekilerin cennete bu "selam" (esenlik) parolasıyla girmesiyle bütünüyle sönümlenir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin teolojik bağlamdaki psikolojik rahatlatıcılığına odaklanır. "Selametle girin" hitabı, dünya hayatının o yorucu, çileli takva mücadelesinin ve İblis ile olan o çetin varoluşsal savaşın nihayet kazanıldığının ilahi ilanıdır. Artık tehlike geçmiştir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "esenlik, barış, kurtuluş, tehlikelerden emin olma" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında cennete girişin hiçbir korku, kaygı veya tehlike barındırmadan, meleklerin esenlik dilekleriyle ve Allah'ın güvencesi altında kusursuz bir huzurla gerçekleşeceğini belirttiğini kaydeder.

        Âminîn (آمِنِينَ)

        Etimolojik kökeni "e-m-n" köküne dayanır.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kalbin mutmain olması, sükunet bulması, korku ve endişenin zıddı, güven duymak, emanet ve tasdik etmek" olduğunu belirtir. Çoğul ism-i fail (etken) formundaki bu kelime (emniyette olanlar/güvende olanlar), cennete girenlerin geçici bir hisse değil, kalıcı, sarsılmaz ve mutlak bir ontolojik güvenlik statüsüne kavuştuklarını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "emniyet" kavramını, nefsin her türlü tehditten, kaygıdan ve zarardan arınmış, tam bir sükunet ve huzur hali olarak tanımlar. İnsanın dünyadaki en büyük korkusu nimetin elinden gitmesi, ölüm veya hastalıktır. Cennetliklere "âminîn" (güven içinde olanlar) denilmesi, onlardan ölüm, çıkarılma, azap veya nimetin eksilmesi korkusunun sonsuza dek sökülüp atıldığını gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel ağında "iman" ile "emniyet" arasındaki o muazzam semantik ve teolojik bağı tahlil eder. Yeryüzünde Allah'ın görünmeyen vaadine "iman" (aynı kökten gelir) ederek O'na güvenen, teslim olan ve takvaya sarılanlar; ahirette bu güvenlerinin ontolojik karşılığı olan "emniyet" (âminîn) makamına erişirler. İman, dünyada kalbin emniyetidir; âminîn olmak ise ahirette bedenin ve ruhun mutlak emniyetidir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami boyutunu incelerken, bunun cehennemdeki durumla olan tezatına dikkat çeker. Cehennemdeki "azgınların" (ğâvîn) yaşayacağı o mutlak terör, dehşet, pişmanlık ve korku halinin tam zıddı; müttekilerin ilahi koruma altındaki bu sarsılmaz "güvenlik" (âminîn) statüsüdür. Burası, şeytanın hiçbir vesvesesinin sızamayacağı, kötülüğün kapıdan içeri giremeyeceği yegane mutlak güven alanıdır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "güvende olanlar, emniyet içinde bulunanlar, korkudan emin olanlar" anlamlarına gelen kelimenin, ayetin bağlamında takva sahiplerinin ahiret yurdunda azaba uğramaktan, sahip oldukları saadet ve nimetlerin bir gün son bulacağından veya oradan çıkarılmaktan yana hiçbir endişe taşımayacakları o sonsuz psikolojik ve ontolojik sükuneti nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X