يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Haşr Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: haşr suresi, haşr 18, haşr suresi 18. ayet, takva, ilahi haberdarlık, yarına hazırlık, allah, nefis, ilim, bilgi, iman, güven
-
"Ey iman edenler! Allah'a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! (Evet) Allaha itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır."
Ey iman edenler! Allah'a itaatsizlikten sakının! Herkes ... baksın. Cenâb-ı Hakk'ın Allah'a itaatsizlikten sakının. Bir köle ile efendisi arasındaki ilişkiden söz edildiğinde, mutlaka o ilişkiye dair bir şey zikredilmez. Meselâ; "Allah, takvå ile hareket edenlerin yanındadır" meâlindeki âyette, onlara destek olmak ve yardımcı olmak anlamında kendileriyle beraber olduğu anlatılmaktadır. "Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır" meâlindeki âyette de, dostluk ve başarılı kılmakta onlarla beraber olduğu anlatılmaktadır. İşte Allah'tan sakının! meâlindeki ilâhî buyruk da böyledir. Çünkü Allah'ın sakınanlarla beraber olduğu müddetçe, insanın yeniden Allah'tan korkması gerekmemektedir. Zira âyetin zahiri bunu gerektirmektedir. Tıpkı "doğrularla beraber olun" meâlindeki âyette doğruluk konusunda onlar gibi olun denildiği gibi. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyet-i kerimede bazı şeylerin söylenmemiş olduğu (ızmâr) ortaya çıkınca, âyete şu mânalardan biri verilmelidir: Ya yüce Allah'ın haklarını zayi etmekten sakının, O'nun sınırlarını aşmaktan ve yıkmaktan sakının, O'nun gazabından sakının, O'na muhalefetten sakının, yahut da Cenâb-ı Hakk'ın gazabını gerektiren sebeplerden sakının! "Takvå" kavramı ile O'nun emir ve yasaklarının kastedilmiş olması da muhtemeldir. Çünkü belirttiğimiz üzere "takva", yani "sakınma" lafzı mutlak olarak kullanıldığında, bununla Allah'ın emir ve yasakları kastedilir. Emre mukabil zikredilince de Allah'ın haramları ve yasakları akla gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Bu âyette emredilenleri yapan uhrevi sorumluluklardan kurtulur; çünkü insan, yapacağı bir şeyi meydana getirirken onu yarın için yaptığını kalbine hissettirirse yarın utanacağı veya üzüleceği şeyleri yapmaktan çekinir, aksine sevineceği şeyleri yapar. En doğrusunu Allah bilir. Ayetin, insanın yarın için hazırladığı şeylere dikkat etmesinin gerektiği anlamına da gelmesi mümkündür. Buna göre insan, yarın için hazırladığı şeylere dikkat etmesi gerektiğini hatırladığında, bu kendisini iki şeyden birine sevk eder: Ya yaptığı kötülüklere tövbe etmeye veya kendisine verilen güzelliklere şükretmeye. Bütün bunlar hayırda artış demektir; yapılması gereken de insanın bu konuda gafil olmamasıdır. En doğrusunu Allah bilir. Bu ilâhî beyan, kişi, yarına neyi göndermek istiyorsa bugün yapacağı fiilleri ona göre ayarlasın anlamına da gelebilir; şayet onun akıbeti helåke gidecekse ondan sakınır, kurtuluşa götürecekse onu yapar. En doğrusunu Allah bilir. Allah'a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! meâlindeki cümle, insanın yarın için hazırladığı şeyler üzerinde düşünmeyi terketmekten sakınması mânasına da gelebilir. En doğrusunu Allah bilir.
Aynı âyetin içinde Allah'a itaatsizlikten sakının anlamındaki cümlenin iki defa tekrar edilmesi, iki ihtimali akla getirmektedir: Birincisi, ilkin- de "Allah'ın emir ve yasaklarına muhalefetten sakının" mânası, ikincisinde "Allah'ın cezasından ve gazabından sakının" mânası kastedilmiş olmasıdır. İkincisi, konuşma sırasında uyarma anlamı taşıyan cümlenin desteklenmesi amacıyla tekrar edilmesi genel bir teâmül olduğundan aynı cümle tekrar edilmiş olabilir. Tıpkı "Bu size söylenenler, gerçek olmaktan çok çok uzak!" meâlindeki âyette ve "(Ey insan!) Acı sonun yaklaştıkça yaklaşıyor; evet o sana yaklaştıkça yaklaşıyor" meâlindeki âyette olduğu gibi. En doğrusunu Allah bilir. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır meâlindeki cümlede ise murakabeye ve fiili işlerken dikkatli olmaya teşvik anlamı vardır. Çünkü bir şeyi yaparken, işlediği günahlara ve yaklaştığı kötülüklere Cenâb-ı Hakkın muttali olduğunu bilen kişi, onu yapmaktan sakınır ve ondan uzak durur.
Ey iman edenler! Allah'a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! (Evet) Allah'a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. Bu beyan hakkında âlimler şöyle demiştir: Bu âyet dört açıdan uyarı ifade etmektedir. Biri, Allah'a itaatsizlikten sakının anlamındaki cümlede, ikincisi herkes, yarın için ne hazırladığına baksın meâlindeki cümlede, üçüncüsü, Allah'a itaatsizlikten sakının meâlindeki cümlede ve dördüncüsü Allah, yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır anlamındaki cümlede. Şimdi, bu tehditler, Ey iman edenler anlamındaki ifadeden sonra gelmekte, dolayısıyla müslümanları muhatap almaktadır; dolayısıyla müminler hakkında kullanılan tehdit ifadeleri, kâfirler hakkında kullanılandan daha fazla olmuştur. Şu kadar var ki Allah Teâlâ müminleri, kâfirler için hazırlamış olduğu şeyden korkutmaktadır, tâ ki kâfirler için hazırlamış olduğu azabı gerektiren fiilleri müminler yapmış olmasın. Bu aynen "kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının" meâlindeki âyette olduğu gibidir.
Sonra Cenâb-ı Hak âhireti çabuk geleceği için "yarın", dünyayı da çabuk yok olacağı için "dün" diye nitelemiştir. Tıpkı "biz dünyayı sanki dün yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş hale getiririz" meâlindeki âyette ifade edildiği üzere. Herkes kendi akıbetini düşünsün diye, Allah Teâlâ bu âyetle müminleri uyarıp öğüt veriyor. İnsan bir şeyi yaparken onu dünya için mi, âhiret için mi yapıyor? Herkes, kendisi boş yere mi, yoksa Cenâb-ı Hakkın zikrettiği gibi büyük bir dâva için mi yaratıldı? Bunları düşünsün diye...
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمَنُوا)
Kelimenin kökü olan e-m-n harfleri; güvenmek, emin olmak, tasdik etmek ve korkunun gitmesi anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde nefsin huzur bulması, kalbin yatışması ve her türlü şüphenin ortadan kalkması durumunun yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın salt bir dilsel ikrar olmadığını, asıl merkezin kalbin tasdiki olduğunu ifade eder; ayette "ey iman edenler" nidasının muhatabın taşıdığı bu içsel güvene ve verdikleri söze bir atıf olduğunu söyler. Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami dillerindeki kökenine inerek, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "haymânûthâ" (sadakat, sarsılmaz inanç) kelimesiyle derin bir etimolojik bağı olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal sisteminde "iman"ın durağan bir ruh hali değil, insanın tüm varoluşunu Yaratıcı'ya adaması ve bu tasdikin eyleme (salih amele) dönüşmesini gerektiren dinamik bir taahhüt olduğunu vurgular.
İttakû (اتَّقُوا)
Kelimenin kökünü oluşturan v-k-y harfleri; bir şeyi korumak, sakınmak ve tehlike ile kendi arasına bir siper koymak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün bir zarar gelmemesi için önlem almak ve bedeni veya ruhu muhafaza etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının dini literatürde nefsi günahlardan korumak ve ilahi azaba sebep olacak eylemlerden kaçınmak olduğunu, bu ayetteki emrin ise insanın iradesini sürekli bir teyakkuz halinde tutmasını istediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, takvanın sıradan bir "korku" olmadığını, Allah'ın yüceliği karşısında duyulan derin bir saygıdan doğan ahlaki bir uyanıklık ve yüksek bir sorumluluk bilinci olduğunu ifade eder.
Allah (اللَّهَ)
Kelimenin e-l-h kökünden türediği genel kabul görmektedir. İbn Fâris, bu kökün "kulluk edilen ve mutlak otorite olan varlık" manasını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin tüm ibadetlere layık, eşsiz ve tek Yaratıcı'yı nitelediğini, ayette takvanın yöneldiği ve eylemlerin hesabının verileceği nihai merci olarak zikredildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça içerisindeki gelişiminde Sami dillerindeki (özellikle Süryanice ve Aramicedeki) "Alaha" formunun etkili olduğunu, ancak Kur'an'ın bu ismi tüm beşeri kurgulardan arındırarak mutlaklaştırıp evrenselleştirdiğini savunur. Theodor Nöldeke, ismin kadim Sami dünyasındaki ortak ilah köküne dayandığını ve "el" takısı ile belirlilik kazanarak İslam vahyinin merkezine oturduğunu belirtir.
Tanzur (وَلْتَنْظُرْ)
Kelimenin kökü olan n-z-r harfleri; gözle bakmak, kalp ile idrak etmek, beklemek ve derinlemesine düşünmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye yönelerek onu algılamak ve kavramak yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "nazar" eyleminin sadece fiziksel bir gözlemi değil, olayların içyüzünü, sebeplerini ve sonuçlarını basiretle (kalp gözüyle) değerlendirmek olduğunu, ayetteki bağlamın kişinin kendi hayatını ve eylemlerini muhasebe etmesi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin tefekkür ile eşanlamlı bir derinliğe ulaştığını, insanın kendi ontolojik gerçekliğine ve geleceğine dışarıdan objektif bir gözlemci gibi bakmasını (özeleştiri) emrettiğini vurgular.
Nefs (نَفْسٌ)
Kelimenin kökü olan n-f-s harfleri; ruh, can, kan ve bir şeyin özü, hakikati anlamlarına gelir. İbn Fâris, nefsin bir canlının hayat kaynağı ve varlığının bizzat kendisi (zatı) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanın varlığını, iradesini ve tüm eylemlerinin merkezini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an antropolojisinde "nefs" kavramının insanın tüm psikolojik ve ahlaki sorumluluğunu yüklenen ana unsur olduğunu, ayetteki belirsiz (nekra) kullanımın ise "istisnasız her bir birey" anlamı taşıyarak kişisel sorumluluğun bireyselliğine dikkat çektiğini belirtir.
Kaddemet (قَدَّمَتْ)
Kelimenin kökünü oluşturan k-d-m harfleri; öne geçmek, bir şeyi önce yapmak ve ilerlemek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün "arka" kelimesinin zıttı olduğunu ve bir eylemin önceden, vakit varken gerçekleştirilmesini nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takdim" eyleminin dünyadayken ahiret için hazırlık yapmak, salih amelleri ölüm gelmeden önce adeta önden ahiret yurduna göndermek anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın zaman algısında insanın bugünü ile eskatolojik (ahiret) geleceği arasındaki nedensellik bağını kurduğunu, bugün yapılanın yarının inşası olduğunu vurgular.
Ğadin (غَدٍ)
Kelimenin kökü olan ğ-d-v harfleri; sabah vakti, günün erken saatleri ve ertesi gün anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün bugünden sonraki hemen ilk vakti ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğad" kelimesinin sözlük anlamının "yarın" olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi ahiret gününü (Kıyamet'i) nitelemek için kullandığını; bunun sebebinin ise ahiretin gerçekleşmesinin tıpkı bugünden sonra yarının gelmesi kadar kesin, kaçınılmaz ve zaman açısından son derece "yakın" olmasını vurgulamak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının zamanın izafiliğine dikkat çektiğini, ilahi takvimde ahiretin insan psikolojisindeki uzaklık algısının aksine hemen kapı eşiğinde bir "yarın" hükmünde olduğunu belirtir.
Habîrun (خَبِيرٌ)
Kelimenin kökü olan h-b-r harfleri; bilmek, bir şeyin gizli yönlerine vakıf olmak ve tecrübe etmek anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün sıradan bir bilgiden ziyade, bir şeyin derinliklerine sızan ve görünmeyen kısımlarını da idrak eden nüfuz edici bir bilgi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Habîr isminin, sadece eylemlerin dış görünüşünü değil, onların ardındaki niyetleri, oluşum süreçlerini ve en ince ayrıntılarını tam olarak bilen varlığı nitelediğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Allah'ın bu sıfatının ayetin sonunda vurgulanmasının, insanın "yarın için hazırladığı" hiçbir amelin, hiçbir gizli niyetin bu mutlak ve kuşatıcı bilgiden saklanamayacağını kesin bir dille teyit ettiğini ifade eder.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
Kelimenin a-m-l olan kökü; bir iş yapmak, çalışmak ve eylemde bulunmak anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün rastgele yapılan eylemleri değil, belirli bir kasıt, niyet ve çaba ile ortaya konan işleri tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel"in sadece fiziksel hareketlerden ibaret olmadığını, zihnin ve iradenin katılımıyla gerçekleşen şuurlu fiiller olduğunu, bu nedenle insanın sadece bilinçli tercihlerinin (amellerinin) hesabını vereceğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde amelin, insanın içsel dünyasının (imanının veya inkarının) dış dünyaya yansıyan somut tezahürü olduğunu ve insanın nihai kaderini belirleyen asli unsur olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla