Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hadid Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hadid Sûresi, 7. Ayet

    اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Âminû bi(A)llâhi ve rasûlihi ve enfikû mimmâ ce’alekum mustaḣlefîne fîh(i)(s) felleżîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah’a ve resûlüne iman edin; O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de harcayın. İçinizden iman edip böyle harcamada bulunanlara büyük mükâfat vardır.”

      Allah'a ve Resûlüne İman

      Allah’a ve resûlüne iman edin. Allah’a iman, O’nu her şeyin Rabb’i olarak kabul etmek, yaratmak ve emretmenin O’na ait olduğuna inanmaktır. Resûlüne iman da onun Allah’tan getirdiği her bilgiyi tasdik etmek, her sözü ve her fiili doğrulamak, onun doğruyu ve hakkı söylediğine inanmak ve onun kendisi tarafından değil Allah’ın emir ve yasaklamasıyla emredip yasak koyduğunu bilmektir. İşte Allah’a ve resûlüne iman budur.

      Allah Yolunda İnfak

      O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de harcayın. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Allah’ın, öncekilerden alıp size emanet olarak verdiği mallardan infak edin. Çünkü insanlar bu mallar konusunda birbirlerine halef-selef durumundadırlar. Allah Teâlâ sanki şunu söylüyor: Cenâb-ı Hakk’ın sizi halef kıldığı öncekilerin malından, sonrakiler size halef olmadan ve gecikmeden infak edin. Sizden öncekilerin infakı terk ettikleri gibi siz de öncekilere halef olarak sahip olduğunuz mallardan infakı terk etmeyin. Çünkü bu mal, sizin yaptığınız gibi infakı terk etmek için değil, aksine sadece infak etmek ve ondan yararlanmak için yaratılmıştır. En doğrusunu Allah bilir.

      İçinizden iman edip böyle harcamada bulunanlara büyük mükâfat vardır. Yani Allaha iman edip malını infak edenlere büyük mükâfat vardır. Burada Cenâb-ı Hakk’ın vâdetmiş olduğu büyük mükâfat, insanların hak ederek aldıkları karşılık değildir, Allah’ın lütfu ve ihsanıdır. Çünkü mal Allah’ındır, insanlar da O nun kullarıdır. Kulun, efendisi üzerinde ücret alma hakkı yoktur. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âminû (آمِنُوا)

        İbn Fâris, e-m-n kökünün güvenmek, emniyette olmak, korkunun ve şüphenin zıddı olarak bir şeyi tasdik etmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın kalbin kesin tasdiki ve mutlak güven duygusu olduğunu, ayetteki formunun emir kipiyle insanların Allah'a ve elçisine sarsılmaz bir bağlılığa davet edilmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, iman kavramının İslamiyet'le birlikte cahiliye dönemindeki kabile içi sosyal güvenlik anlamından çıkarılarak, insanın Yaratıcı'ya karşı duyduğu derin, ontolojik bir güvene ve teslimiyete evrildiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu çağrının sadece zihinsel veya soyut bir kabulden ibaret olmadığını, ayetin devamındaki "infak" (harcama) emriyle birleştiğinde imanın eyleme dönüşmesi, ispat edilmesi gereken aktif bir sadakat ve taahhüt olduğuna işaret ettiğini analiz eder.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün ibadet edilen ve kulluk yapılan varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının ibadete ve mutlak itaate layık yegane varlığı işaret ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice'deki "Alaha" formundan Arapçalaştığını ve kadim Sami geleneğindeki en yüce yaratıcı inancını yansıttığını savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ayette Allah isminin, iman edilecek ve emirlerine (infak gibi) kayıtsız şartsız boyun eğilecek nihai otorite ve yasa koyucu merci bağlamında zikredildiğini ifade eder.

        Resûl (رَسُولِهِ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün yumuşaklık, birbiri ardınca gelmek ve bir mesajla elçi göndermek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, resûl kelimesinin Allah'ın vahiy yoluyla bildirdiği mesajları, emir ve yasakları insanlara iletmek üzere özel olarak görevlendirdiği ve desteklediği kişi olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, bu terimin Sami dil ailesinde ortak köklere sahip olmakla birlikte, bilhassa kadim geleneklerdeki peygamberlik ve elçilik müessesesini tanımlayan Süryanice kelimelerle anlamsal bir paralellik ve tarihsel bir etkileşim barındırdığını ifade eder.

        Enfikû (وَأَنفِقُوا)

        İbn Fâris, n-f-k kökünün tükenmek, bitmek, bir şeyin elden çıkıp gitmesi ve tünel manalarına geldiğini; malı elden çıkarmak anlamındaki "infak" kavramının da bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, infakın genel anlamda harcama yapmak demek olduğunu, ancak Kur'ani bağlamda malı ve serveti sırf Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla, O'nun yolunda ve ihtiyaç sahipleri için elden çıkarmak şeklinde erdemli bir eyleme dönüştüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu, infak kavramının, Kur'an'ın cahiliye dönemindeki malı putlaştıran ve istifleyen (kenz) zihniyete karşı inşa ettiği sosyal adalet, diğerkâmlık ve cömertlik ahlakının en temel yapıtaşlarından biri olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, imandan hemen sonra zikredilen infak emrinin, kişinin sahip olduğu maddi imkanların aslında kendisine değil Allah'a ait olduğu bilinciyle hareket ederek bu emaneti doğru yere kanalize etme yükümlülüğünü vurguladığını analiz eder.

        Ce'alekum (جَعَلَكُم)

        İbn Fâris, c-a-l kökünün bir şeyi yaratmak, yapmak, bir durumdan başka bir duruma çevirmek ve tayin etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayette bu fiilin "tayin etmek, kılmak ve konumlandırmak" manasında kullanıldığını; Allah'ın insanı yeryüzündeki nimetler üzerinde geçici bir süreliğine tasarruf sahibi ve yönetici kıldığını ifade eden ontolojik bir statü tahsisi olduğunu detaylandırır.

        Mustahlefîn (مُّسْتَخْلَفِينَ)

        İbn Fâris, h-l-f kökünün birinin arkasından gelmek, geride kalmak ve birinin yerine geçerek ona halef olmak manalarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "istihlaf" kavramının birini kendi yerine vekil veya yönetici atamak demek olduğunu; ayette insanın mülkün gerçek sahibi ve mutlak hakimi (malik) değil, sadece Allah'ın vekili olarak o malları emaneten idare eden geçici halefler (idareciler) olduğuna dikkat çekildiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin Kur'an'daki "halife" (yeryüzünün halifesi) kavramıyla kopmaz bir anlamsal bütünlük içinde olduğunu; insanın varoluşsal sorumluluğunun mülkiyet hırsına kapılmak değil, sahip kılındığı şeylerde ilahi iradeye uygun bir emanetçi (istihlaf) bilinciyle hareket etmek olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki istihlaf vurgusunun, insandaki sınırsız sahip olma ve biriktirme tutkusunu kırarak, mal üzerindeki tasarruf hakkının yalnızca ilahi sınırlar ve infak yükümlülüğü çerçevesinde meşru olabileceğini gösteren güçlü bir ihtar olduğunu tahlil eder.

        Ecr (أَجْرٌ)

        İbn Fâris, e-c-r kökünün yapılan bir iş, hizmet veya eylem karşılığında verilen bedel, mükafat ve ücret manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dilde dünyevi ücretler için de kullanılan bu kelimenin, Kur'an bağlamında inananların yaptıkları salih amellere ve infak eylemlerine karşılık olarak Allah tarafından ahirette verilecek eşsiz sevap ve manevi karşılık anlamında kullanıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak dağarcığında bulunduğunu, Aramice "agra" formunun da sevap, mükafat ve ücret anlamlarında dini metinlerde sıkça yer aldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "ecr, ticaret, kar" gibi tüccar Mekke toplumunun aşina olduğu ticari terminolojiyi stratejik olarak kullanarak, iman edip malını paylaşmanın (infak) insan için ahiretteki en karlı ve mutlak kazançlı yatırım olduğunu çarpıcı bir dille anlattığını analiz eder.

        Kebîr (كَبِيرٌ)

        İbn Fâris, k-b-r kökünün hacimce, yaşça, makamca veya nitelik olarak büyüklük, yücelik ve azamet anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ecr" (mükafat) kelimesinin sıfatı olarak kullanılan "kebîr"in, ahirette verilecek karşılığın sıradan bir bedel olmadığını; niceliksel olarak eksilmezliğini, niteliksel olarak ise insan aklının ve tasavvurunun sınırlarını aşan muazzam bir değer ve büyüklükte olduğunu vurguladığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X