يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hac Sûresi, 77. Ayet
Daralt
X
-
Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki. Bu âyet, imanın faydalı işlerin tamamı değil, özel bir durum ve bir tek olgu olduğuna delildir ki o da tasdiktir. Çünkü Allah Teâlâ onlara iman edenler ismini veriyor, sonra rükû etmelerini, secdeye kapanmalarını ve faydalı işler yapmalarını emrediyor. Sebebine gelince bu âyete muhatap olanların tamamı, kime hitap edildiğini biliyorlardı. Eğer iman bütün faydalı işlerin tamamının adı olsaydı bu âyete muhatap olanların kimler olduğu bilinmezdi. Çünkü hiçbir kimse, bütün faydalı işleri yapmaya kadir değildir. Bu da bize imanın, mümini bilen kişi düzeyine çıkaran özel bir durum olduğunu göstermektedir. Çünkü bu âyete kimin muhatap olduğunu bilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
İbadetin Mahiyeti
Öte yandan Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapm meâlindeki beyanın, çeşitli mânalara gelmesi muhtemeldir. Birincisi: Rükûunuzu, secdenizi ve ibadetlerinizi Allah için yapınız. Bunları yaparken -gerek Mekkeli ve gerekse başka yerlerin ahalisinden olan kâfirlerin ibadetlerinde başkalarını, yani taptıkları putları ortak koştukları gibi- başkalarını Allah’a ortak koşmayın.
İkincisi: Rabb’inizin size ibadet diye öğrettiği davranışlarla ve vesilelerle O’na ibadet ediniz. Aynı şekilde size faydalı işler diye öğrettiği faydalı işleri yapınız.
Üçüncüsü: Ayakta durma, oturma, hareket ve hareketsizlik gibi bütün hallerinizi Allah’a ibadet kılınız, size mübah kılınan ve izin verilen geçiminiz için yaptığınız faaliyetleri de Allah’a ibadet kılınız.
Yukarıda sıraladığımız mânaların birincisi, Allah Teâlâ’nm bizzat nasla bildirerek ibadet kıldığı davranışlar özü itibariyle ibadettir. İkincisi, kulun niyetle ve kasıtla ibadet haline getirdiği davranışlardır. Böylece kul, bütün hallerinde ibadet yapan bir kul olur. Kulun, eda ettiği nafile namazlar, oruç ve başka şeylerin tümünde bir farzı eda ediyor gibi olması işte böylece üzerine yükümlülük olmaktadır. Kul bütün bunları Allah’ın nimetlerine şükür ve işlediği mâsiyetlere kefâret niyetiyle yapar. Bunların ikisi de gereklidir ve kulun üzerine bir yükümlülüktür. Kul eğer bunları yaparsa üzerine gerekli olan bir şeyi yapmış olur. En doğrusunu Allah bilir.
Kurtuluşa eresiniz. Bu beyanın zâhiri umut ifade etmektedir. Ama aslında daha önce belirttiğimiz gibi, bu bir gereklilik ifadesidir.
Müfessirlerin geneli Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin beyanını Rabb’inizi tevhit edin, birleyin, Kitap’ta sözü edilen bütün ibadetleri tevhit kıhn şeklinde açıklamışlardır. O zaman burada geçen “ibadet” kelimesi, şu İlâhî beyandaki gibi olur: “Ey iman edenler! Allah’a iman edin”. Buna göre yüce Allah sanki şöyle demiş olur: Ey iman edenler! Rabb’inizi tevhit edin!
Öte yandan Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabb’inize ibadet edin cümlesinin anlamı üzerinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları bu ifade tilâvet secdesinin vacip olduğuna dair bir delildir demişlerdir. Bir habere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Hac sûresi iki secde ile başka surelere üstün kıhnmıştır. Bu iki secdeyi yapmayacak olan o sûreyi okumasm”. Hz. Ömer’in de aynı şekilde bu sûreyi okuduğu zaman iki kez secde ettiği ve daha sonra da sözünü ettiğimiz sözleri söylediği rivayet edilmiştir. Bu hadisin tevili bize göre şöyledir: Rivayette geçen [iki secde] den maksat, namazın rüknü olan secde ile sûrenin başındaki tilâvet secdesidir. “Bu iki secdeyi yapmayacak olan o sûreyi okumasın.” Tilâvet secdesinin vacipliğinde aslolan Kur’ân’da Allah’a boyun eğmek için sözü edilen her secdenin tilâvet dolayısıyla vacip ve gerekli olduğudur. Buna karşılık namaz secdesi konusunda emredilen her secde âyetinde de onu okumakla tilâvet secdesi gerekmez. Netice olarak Rükû edin, secdeye kapanın anlamına gelen âyetteki emir, namaz secdesi emridir başka bir şey değildir. Dolayısıyla o âyeti okuyana tilâvet secdesi gerekmez. En doğrusunu Allah bilir.
Rükû edin, secdeye kapanın emrine bazıları şu anlamı vermiştir: Allah için namaz kılın. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: Onlara Allah’ın huzurunda eğilin denildiğinde eğilmezleri. Çünkü örnek âyeti [onlara] namaz kılın [denildiği zaman] kılmazlar şeklinde açıklamışlardır. Katâde ise bu beyan hakkında şöyle demiştir: Rükû edin, secdeye kapanın. Rükûsuz namaz olmaz. Bazı kavimler birtakım bidatler uydurmuşlardır. Yüz secde ediyorlar ama bir kez rükû etmiyorlar. Şöyle deniliyordu: Üç şey vardır ki bunları insanlar uydurmuşlardır. Duada elleri kaldırmak, dua esnasında sesini yükseltmek ve (rükû etmeyip) secde ile yetinmek. Ebû Hureyre de “Hiçbir secde rükûsuz uygun değildir” demiştir.
Yorumu Yorumla
-
el-Lezîne (الَّذِينَ)
Etimolojik olarak Arapça "l-z" (لذ) köküyle bağlantılı olan bir ism-i mevsuldür (ilgi zamiri). İbn Fâris, bu kelimenin belirli bir grubu nitelemek, onları bir eylemle veya sıfatla tanımlayarak diğerlerinden ayırmak amacıyla kullanıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik ve teolojik inşasında bu zamirin muazzam bir ayrıştırıcı (demarkasyon) işlevi gördüğünü vurgular. Izutsu'ya göre "ellezîne" zamiri, kabilevi kan bağlarının ötesinde, tamamen ortak bir inanç ve eylem etrafında birleşmiş yeni bir toplumsal sınıfı (inananları) işaretleyerek onları inkar edenlerden (keferû) ontolojik olarak ayırır.
Âmenû (آمَنُوا)
Kelimenin kökeni, Arapça "e-m-n" (أمن) harflerine dayanmaktadır ve mazi (geçmiş zaman) formunda bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "korku, endişe ve paniğin zıddı olarak sükunet bulmak, kalbin yatışması, güvenmek ve emniyette olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının salt zihinsel bir tasdik olmadığını; kişinin mutlak otoriteye (Allah'a) güvenerek ruhsal bir güvenlik alanına (emniyete) girmesi, kendisini varoluşsal tehlikelerden koruması olduğunu açıklar. Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi boyutuna değinerek; imanın körü körüne bir inanç (fideizm) değil, insanın evrendeki savrulmuşluğuna ve hiçlik korkusuna karşı bulduğu en sarsılmaz ontolojik "çapa" ve sığınak olduğunu ifade eder.
İrkeû (ارْكَعُوا)
Bu fiil, Arapça "r-k-a" (ركع) kökünden türeyen bir emir kipidir. İbn Fâris, bu kökün temel ve en somut anlamının "öne doğru eğilmek, bükülmek, başı aşağı indirmek ve alçalmak" olduğunu belirtir. Yaşlılıktan beli bükülen insanlara da etimolojik olarak bu kökten dolayı isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, "rüku" eyleminin hem namazdaki o spesifik fiziksel eğilmeyi hem de mecazi anlamda kibrini kırıp Allah'ın emri karşısında saygıyla alçalmayı (tevazuu) ifade ettiğini açıklar. Patricia Crone, Geç Antik Çağ Arap toplumunun sosyolojisini incelerken bu eylemin yarattığı kültürel şoka odaklanır. Crone'a göre bedevi kültürü, dik başlılığı, kimseye boyun eğmemeyi ve fiziksel olarak başı dik tutmayı en büyük erdem (şeref) sayıyordu. Kur'an, "irkeû" (eğilin/rüku edin) emriyle bu bedevi kibrini bedensel bir pratik üzerinden kırarak, mutlak otorite karşısında siyasi, teolojik ve fiziksel bir boyun eğişin (teslimiyetin) provasını yaptırır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetteki eylemlerin sıralanışına (rüku, secde, ibadet) dikkat çekerek; rükunun, mutlak zillet olan secdeye gitmeden önceki ilk bedensel ve psikolojik "kırılma/eğilme" aşaması olduğunu belirtir.
Vescüdû (وَاسْجُدُوا)
Kelimenin kökü, Arapça "s-c-d" (سجد) harflerine dayanmaktadır ve bir emir fiilidir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "alçalmak, tevazu göstermek, başı eğmek ve alın ile yere kapanmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sücud" kavramının itaatin, zilletin ve mutlak otoriteye karşı küçülmenin ulaştığı en son, en uç fiziki nokta olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin evrimini inceleyerek; Aramice ve Süryanicedeki "sgêd" (tapınmak, yere kapanmak, bir krala saygı sunmak) kelimesinden Arapçaya geçtiğini ve Semitik dil havzasında itaatin en evrensel ifadesi olduğunu kanıtlar. Toshihiko Izutsu, Cahiliye ahlakı ile Kur'an arasındaki en keskin çatışmalardan birinin bu kelime etrafında yaşandığını vurgular. Izutsu'ya göre pagan bir Arap için alnını toza toprağa bulamak (secde), şerefinin ve onurunun (mürüvvetinin) ayaklar altına alınması, mutlak bir rezaletti. Kur'an, bu "rezaleti" alır ve onu sadece Allah'a yöneltildiğinde insanın ulaşabileceği en yüce ontolojik şeref ve mirac noktasına dönüştürür.
Va'büdû (وَاعْبُدُوا)
Etimolojik olarak Arapça "a-b-d" (عبد) kökünden türeyen emir formundadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "boyun eğmek, itaat etmek, yumuşaklık ve zillet" olduğunu belirtir. Üzerinde yürüne yürüne ezilmiş, yumuşamış ve pürüzsüzleşmiş yola "tarîk-i muabbed" denilmesi bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramının sıradan bir saygı olmadığını; insanın kendi hiçliğini ve acizliğini idrak ederek mutlak yaratıcıya karşı gösterdiği en derin varoluşsal teslimiyet olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki kavramsal genişlemeye dikkat çeker. Öztürk'e göre, rüku ve secde gibi spesifik fiziksel ritüeller emredildikten hemen sonra "va'büdû" (ibadet edin/kulluk yapın) emrinin gelmesi; dinin sadece camiye veya namaz halısına hapsedilmiş şekilsel hareketler dizisi olmadığını, insanın tüm nefes alışverişini, ahlakını ve hayatını kapsayan evrensel bir "kulluk" (ubudiyet) paradigması olduğunu mühürler.
Rabbeküm (رَبَّكُمْ)
Kelimenin kökeni, Arapça "r-b-b" (ربب) harflerine dayanmaktadır ve sonuna muhatap çoğul zamiri (küm/sizin) bitişmiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyi ıslah etmek, düzeltmek, beslemek, büyütmek ve bir şeyin mutlak maliki olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının sıradan bir efendilik/sahiplik olmadığını; bir varlığı ilk halinden (yokluktan) alıp, onu aşama aşama, büyük bir özenle kendi olgunluğuna ve kemaline ulaştırana kadar terbiye eden, koruyup gözeten mutlak otorite olduğunu açıklar. Angelika Neuwirth, ayetin hitap stratejisine odaklanır. Rükû, secde ve kulluk gibi insana ontolojik ağırlık ve zillet yükleyen sert emirlerin hemen peşine "Allah" ismi yerine "Rabb" (Terbiye edici/Besleyici) isminin getirilmesi, bu emirlerin zorba bir diktatörün talepleri olmadığını; aksine insanı şefkatle büyüten, eğiten ve kemale erdiren o merhametli "Rabb'in" sevgi ve gelişim dolu reçetesi olduğunu gösteren kusursuz bir teolojik dengedir.
Vef'alû (وَافْعَلُوا)
Bu fiil, Arapça "f-a-l" (فعل) kökünden türeyen bir emir kipidir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işi meydana getirmek, icat etmek, bir eylemi gerçekleştirmek ve hareket" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kavramının insanın niyetli veya niyetsiz olarak ürettiği tüm hareketleri ve davranışları kapsadığını aktarır. Dücane Cündioğlu, "kulluk edin" (va'büdû) emrinden sonra "yapın/eyleme geçin" (vef'alû) emrinin gelmesindeki felsefi ayrıma değinir. Cündioğlu'na göre ibadet (ubudiyet) daha çok dikey, Allah ile kul arasındaki içsel ve ritüelistik bağı temsil ederken; "fiil" (yapmak/etmek) yatay, insanın yeryüzündeki diğer varlıklarla, toplumla ve tarihle kurduğu dinamik, üretken ve dönüştürücü pratikliği temsil eder. İslam sadece boyun eğen (secde) pasif bir ruh hali değil, yeryüzünü imar eden aktif bir "eylem" (fiil) dinidir.
el-Hayra (الْخَيْرَ)
Etimolojik olarak Arapça "h-y-r" (خير) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeye meyl etmek, onu seçmek, tercih etmek, faydalı bulmak ve şerrin mutlak zıddı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hayr" kavramının, akıl, fıtrat ve ilahi vahiy tarafından güzel, kârlı ve faydalı bulunan, insanı kemale ulaştıran evrensel iyiliklerin tamamı olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin kurgusundaki o muazzam ahlaki ve fıkhî bütünselliğe dikkat çeker. Kılıç'a göre "hayrı yapın" (vef'alül hayra) emri; rüku, secde ve ibadet ile inşa edilen o teolojik dindarlığın, sokağa, pazara ve topluma taştığında "evrensel ahlaka ve iyiliğe" dönüşmek zorunda olduğunu gösterir. Sadece secde edip toplumsal hayrı üretmeyen bir dindarlık, Kur'an'ın öngördüğü bütünsel (holistik) eylem planında eksik kalmış bir fıtrat ihlalidir.
Lealleküm (لَعَلَّكُمْ)
Kelimenin kökü, Arapçada umut, beklenti ve gerekçe bildiren "lealle" (لعل) edatına dayanmaktadır. İbn Fâris, bu edatın "bir şeyin olmasını umut etmek, beklemek ve sebep" bildirdiğini aktarır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu kelimenin teolojik bağlamdaki hassasiyetine değinir. "Lealle" edatı insan için kullanıldığında "belki/umarım" gibi bir şüphe ve belirsizlik içerir; ancak Allah'a nispet edildiğinde (Kur'an'da geçtiğinde) bu belirsizlik ortadan kalkar. İlahi kelamdaki "lealleküm", Allah'ın bir sonucu umut etmesi değil; "Böyle yapın ki, şu hedefe ulaşacak donanıma/sebebe sahip olasınız" şeklinde işleyen mutlak bir ontolojik nedensellik ve ilahi yasa bildirisidir.
Tüflihûn (تُفْلِحُونَ)
Etimolojik olarak Arapça "f-l-h" (فلح) kökünden, if'al babında türeyen muzari bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün en somut ve asıl anlamının "yarmak, ikiye ayırmak, toprağı sürmek ve tohum ekmek için yeri çatlatmak" olduğunu belirtir. Çiftçiye toprağı yardığı için "fellah" denilmesi bu yüzdendir. Râgıb el-İsfahânî, "felah" kavramının; insanın önündeki zorlukları, engelleri ve karanlıkları "yarıp geçerek" nihai kurtuluşa, mutluluğa ve başarıya ulaşması olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı bu muazzam tarımsal metafordan yola çıkarak ayetin kapanışındaki (fasıla) estetik zirveyi analiz eder. Bintü'ş-Şâtı'ya göre; tıpkı bir çiftçinin zorluğa katlanıp toprağı sürmesi, yarması ve sonunda ekinin filizlenip neşeli bir hasada (felah) dönüşmesi gibi; inanan insan da rükuyla, secdeyle, nefsiyle ettiği mücadeleyle ve yeryüzünde işlediği hayırlarla adeta kendi varlığının katı toprağını sürer, yarar. Ayetin sonunda vadedilen kurtuluş (tüflihûn), bu yorucu bedensel ve ahlaki ekinin ahiretteki o sarsılmaz, ebedi ve neşeli varoluşsal hasadıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla