اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hac Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Allah, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
Allah, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah dilediğini yapar. Mûtezile, bu ve bunu izleyen 16. âyetteki “Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir” meâlindeki beyanı yalanlamaktadır. Çünkü onlar diyorlar ki: Allah Teâlâ bütün yaratıkların iman etmesini istemiş ama sonra da bunu gerçekleştirmemiştir. Bütün iyiliklerin hayata geçmesini ve kötülüklerden vazgeçilmesini istemiş sonra da dilediğini yerine getirememiştir. Mûtezile mensupları devamla şöyle derler; Allah Teâlâ’nm kulların fiillerini yaratması ve onları yönetmesi söz konusu değildir. Onların bu görüşlerine göre Allah Teâlâ istediği binlerce şeyden birisini bile yerine getirememiştir. Sonra onlar şöyle derler: Cenâb-ı Hak, bütün yaratıkların hidâyete ermesini istemiş, fakat onlar hidâyete ermemişlerdir. Halbuki O, dilediğini hidâyete erdireceğini haber veriyor. MûtezUe şöyle diyor: Allah bütün mahlûkatın hidâyete ermesini istiyor ama onların tümü hidâyete ermiş değildir. Biz ise şöyle diyoruz: Allah kimi hidâyete erdirmek isterse erdirir ve o da hidâyeti benimser. Allah yapmak istediğini yapar. O “Rabb’in gerçekten istediğini yapar” meâlindeki beyanıyla bunu haber vermektedir. Cenâb-ı Hak burada dilediğini yaptığını bildirmektedir. Mûtezile’nin söyledikleri şu iki ihtimalden birisine girer: Ya Allah Teâlâ söz verip sözünden dönmektedir ya da sözünde ve verdiği haberde yalan söylemektedir. Sözde aşırı gitmekten Allah’a sığınırız.
Yorumu Yorumla
-
Âmenû (آمَنُوا)
Kelimenin kökü Arapça e-m-n (أمن) harflerine dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının nefsin yatışması, korkunun gitmesi ve güven duyulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının hem kalbin tasdiki hem de dilin ikrarı olduğunu; ancak asıl etimolojik ruhun "eman" (güven) vermek ve güven bulmak olduğunu aktarır. İsfahânî'ye göre bu ayetteki "âmenû", bir önceki ayetlerde tasvir edilen "kıyıda/uçta" (harf) duran kaypak inancın tam zıddı olarak, kökleri kalbe sağlamca yerleşmiş, sarsılmaz bir güven ve teslimiyet halini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç semantiğinde iman kavramını incelerken, bunun sadece zihinsel bir kabul değil, Allah ile kul arasında kurulan ve kişiye ontolojik bir emniyet sağlayan en üst düzey "velayet" ilişkisi olduğunu vurgular. Izutsu'ya göre iman, kişinin varoluşsal kaygılarından arınıp mutlak hakikate demir atmasıdır. Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Cahiliye dönemindeki "söz verme/ahitleşme" anlamından Kur'ani bir terim olarak "ilahi mesaja kayıtsız şartsız güvenme"ye evrilişini detaylandırır.
Amilû (عَمِلُوا)
Kelime, a-m-l (عمل) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün her türlü iş, eylem ve hareket anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Arapçada "fiil" ile "amel" arasındaki ince farka dikkat çeker. İsfahânî'ye göre "fiil", bir canlıdan sadır olan herhangi bir harekettir (refleks dahil); ancak "amel", bir amaç doğrultusunda, akıl ve irade kullanılarak, süreklilik arz eden bilinçli eylemdir. Ayette imandan hemen sonra gelmesi, İslam düşüncesindeki "iman-amel" bütünlüğünü etimolojik olarak pekiştirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu kelimeyi seçerek inancı soyut bir iddiadan çıkarıp, onu somut, üretken ve toplumsal karşılığı olan bir "işleyişe" dönüştürdüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, "amel" kelimesinin kişinin karakterini ve ahiretteki konumunu inşa eden yapısal bir eylem olduğunu, tesadüfi hareketlerden ayrıldığını vurgular.
es-Sâlihâti (الصَّالِحَاتِ)
Etimolojik olarak s-l-h (صلح) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının fesadın (bozulmanın) zıddı olan düzelme, uygun olma, yararlı olma ve bütünlüğü koruma olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salih" kavramının bir şeyin hem kendi doğasına hem de dış dünyaya faydalı, uyumlu ve dengeli olması anlamına geldiğini aktarır. Ayette "amel" kelimesinin sıfatı olarak gelen "sâlihât", yapılan işin sadece "niyet" olarak değil, "biçim ve sonuç" olarak da yapıcı, onarıcı ve ilahi rızaya uygun olması gerektiğini gösterir. Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki "sulh" (barış/denge) vurgusuna dikkat çekerek, salih amelin insanın kendi fıtratıyla, toplumla ve yaratıcısıyla kurduğu "barışçıl ve dengeli" ilişkinin pratik dışa vurumu olduğunu analiz eder. Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu kelimenin Kur'an'da genellikle çoğul formda kullanılmasının, iyiliğin tek bir eyleme hapsedilemeyecek kadar geniş bir çeşitliliğe ve sürekliliğe sahip olduğunu imlediğini belirtir.
Cennâtin (جَنَّاتٍ)
Kelime, c-n-n (جنن) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak olduğunu belirtir (cin, cenin ve can kavramları da bu örtülülükten gelir). Râgıb el-İsfahânî, sık ağaçlı olması sebebiyle toprağı gölgesiyle örten bahçelere bu sebeple "cennet" dendiğini açıklar. Kur'an terminolojisinde ise bu kelime, ahiretteki ebedi saadet yurdunun özel ismidir. Arthur Jeffery, kelimenin eskatolojik bir terim olarak kullanımında İbranice (gan) ve Süryanice (ginthâ) ile olan kavramsal akrabalığına değinir. Jeffery'ye göre "bahçe" imgesi, tüm Sami dillerinde huzur ve refahın en yüksek sembolüdür. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın çöl atmosferinde nazil olduğunu hatırlatarak, "cennet" kelimesinin müşrik zihnindeki kuraklık ve mahrumiyet algısına karşı, suyun ve yeşilliğin (hayatın) bolluğunu temsil eden devrimci bir ödül metaforu olduğunu vurgular.
Tecrî (تَجْرِي)
Bu fiil, c-r-y (جري) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, kelimenin asıl anlamının suyun akması, geminin yüzmesi ve hızlı hareket etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin canlılık, süreklilik ve dinamizm ifade ettiğini aktarır. Ayette suların (enhar) cennetin altından "akması", o mekanın durağan olmadığını, sürekli yenilenen bir hayat enerjisine sahip olduğunu gösterir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvirinde "akış" (cereyan) eyleminin, okuyucunun zihninde serinlik, ses ve hareket üzerinden oluşturduğu o eşsiz huzur tablosuna dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu akışın sadece fiziksel suyla sınırlı olmadığını, cennet ehli için zamanın ve nimetlerin de hiç tükenmeyen bir akış içinde sunulacağını etimolojik bir incelikle analiz eder.
el-Enhâru (الْأَنْهَارُ)
Kelime, n-h-r (نهر) kökünden türeyen "nehr" isminin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının genişlik, bolluk ve bir şeyi yarmak/açmak olduğunu belirtir. Akarsuyun yatağını yararak geniş bir şekilde akması sebebiyle bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, nehrin sadece su kütlesi değil, aynı zamanda bereket ve süreklilik simgesi olduğunu açıklar. Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an'da cennet tasvirlerinin ayrılmaz bir parçası olan "nehirler" vurgusunun, Arap yarımadasındaki kısıtlı su kaynakları bağlamında, ilahi ödülün sınırsızlığını ve ferahlığını temsil eden en somut dilsel imge olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, "nehirlerin altından akması" ifadesinin Geç Antik Çağ dini edebiyatındaki teolojik ve estetik izdüşümlerine değinerek, Kur'an'ın bu imgeyi tevhidi bir ödül sisteminin merkezine yerleştirdiğini savunur.
Yef'alü (يَفْعَلُ)
Etimolojik olarak f-a-l (فعل) kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün her türlü iş ve eylem anlamına geldiğini; ancak "amel"den farklı olarak, daha genel, anlık veya iradeli-iradesiz tüm oluşları kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun mutlak yaratma gücünü, dilemesini hiçbir engel olmaksızın anında gerçekleştirmesini ifade ettiğini vurgular. Ayetin sonunda "Allah dilediğini yapar" (yef'alü mâ yürîd) şeklinde gelmesi, ilahi iradenin önünde hiçbir beşeri veya kozmik engel bulunmadığını gösterir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Allah'ın mutlak "fail" oluşunu, yani evrendeki yegane gerçek etki sahibi olduğunu dilbilimsel olarak mühürlediğini ifade eder.
Yürîdu (يُرِيدُ)
Bu fiil, r-v-d (رود) kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının bir şeyi aramak, istemek, bir yere gidip gelmek ve bir şeyi hedeflemek olduğunu belirtir. "İrade" kelimesi de buradan gelir. Râgıb el-İsfahânî, iradenin nefsin bir şeye meyletmesi ve onu seçmesi olduğunu; ancak Allah hakkında kullanıldığında, O'nun bir şeyi hikmetine uygun olarak belirlemesi ve gerçekleştirmesi anlamına geldiğini detaylandırır. Dücane Cündioğlu, kelimenin kökündeki "arayış ve yönelim" anlamının Allah'a nispet edildiğinde "mutlak karar ve takdir"e dönüştüğünü vurgular. Ayette "yef'alü" (yapar) ve "yürîdu" (diler) kelimelerinin yan yana gelmesi, ilahi planda "istemek" ile "yapmak" arasında hiçbir zaman ve imkan farkı olmadığını, iradenin anında eyleme dönüştüğünü (ol der ve olur) etimolojik bir kesinlikle açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla