لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحاً قَر۪يباً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 27. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: tıraş olma, fetih suresi 27. ayet, fetih suresi, sadık rüya, mescidi haram, güven, yakın fetih, fetih 27, allah, hak, secde, haram, ilim, bilgi
-
"Allah, resûlüne gerçeğe uygun rüyasında doğruyu bildirmiştir. Allah izin verirse hiçbir şeyden korkmaksızın, (umrenizi yaptıktan sonra) ya saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek, güven duygusu içinde Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir ve bundan başka hemen gerçekleşecek bir fethi de takdir buyurmuştur."
Allah, resûlüne gerçeğe uygun rüyasında doğruyu bildirmiştir. Müfessirler şöyle derler: Allah, resûlüne rüyasında gerçeği göstermiştir. Yani Allah, resûlüne göstermiş olduğu rüyayı gerçekleştirmiştir, o rüyanın gerçekleşmesini ihmal etmemiştir. Bu cümle, Allah, insanlara verdiği haberde peygamberini onların nazarında doğru çıkarmıştır mânasına da gelebilir, yani o bu konuda gerçeği görmüştür. İlk yorum daha uygun gibidir.
Allah izin verirse hiçbir şeyden korkmaksızın, güven duygusu içinde Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz. Bu âyet-i kerîme iki mânaya gelir. Birincisi, her ne kadar cümle haber gibi ise de emir mânasına gelebilir, yani Mescid-i Haram'a girin! Nitekim İbrahim aleyhisselâm da "Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm" demiş, sonra da Allah Teâlânın âyette belirttiği gibi "Babacığım! Sana buyrulanı yap" demiştir. Bu âyet, İbrahim aleyhisselâmın rüyasında görmüş olduğu oğlunu kurban etmesi, fiilinin ilâhî bir emir olduğuna, onun bunu yapmakla emrolunduğuna işaret eder. Bu yoruma göre yukarıda geçen Hz. Peygamber'in rüyasının hemen arkasından "inşallah" (إن شاء الله) istisna edatının zikredilmesi, sanki şunu ifade etmektedir: Saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek Mescid-i Harama girmenizi Allah, kendinizi güvende hissettiğiniz zaman dilemiştir, şayet kendinizi güvende hissetmezseniz, Allah sizin oraya girmenizi dilememiştir. En doğrusunu Allah bilir. Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz ilâhî kelâmı, vâd anlamına da gelebilir. Bu durumda âyetteki istisna edatı iki mânaya gelir. Birincisi, teberrük ve lütuf mânasına gelir, nitekim bir iş yapılırken bereket bekleyerek Allahın adıyla başlanır. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, herkes için kendi şahsı ile alakalı olarak emir mânasına gelir; birine bir şeyi yapacağını haber verdiğinde inşallah demesi emredildiği gibi insan başka birine şuraya gireceğini haber verdiğinde de inşallah der. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "İnşallah demeden, hiçbir şey için şu işi yarın yapacağım, deme!" Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz ilâhî kelâmımdaki vâd, her ne kadar zâhirde geneli ifade ediyorsa da inşallah sözü ile bazı kişiler için istisna mânası murat edilmiş de olabilir; belki de Hudeybiye seferine katılan herkes değil, bazıları kastedilmiştir, çünkü bu sefere katılanlardan bazıları Mescid-i Haram'a giriş zamanına kadar ölmüş olabilirler. Buna göre sefere katılanların hepsi murat edilmemiş demektir. Bu durumda Resûlullahın (s.a.) vâdettiği olayda bir tutarsızlık olmasın diye âyette inşallah diye bir istisna getirilmiştir. Sonra Cenâb-ı Hakk'ın âyette Resûlullah'ın (s.a.) rüyasından söz etmesi ve onun mutlaka gerçekleşeceğini haber vermesi, muhtemelen Mescid-i Haram'a girmenin, onun arkasından gerçekleşeceğini ifade eder. Şayet durum böyle ise o zaman Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz cümlesi, o rüyanın yorumu olur; sözü edilen rüyanın da başka bir zamanda gösterilmiş olması mümkündür. Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz ilâhî kelâmı, Allah'tan gelen vâdin ve emrin başlangıcıdır. "Sana gösterdiğimiz o rüyayı, sadece insanları sınamak için meydana getirdik" meâlindeki âyet-i kerîme de aynıdır. Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz meâlindeki âyette söylediği ile az önce kaydettiğimiz âyette söylediği, muhtemelen aynı haberdir. Bundan başka haberlerin kastedilmiş olması da mümkündür. Neticede Cenâb-ı Hak onu tahakkuk ettireceğini haber vermiş ve Hz. Peygamber'in gördüğü rüyayı doğrulamıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek... Cenâb-ı Hak müslümanların tıraş olarak veya saçlarını kısaltarak Mescid-i Haram'a gireceklerini haber vermektedir. Sonra bu ifade, iki şekilde yorumlanır. Birincisi, ihrama girmenin başlangıcını ifade eder; ihrama giren kişi, koku sürünmek, ihram elbisesini giyinmek, saçlarını kazıtmak ve kısaltımak gibi şeylerle ihrama gireceği sırada süslenir. İkincisi, Allah müminlerin Mescid-i Haram'a süslenmiş oldukları halde ve kafirlerden güven içinde olarak gireceklerini haber vermektedir. Eğer bu yorum doğru ise o zaman maksat elbise, koku ve benzeri vasıtalarla süslenmektir. Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) umre yapıyordu ve ona kazâ umresi adı verilmişti. Çünkü daha önce Hudeybiye'de Mekke'ye girmesi engellenmişti ve buna işte o umrenin adı verilmişti. Eğer hac yapıyor idiyse, o zaman Mescid-i Haram'a muhakkak gireceksiniz cümlesi, Minadan döndükten sonra ziyaret tavafını yapımaları ve bu sırada tıraş olmaları ve saçlarını kısaltmaları mânasını ifade eder. En doğrusunu Allah bilir.
Şöyle bir soru sorulabilir: Cenâb-ı Hakk'ın, Hudeybiye yılında Mekke'ye ulaşamayacağını, Mekke'ye girmesine ve hac menâsikini yerine getirmesine engel olunacağını bildiği halde Peygamber'ine hac için yola çıkmasını emretmesinin hikmeti nedir? Çünkü Hz. Peygamber'in bu seyahati, Allah'ın emri olmadan yapma ihtimali yoktur. O, diğer insanlar gibi değildir; diğer insanlar kimseden emir almadan çeşitli işler yaparlar, sonra o işleri yapmaktan engellenir veya menedilirler. Resûlullah'ın (s.a.) ise Allah'tan emir gelmeden hiçbir iş yapması mümkün değildir.
Buna şöyle cevap verilir: Müslümanların umre yapmalarına engel olunacağını bilmesine rağmen Cenab-ı Hak bu seyahati emretmiştir; bunu da Hz. Peygamber'e ve ümmetine, hac yolunda engellenen insanın hükmünü öğretmek için yapmıştır. Hacdan engellenen ve hac menâsikini yerine getirmek için Mekke'ye girmesine engel olunan biri, ne yapacaktır ve ne ile oradan çıkacaktır? İnsanlara şeriatını bazan verdiği bir emirle, bazan gönderdiği bir haberle, bazan da Hz. Peygamber'in fiiliyle öğretmesi, Allah'ın hakkıdır. Allah, insanları dilediği işlerle imtihan eder, yarattıkları hakkında hüküm vermek ve emretmek O'na aittir. En doğrusunu Allah bilir. Korkmaksızın; yani Mekke'ye güven içinde gireceksiniz, düşmanlarınızdan ve onların size engel olmalarından korkmayacaksınız.
Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir. Bu ilahi kelâm çeşitli mânalara delalet eder. Birincisi, sizin bilmediğiniz, Hayber'in fethi ve ganimetler elde etmeye dair yaptığı vadi Allah bilmektedir mânasına gelir. Diğeri, siz bilmediğiniz halde, peygamberine (s.a.) gösterdiği rüyanın mahiyetini ve onun gerçekleşeceğini Allah bilmektedir mânasına da gelebilir. Öbürü de Hudeybiyeden dönüşünüzde, münafıkların nifakıı, hakiki ve doğru imana sahip olanlarla tereddütlü olanları ortaya çıkarmaya ilişkin olayları ve sizin bilmediğiniz durumları Allah bilmektedir mânasına da gelebilir. En doğrusunu Allah bilir. Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir cümlesi hakkında İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Siz bilmiyorsunuz, fakat seneye Mekke'ye gireceksiniz. En doğrusunu Allah bilir. Bundan başka hemen gerçekleşecek bir fethi de takdir buyurmuştur. Bazıları şöyle dedi: Mekke'ye girmenizden önce yakın bir fethi, yani hemen gerçekleşecek olan Hayber'in fethini takdir buyurdu. En doğrusunu Allah bilir. Müfessirlerin görüşü şöyledir: Peygamberlerin rüyalarının vahiy gibi hak olduğuna ve gerçekleşeceğine inandıkları için, Resûlullah (s.a.) kendilerine Mekke'ye gireceklerini rüyasında gördüğünü haber vermesine rağmen niyetlerini gerçekleştirmeye müşriklerin engel olmaları üzerine Hudeybiye'den geri dönmeleri müslümanlara çok ağır gelmişti. Fakat müslümanlar için bu yorum ihtimal dâhilinde değildir, ancak münafıklar için böyle bir ihtimalden bahsedilebilir. Çünkü rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) Hudeybiye'de kurbanını kesip ihramdan çıkınca münafıklar, hani peygamberin rüyası hak idi gibi sözler söylemişlerdi. Bu rivayet, burada kastedilenin münafıklar olduğu ihtimaline işaret etmektedir. Müslümanların kalplerine böyle bir şüphenin gelme ihtimali yoktur. Çünkü bu konuda âyette bir açıklama yer almadığı gibi Mekke'ye girecekleri zamana dair bir tarih de belirtilmemiştir. Aksine sadece Mekke'ye girecekleri vâdedilmekte, tarih verilmemektedir. Görmez misin ki Yûsuf aleyhisselâm bir rüya görmüş, ancak bu rüya aşağı yukarı kırk sene sonra gerçekleşmişti. Bu durumda yapılan vâdde bir tarih verilmediğine göre bunun er veya geç gerçekleşeceği konusunda müslümanların kalplerinde bir şüphe bulunması ihtimali yoktur. En doğrusunu Allah bilir.
Sonra yukarıda söylediğimiz gibi Hudeybiye'de müslümanların Mekke'ye girmelerine müşriklerin engel olmaları ve onların niyetleriyle müminlerin arasına girmeleri meselesinde, Resûlullahın (s.a.) ashabıyla birlikte hac yapmak ve Kâbe'yi ziyaret etmek niyetiyle yola çıkmasına rağmen Cenâb-ı Hak'tan bir emir gelmeden bundan vazgeçip geri dönmesi ihtimali yoktur. Ayrıca eğer mesele Cenâb-ı Hakk'ın ilmine göre Hz. Peygamber'e verilmiş böyle bir emir varsa yorum şöyle olur: Hz. Peygamber kendisine yönelik emrin yanısıra ziyaret amacıyla Mekke'ye girme niyetlerini gerçekleştirmeye erişemez, müşriklerin de müslümanlara mani olup engellemeleri de söz konusu olmaz, müslümanların haccı eda etme emrini yerine getirme arzuları da tahakkuk etmez. Bu da şuna delil olur: Allah müslümanlara bir işi yapmalarını emretmiş, fakat bununla emrettiğinin dışında bir işi dilemiştir. Allah, müslümanlara emrettiği işi yapmalarıyla kendisinin bildiği bir fiili murat etmektedir. Nitekim Cenab-ı Hak İbrahim aleyhisselâma oğlunu kurban etmesini emretmişti, fakat oğlunu kurban etmesi emrinden maksadının koyun veya koç kurban etmek olduğu sonradan ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla bir işi yapmayı emretmek, emretmiş olduğu o işin yapılmasını murat ettiği anlamına gelmez. Aksine Allah, kendi bildiği fiili yapacaklarını, yani o emrin hilafına ve aksine olan bir işi murat etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Sadaka (لَقَدْ صَدَقَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün "s-d-k" olduğunu, temel anlamının bir şeyin sert, sağlam ve düzgün olması, yalanın zıddı olarak gerçeğe tam uyum sağlaması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramının sözün vakıaya (gerçekliğe) tam mutabık olması manasına geldiğini; ayetin başındaki "lekad" (muhakkak ki) pekiştiricisiyle birlikte kullanıldığında, Allah'ın peygamberine gösterdiği rüyanın sadece bir hayal değil, ontolojik bir gerçeklik ve kaçınılmaz bir gelecek vaadi olduğunu tescillediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "sıdk" kavramının ilahi kelâmın en temel vasfı olduğunu, peygamberin rüyasının bu sıfatla nitelenmesinin onun vahyî bir nitelik taşıdığını linguistik olarak ispatladığını analiz eder.
Er-Ru'yâ (الرُّؤْيَا)
İbn Fâris, kelimenin "r-e-y" kökünden türediğini, asıl anlamının gözle görmek (ru'yet) olduğunu; ancak "ru'yâ" formunun uykuda görülen manevi müşahedelere mahsus kılındığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın Allah tarafından peygamberlerin kalbine veya zihnine uykudayken ilka edilen sadık işaretleri nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygamberin Mekke'ye giriş rüyasının "sıdk" fiiliyle yan yana gelmesinin; rüyanın bir temenni değil, ilahi bir planın görsel bir ön izlemesi (simülasyonu) olduğunu linguistik olarak vurguladığını belirtir.
Letedhulunne (لَتَدْخُلُنَّ)
İbn Fâris, kelimenin "d-h-l" köküne dayandığını, bir yere girmek, nüfuz etmek ve dışarıda kalmanın zıddı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin başındaki "lâm" (yemin lâmı) ve sonundaki "şeddeli nûn" (tekit nûnu) harflerinin katmerli bir pekiştirme sağladığını; bunun "mutlaka, hiç şüphesiz, kesinlikle gireceksiniz" anlamına gelerek Hudeybiye'deki bekleyişin hüsranla değil, muazzam bir girişle sonuçlanacağını bildiren çok güçlü bir dilbilimsel garanti olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin bu vurgulu yapısının, o anki diplomatik engellere rağmen fethin ilahi yasada çoktan gerçekleşmiş kabul edildiğini semantik olarak ilan ettiğini vurgular.
İn Şâellâhu (إِنْ شَاءَ اللَّهُ)
İbn Fâris, "ş-y-e" kökünün temelinde yönelmek ve bir şeyi irade etmek anlamı bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadeyle (istisna) mutlak iradenin Allah'a ait olduğunun hatırlatıldığını, vaat ne kadar kesin olursa olsun her şeyin ilahi meşîete (dilemeye) bağlı olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında bu kalıbın, beşeri beklentileri ilahi iradeye bağlayan ve olayın gerçekleşme zamanı ile biçimi üzerindeki yegâne otoriteyi tescilleyen semantik bir mühür olduğunu ifade eder.
Âminîne (آمِنِينَ)
İbn Fâris, kelimenin "e-m-n" kökünden geldiğini, korku ve tehlikenin zıddı olarak güven içinde olmayı belirttiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, emniyet kavramının hem içsel bir huzuru hem de dışsal bir güvenlik ortamını nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin hâl (durum zarfı) olarak kullanılmasının; Müslümanların Mekke'ye gizlice, korkuyla veya sığınarak değil, tam bir güven, itibar ve siyasi meşruiyet içinde gireceklerini gösteren linguistik bir tasvir olduğunu belirtir.
Muhallikîne (مُحَلِّقِينَ)
İbn Fâris, "h-l-k" kökünün temel anlamının bir şeyi dairesel olarak kuşatmak ve saç kesmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hac veya umre ibadetinin bir rüknü olarak başı tamamen tıraş etmeyi nitelediğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu teknik terimin ayette yer almasının; Mekke'ye girişin askeri bir baskın değil, dini vecibelerin tam bir özgürlükle yerine getirileceği meşru bir ibadet ziyareti (umre) olacağını semantik olarak belgelediğini ifade eder.
Rû'usekum (رُؤُوسَكُمْ)
İbn Fâris, kelimenin "r-e-s" kökünden türediğini, bir şeyin en üst kısmı, başı ve lideri manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada anatomik olarak baş bölgesini temsil ettiğini, tıraş eyleminin nesnesi olarak zikredildiğini kaydeder.
Mukassırîne (وَمُقَصِّرِينَ)
İbn Fâris, "k-s-r" kökünün temel anlamının uzunluğun zıddı olarak kısalık, yetersizlik ve bir şeyi sınırlandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taksîr" kavramının saçları tamamen kazımayıp sadece kısaltmak manasına geldiğini, bunun da ibadetin farklı uygulama biçimlerine izin veren ilahi bir ruhsatı nitelediğini ifade eder.
Lâ Tehâfûne (لَا تَخَافُونَ)
İbn Fâris, "h-v-f" kökünün temelinde bir zararın geleceği beklentisiyle duyulan kaygı ve ürperti anlamı bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, havf kavramının gelecekteki bir tehlikeye karşı hissedilen korku olduğunu, ayetteki olumsuzlamanın ise bu korkunun tamamen ortadan kalktığı, mutlak bir askeri ve manevi koruma kalkanının oluştuğu bir atmosferi tasvir ettiğini kaydeder.
Kâne (فَكَانَ)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünden türeyen bu fiilin varlık ve meydana gelme bildirdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, burada mazi (geçmiş zaman) kipiyle kullanılmasının, vaat edilenin ilahi planda çoktan vuku bulmuş gibi kesin olduğunu linguistik olarak pekiştirdiğini ifade eder.
Cea'le (فَجَعَلَ)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün bir şeyi bir halden başka bir hale koymak ve takdir etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin Allah'ın olaylar üzerindeki aktif düzenleme ve strateji kurma yetkisini ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Hudeybiye gibi zahiren başarısız görünen bir süreci Allah'ın nasıl büyük bir fethe giden basamak haline getirdiğini ("ca'l" ettiğini) anlatan bir geçiş fiili olduğunu vurgular.
Dûne (دُونَ)
İbn Fâris, kelimenin asıl anlamının bir şeyin aşağısında, önünde veya ondan başka/gayrı olmak manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu zarfın zaman veya mekan bakımından "daha önce/yakınında" anlamında kullanıldığını, Mekke fethinden önce gerçekleşecek olan başka bir kazanımı nitelediğini ifade eder.
Fethan (فَتْحًا)
İbn Fâris, "f-t-h" kökünün kapalı olanı açmak ve tıkanıklığı gidermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavramın zorlukların aşılması ve başarı yollarının açılması manasına geldiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin nekra (belirsiz) gelmesinin, bu başarının sıradan bir galibiyetten öte, Müslümanların tarihsel makus talihini yenecek muazzam bir dönüm noktası olduğunu semantik olarak gösterdiğini belirtir.
Karîbâ (قَرِيبًا)
İbn Fâris, "k-r-b" kökünün uzaklığın zıddı olarak mesafe veya zaman bakımından yakınlık anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın beklenen zaferin (Hayber) gerçekleşmesinin an meselesi olduğunu vurguladığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "yakın fetih" tamlamasının Hudeybiye'nin hüzünlü atmosferini dağıtmak ve müminleri bir sonraki aşamaya psikolojik olarak hazırlamak için kullanılan stratejik bir linguistik müjde olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla