Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 75. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 75. Ayet

    وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleżîne âmenû min ba’du vehâcerû vecâhedû me’akum feulâ-ike minkum(c) veulû-l-erhâmi ba’duhum evlâ biba’din fî kitâbi(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe bikulli şey-in ‘alîm(un)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Daha sonra iman edenler, hicret edip sizinle beraber cihat edenler, işte bunlar da sizdendir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah'ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.

      Daha sonra iman edenler, hicret edip sizinle beraber cihat edenler. Yani bunlardan sonra iman edenler ve ötekilerin hicret etmesinden sonra hicret edenler, daha önce hicret edenler hakkında belirtilen tüm meselelerde kendilerinden öncekilere yetişirler. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak bunu, onların din için hicret, yardım, can, mal ve diğer imkanlarını harcamaları ve dinleri hususunda kaygı içerisinde bulunmaları gibi amellerini bilmemiz için bildirmektedir.

      İşte bunlar da sizdendir. Aralarında kan bağı bulunanlar Allah'ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır. Bu, bizim belirttiğimiz üzere aralarında kan bağı bulunanların, birbirlerine mirasçı almada ve miras malında diğer müminlerden daha yakın olmalarıdır. Eğer kan bağı olan kimse bulunmazsa müminlerin geneli daha yakındır. Mezhep imamlarımızın şu görüşü buna göredir: Mirasta kan bağı bulunanlar, birbirlerine müminlerin genelinden daha yakındır. Bu ise beytülmaldır. Bu kimselerden biri bulundukça mirasta o, daha yakın olur. Yine imamlarımızın diyet konusundaki şu görüşü de buna göredir: Diyet, mevcut oldukları müddetçe kan bağı bulunanlara düşer. Eğer bunlardan kimse bulunmazsa beytülmaldan müminlerin geneline düşer.

      Aralarında kan bağı bulunanlar birbirlerine daha yakındır. Aralarında kan bağı bulunanlar eğer iman edip hicret etmişlerse birbirlerine diğerlerinden daha yakındır. Çünkü iman edip hicret ettiklerinde onların daha önce akrabalıkları ve kan bağları bulunduğundan onlar, akrabalık ve kan bağları bulunmayan diğerlerinden daha yakın olurlar. Bunlarda kan bağı, destek, yardım, borç ve haklar birleştiğinde dört durum birlikte bulunmuş olur. Ötekilerde ise üç durum bulunmuş olur. Dolayısıyla bunlar, diğerlerinden daha yakın olurlar. Bu, bizim belirtmiş olduğumuz yoruma göredir. En doğrusunu Allah bilir.

      Aralarında kan bağı bulunanlar birbirlerine daha yakındır. Yani bunlar mirasçı olmakta hicret eden mürninlerden birbirlerine daha yakındır. Bu ayet, "iman edip de hicret etmeyenıere gelince, göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur" mealindeki beyanda bildirilen miras hükmünü neshetmiştir. Çünkü birbirlerine mirasçı olma hükmü, iman ve hicret hakkından dolayı idi. Sonra bu hüküm neshedilmiş ve miras akrabalığa bağlanmıştır. Nitekim Cenab-ı Hak aralarında kan bağı bulunanlar birbirlerine daha yakındır buyurmuştur. Aynı şekilde Ahzab suresinde bildirilen şu ilahi beyan da böyledir: "Aralarında kan bağı bulunanlar Allah'ın kitabında (mirasçılık bakımından) birbirlerine, diğer müminIerden ve muhacirlerden daha yakındırlar". Eğer kan bağı bulunanlardan kimse olmazsa bu durumda müminlerin genelinin hakkı olur.

      Allah'ın kitabına göre. Allah'ın hükmüne göre. Veya Allah'ın kitabına göre. çünkü bu hüküm, Allah'ın kitabında bildirilmiştir.

      Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Kullarını ve onların yapacaklarını. Her şeyi bilmektedir. İhtiyaç duydukları ve duymadıkları şeyleri. Bu, bir tehdit (vaid) ifadesidir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        Ba'du (بَعْدُ)

        Kelimenin kökü b-a-d harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin diğerinden geride kalması, sonradan gelmek ve kabl (önce) kavramının zıddı" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zaman veya mekan olarak bir şeyin ardında ve sonrasında olmayı ifade ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu zarfın (min ba'du - sonradan) ayetteki sosyolojik ve hukuki sınırına dikkat çeker. İlk hicret edenlerin (Muhacirlerin) kurucu bir statüsü vardır. Aydar'a göre "sonradan gelenler" ifadesi, Hudeybiye Antlaşması'ndan veya daha sonraki dönemlerde Medine'ye göç edenleri kapsayan, onları da devletin siyasi sistemine dahil eden ancak tarihsel süreçteki o kronolojik ayrımı (gecikmeyi) da kayda geçiren bir zaman çizgisidir.

        Minkum (مِنكُمْ)

        Kelime "min" (den/dan) edatı ve "kum" (siz) zamirinden oluşur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Onlar da sizdendir" (fe-ulâike minkum) hükmünün İslam devletler hukukundaki "tam vatandaşlık" (tabiiyet) beyanı olduğunu inceler. Öztürk'e göre, sonradan iman edip hicret edenler ve savaşa katılanlar, devlete geç katılmış olsalar bile "ikinci sınıf vatandaş" sayılmazlar. Bu ifade, onların da Medine toplumunun asli unsurlarına, devletin siyasi ve hukuki şemsiyesine (velayetine) eşit şekilde entegre edildiğini gösteren mutlak bir aidiyet (bütünleşme) mühürüdür.

        Ulu'l-Erhâm (أُولُو الْأَرْحَامِ)

        Kelime grubu ulû (sahipleri) ve erhâm (kökü r-h-m) kelimelerinden oluşur.

        İbn Fâris, r-h-m kökünün temel anlamının "acımak, şefkat, incelik ve annenin karnındaki çocuk yatağı (rahim)" olduğunu belirtir. İnsanlar arasındaki kan bağına "erham" (rahimler) denmesi, aynı anneden/kökten gelmenin getirdiği biyolojik ve duygusal şefkatten kaynaklanır.

        Râgıb el-İsfahânî, "rahim" kavramını soy ve kan bağı (nesep) olarak tanımlar ve "ulu'l-erhâm" tamlamasının sadece şefkat duyanları değil, hukuki olarak birbirine soy yoluyla doğrudan bağlı olan akrabaları ifade ettiğini açıklar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın İslam miras hukuku ve sosyolojisindeki evrimini analiz eder. İslam'ın ilk yıllarında, Ensar ve Muhacir arasında din kardeşliğine dayalı bir "miras ve velayet" (muâhât) sistemi kurulmuştu. Ancak devlet güçlendikten ve toplum yerleşik hale geldikten sonra Kur'an, "ulu'l-erhâm" (kan bağına sahip olanlar) tabiriyle bu geçici uygulamayı kaldırmıştır. Kılıç'a göre İslam, kan bağını inkar eden bir ütopya değildir; aksine, biyolojik akrabalığı (ulu'l-erhâm) reddetmeyip, onu adaletin ve tevhidin gölgesinde yeniden mirasın ve hukukun temeline (doğal fıtrata) oturtmuştur.

        Evlâ (أَوْلَىٰ)

        Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "arada hiçbir engel ve mesafe bulunmaksızın yan yana olmak, yakınlık ve bitişiklik" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "evlâ" (ism-i tafdil) kelimesini, başkalarına kıyasla daha fazla hak sahibi olan, hukuken veya bedenen daha yakın ve öncelikli konumda bulunan kişi olarak açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin miras ve sosyal sorumluluk bağlamındaki bağlayıcılığına dikkat çeker. "Akrabalar birbirlerine daha yakındır/hak sahibidir" (evlâ) hükmü, sıradan bir duygu beyanı değil; ölenin malının kime kalacağı, muhtaçlara yardım edilirken kimden başlanacağı ve kan diyetinin kimler tarafından ödeneceği gibi konularda devletin ve toplumun "öncelik" sıralamasını belirleyen katı bir fıkıh/hukuk terimidir.

        Kitâbi (كِتَابِ)

        Kelimenin kökü k-t-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak, dikmek ve yazmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kitâb" kavramını sadece okunan bir metin olarak değil, aynı zamanda Allah'ın kesinleşmiş yasası, farz kıldığı hüküm ve ilahi takdiri olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "Allah'ın kitabında/yasasında" (fî kitâbillâh) ifadesinin İbrahimi teşri (kanun koyma) mantığındaki yerini değerlendirir. Reynolds'a göre, miras ve akrabalık gibi toplumun en temel dinamikleri, insanların örfüne, kabile şeflerinin keyfine veya siyasi rüzgarlara bırakılmamıştır. Bu mesele, doğrudan mutlak otoritenin "kitabına" (değişmez anayasal metnine) kaydedilerek, sosyolojik ilişkiler ilahi ve korunaklı bir hukuk zeminine sabitlenmiştir.

        Alîm (عَلِيمٌ)

        Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine mutlak surette vakıf olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, ilim eylemini "bir durumu hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın, olduğu gibi, bütünüyle kavramak" olarak açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Enfâl suresinin bu son ayetinin (75. ayet) "Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir" (innallâhe bikulli şey'in alîm) şeklindeki fasılasıyla mühürlenmesindeki teolojik kusursuzluğu inceler. Izutsu'ya göre, hicret edenlerin statüleri, kimin kime hukuken daha yakın (evlâ) olduğu ve kan bağının (ulu'l-erhâm) yeni baştan düzenlenmesi gibi insan aklını zorlayan karmaşık sosyolojik dengelerin inşası, rastgele bir sosyal evrimin sonucu değildir. Bu düzenlemeler, insan doğasını, mülkiyet ilişkilerini ve toplumun geleceğini en ince ayrıntısına kadar, yanılmaz bir "İlim" (Alîm) ile kuşatan ve tasarlayan mutlak bir aklın eseridir. Surenin bu sıfatla bitmesi, tüm o savaşların, barışların ve devlet nizamının ilahi bilgi dahilinde kusursuzca programlandığının ilanıdır.

        Yorum

        İşleniyor...
        X