وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَب۪يرٌۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 73. Ayet
Daralt
X
-
İnkar edenler de birbirlerinin yakın ve yardımcılarıdır. İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur.
İnkar edenler de birbirlerinin yakın ve yardımcılarıdır. İbn Abbas ve müfessirlerin çoğunluğunun görüşüne göre miras konusunda onlar birbirlerinin yakınlarıdır. Bu görüş, söz konusu alimlerin muhacirler ve ensarın birbirlerinin yakını olduğuna ilişkin görüşlerine göredir. Belirtmiş olduğumuz görüşe göre birbirlerinin yakını olmaları, yardımlaşma, destek, din ve hakların tümü konusundadır. Bu, belirtmiş olduğumuz müminler hakkındaki görüşe göredir.
İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür: Bunlardan biri şudur: Hicret etmeyen kardeşleriniz sizden düşmanlarına karşı yardım isterler ve siz onlara yardım etmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur. Yani kafirlerin birbirlerine yardımcı olmaları gibi eğer sizler birbirinize yardımcı ve destek olmazsanız düşman size galip gelir. Böylece bu durumda bir fitne ve bozulma meydana gelir. Sanki Cenab-ı Hak şöyle buyurmuş olmaktadır: "Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın". Bazı alimler şöyle demiştir: İlişkilerinizi böyle kurmazsanız yeryüzünde bir fitne olur mealindeki ilahi beyanı "aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmamak üzere" mealindeki beyanın bir devamı konumundadır. Yani eğer kardeşleriniz sizin antlaşmalı olduğunuz bir topluluğa karşı sizden yardım isterler ve siz de onlara yardım ederseniz bir fitne ve büyük bir bozulma olur. Bazıları da şöyle demiştir: Cenab-ı Hakk'ın size em rettiği hususlardan müminlerin birbirlerine mirasçı olmaları konusunda eğer bunu yapmaz ve kafirlerle kendi aranızda mirasçı olma hükmünü getirirseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulma olur. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah, miras hükümlerini açıklamış, sonra da ayetin sonunda şöyle buyurmuştur: "Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allalı'a ve resulüne itaat ederse ... Allah'ın sınırlarını terkeden, O'na ve resulüne itaati terkeden ve O'nun em rettiği kimselerden başkasına mirastan pay verirse yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozulmaya sebep olur.
Yorumu Yorumla
-
Keferû (كَفَرُوا)
Kelimenin kökü k-f-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve saklamak" olduğunu belirtir. Tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye de "kâfir" denir.
Râgıb el-İsfahânî, "küfr" kavramını, Allah'ın nimetlerini, varlığını veya ilahi yasalarını (hakikati) bilinçli ve inatçı bir şekilde örtbas etmek, reddetmek olarak açıklar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin bir önceki ayetle (Enfâl 72) kurduğu edebi ve politik zıtlığı inceler. Önceki ayette iman edip hicret edenlerin "velayet" (dostluk/ittifak) sistemi kurulmuşken; bu ayette "keferû" fiiliyle, hakikatin üzerini örtenlerin (inkarcıların) da kendi içlerinde benzer bir siyasi blok oluşturduğu vurgulanır. Küfür, burada sadece bireysel bir inançsızlık değil, İslam nizamına karşı organize olmuş ontolojik ve politik bir cephenin adıdır.
Ba'duhum (بَعْضُهُمْ)
Kelimenin kökü b-a-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir bütünü parçalara ayırmak, bir kısmı ve cüzü" olduğunu belirtir. Bütünün (küll) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "ba'd" kelimesini, iki veya daha fazla parçadan oluşan bir şeyin herhangi bir bölümü olarak tanımlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "onların bir kısmı diğer bir kısmının..." (ba'duhum... ba'd) ifadesinin sosyolojik bağlamına dikkat çeker. Kâfirler, kabileleri, dilleri veya çıkarları farklı olsa bile (farklı parçalar/ba'd olsalar bile), İslam'a karşı duydukları ortak husumet etrafında tek bir organizmaya (bütüne) dönüşürler. Bu kelime, küfür cephesinin kendi içindeki o yekpare stratejik dayanışmasını deşifre eder.
Evliyâu (أَوْلِيَاءُ)
Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "arada hiçbir engel ve mesafe bulunmaksızın yan yana olmak, yakınlık ve bir işin idaresini üstlenmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "velî" (çoğulu evliyâ) kavramını, inanç, soy veya siyasi çıkar temelinde bir araya gelmiş ve birbirinin koruyucusu (garantörü) olan dostlar olarak açıklar.
Toshihiko Izutsu, "velayet" kavramının Kur'an'daki iki kutuplu dünya görüşündeki yerini analiz eder. Izutsu'ya göre, Müslümanlar nasıl tevhid inancı etrafında yepyeni, kan bağını aşan bir "velayet" (ittifak) sistemi kurmuşlarsa; müşrikler de (inkarcılar da) kendi karanlık değerleri etrafında bir "velayet" ağı örmüşlerdir. Kâfirlerin evliya olması, onların birbirlerine duydukları sevgiden ziyade, İslam'ı yok etme hedefindeki mutlak dayanışmalarını (ortak koruma refleksini) ifade eder. Bu ontolojik kutuplaşma, iki velayet sisteminin birbirine karışmasını imkansız kılar.
Tef'alûhu (تَفْعَلُوهُ)
Kelimenin kökü f-a-l harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işi yapmak, eylemde bulunmak ve bir duruma müdahale etmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "fiil" kelimesini, insanın bilinçli, kasıtlı ve iradeye dayalı olarak ortaya koyduğu her türlü davranış olarak tanımlar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Eğer bunu yapmazsanız" (illâ tef'alûhu) şeklindeki şart cümlesindeki "bunu" (hu) zamirinin ve "yapma" (fiil) eyleminin ne anlama geldiğini inceler. Aydar'a göre buradaki eylem sıradan bir ibadet değil; Müslümanların sadece Müslümanlarla "velayet" (hukuki ve siyasi ittifak/miras) bağı kurması, kâfirlerle olan tüm kurumsal bağlarını kesmesi eylemidir. Bu fiilin (ayrışmanın) yapılmaması, devletin güvenlik duvarlarında bilerek gedik açmak demektir.
Fitnetun (فِتْنَةٌ)
Kelimenin kökü f-t-n harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "altın veya gümüşü, içindeki cüruftan (pislikten) ayırmak için ateşe atıp eritmek, yakmak ve test etmek" olduğunu belirtir. İnsanın zorluklarla sınanmasına "fitne" denmesi bu yakıcı süreçten gelir.
Râgıb el-İsfahânî, fitne kavramını; insanın veya toplumun düzenini bozan, onları kaosa, sapkınlığa, sıkıntıya ve iç savaşa sürükleyen her türlü yıkıcı durum olarak açıklar.
Gabriel Said Reynolds, "fitne" kelimesinin Kur'an'daki anlamsal evrimine dikkat çeker. İlk dönemlerde daha çok bireysel "inanç imtihanı" veya "işkence" anlamında kullanılırken, Medine döneminde kurumsal bir boyut kazanmıştır. Reynolds'a göre, eğer Müslümanlar kâfirlerle olan siyasi ve hukuki (velayet) bağlarını koparmazlarsa yeryüzünde çıkacak olan "fitne"; Medine nizamının içinin boşaltılması, sınırların belirsizleşmesi, casusluğun artması ve nihayetinde o inanç toplumunun kimlik krizine girerek (ateşe atılmış gibi) yapısal bir kaosa (iç kargaşaya) sürüklenmesidir.
Fesâdun (وَفَسَادٌ)
Kelimenin kökü f-s-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin bozulması, çürümesi, doğal ve doğru dengesinden sapması" olduğunu belirtir. Salahın (düzelmenin ve iyiliğin) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, fesad kavramını, bir varlığın, toplumun veya sistemin kendi ideal ve sağlıklı durumundan (haddinden) çıkarak kokuşması, yozlaşması ve işlevini yitirmesi olarak tanımlar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "fitne" ve "fesad" ikilisinin sosyo-politik bir felaket senaryosu çizdiğini belirtir. Kılıç'a göre fitne, siyasi/sosyal çatışmayı ve karışıklığı; fesad ise bu çatışmanın sonucunda İslam devletinin ve ahlak nizamının (tevhidin) yeryüzündeki kurumlarının tamamen "çürümesini/çökmesini" ifade eder. Müminlerin kâfirlerle siyasi/hukuki bağlarını sürdürmesi, yepyeni bir medeniyet inşasını (salahı) temelinden çürütecek (fesad) ontolojik bir zehirdir.
Kebîrun (كَبِيرٌ)
Kelimenin kökü k-b-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin hacim, miktar, yaş, önem veya derece bakımından büyük olması, devasalık" olduğunu belirtir. Küçüklüğün ve önemsizliğin (sığar) tam zıddıdır.
Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki "büyük bir bozgunculuk/çöküş" (fesâdun kebîr) tamlamasındaki "kebîr" sıfatının teolojik ağırlığını vurgular. İzutsu'ya göre, inananların müşriklerle ittifak bağlarını sürdürmesi halinde ortaya çıkacak yıkım, sadece bir bölgeyi ilgilendiren sıradan bir siyasi hata veya küçük bir ahlaki günah değildir; ilahi projenin (yeryüzünde adaleti tesis etme amacının) küresel çapta, kıyamete kadar sürecek "devasa" (kebîr) bir başarısızlığa uğramasıdır. Bu sıfat, ilahi ayrışma yasasına (velayet hukukuna) itaatsizliğin faturasının ne kadar ağır (büyük) olacağını mühürler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla