Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 62. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 62. Ayet

    وَاِنْ يُر۪يدُٓوا اَنْ يَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُۜ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَيَّدَكَ بِنَصْرِه۪ وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-in yurîdû en yaḣde’ûke fe-inne hasbeka(A)llâh(u)(c) huve-lleżî eyyedeke binasrihi vebilmu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Seni oyuna getirmeye kalkışırlarsa kuşkusuz Allah sana yeter; yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O'dur.

      Seni oyuna getirmeye kalkışırlarsa. Barış konusunda seni oyuna getirmeye kalkışırlarsa ve sana ihanet ederlerse. Kuşkusuz Allah sana yeter. Yani Allah onlara karşı sana imkan verir. Tıpkı şu ilahi beyanda bildirildiği gibi: "Eğer sana hıyanet etmek istiyorlarsa bilin ki onlar, daha önce de hainlik ettiler, Allah da onları elinize düşürdü". Eğer sen de yanaş mealindeki beyan İslam hakkındaysa kuşkusuz Allah sana yeter mealindeki beyan şu anlama gelir: Allah seni onların kalplerindeki münafıklığa muttali kılar. Yani her ne kadar sen onların sana dış görünüşte İslamı benimser görünür iç dünyalarında ise daha önce oldukları hal üzere olmalarından korkarsan da bu durum onların müslümanlığını kabul etmekte seni engellemesin. Zira Allah seni buna muttali kılar ve bu hususta sana yeter. En doğrusunu Allah bilir.

      Yardımıyla ve müminlerle seni destekleyen O'dur. Müminlerle mealindeki beyanın "Cenab-ı Hakk'ın Bedir günü müminlere destek için indirmiş olduğu melekler" anlamına gelmesi mümkündür. Müminlerle demek "onunla bulunan müminler" demek olması da mümkündür. Dolayısıyla Cenab-ı Hak ona ve müminlere yardım etmek suretiyle onu desteklemiştir. Ona gelen yardım gerçekte Allah katındandi. Nitekim Cenab-ı Hak "Zafer ancak Allah katından gelir" buyurmuştur. Allah'tan yardım bazan müminlerle ve bunun dışındaki araçlar aracılığıyla gelir; bazan ise vasıtasız bir şekilde O'nun lütfuyla gelir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yurîdû (يُرِيدُوا)

        Kelimenin kökü r-v-d harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi talep etmek, arzu etmek, bir şeye doğru usulca ve kasten yönelmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramını, insanın içindeki arzunun (şehvet), aklın yönlendirmesiyle bilinçli bir karara ve eylem planına dönüşmesi olarak açıklar. İrade, sıradan bir heves değil, tasarlanmış bir kasttır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin önceki ayetteki "barış" (selm) teklifiyle olan diplomatik bağına dikkat çeker. Düşmanın barışa yanaşması saf bir iyi niyet olmayabilir; onların "irade ettikleri" (yurîdû) şey, barış masasını kullanarak yeni bir askeri/siyasi tuzak kurmak olabilir. Bu kelime, uluslararası ilişkilerdeki o kasıtlı ve tasarlanmış arka plan niyetini deşifre eder.

        Yahdeûke (يَخْدَعُوكَ)

        Kelimenin kökü h-d-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi gizlemek, saklamak, olduğundan farklı göstermek ve yanıltmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hud'a" (huda) eylemini, birine zarar vermek amacıyla ona fayda sağlıyormuş gibi görünmek, gerçek niyeti tatlı sözler veya sahte vaatlerle örterek karşı tarafı savunmasız bırakmak olarak tanımlar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin diplomatik bağlamdaki psikolojik ve ahlaki ihanetini analiz eder. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "hud'a", savaş meydanında kılıçla yapılan açık bir saldırıdan çok daha tehlikelidir; çünkü bu, barış dalını (selm) bir zehir gibi kullanmaktır. Kur'an, Müslüman devlete "barışı kabul edin ama hud'aya (diplomatik hileye) karşı da siyasi körlük yaşamayın" diyerek, safdilliği reddeden son derece realist bir dış politika dili inşa eder.

        Hasbeke (حَسْبَكَ)

        Kelimenin kökü h-s-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "saymak, hesap etmek, bir şeyin miktarını belirlemek ve kâfi gelmek/yetmek" olduğunu belirtir. İnsanın başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayacağı kadar ona yeten şeye "hasb" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hasb" kavramını, insanın her türlü dışsal eksikliğini kapatan, onu başkalarına muhtaç olmaktan kurtaran "mutlak yeterlilik ve tam koruma" olarak açıklar.

        Toshihiko Izutsu, bu kelimenin teo-politik garantörlüğünü inceler. Düşmanın siyasi ve askeri "hesapları" (hısban/hud'a) ne kadar karmaşık ve tehlikeli olursa olsun; Kur'an, Hz. Peygamber'e "Allah sana yeter" (hasbekallâh) diyerek, dünyevi ihanetlerin karşısına ilahi bir "yeterlilik" kalkanı koyar. Izutsu'ya göre bu kelime, komplo ve ihanet paranoyasını bitiren, liderin zihnini diplomatik anksiyeteden kurtarıp onu mutlak bir özgüvene (tevekküle) taşıyan ontolojik bir mühürdür.

        Eyyedeke (أَيَّدَكَ)

        Kelimenin kökü e-y-d harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güç, kuvvet, sağlamlaştırmak ve birine destek olmak" olduğunu belirtir. Bedensel veya siyasi kuvvete "eyd" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "teyid" eylemini, zayıf düşme ihtimali olan bir yapıyı veya kişiyi dışarıdan güçlü bir destekle sarsılmaz hale getirmek, onun direncini artırmak olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, Allah'ın Hz. Peygamber'i "teyid etmesi" (desteklemesi) eyleminin sadece manevi ve soyut bir moral olmadığını vurgular. Bedir süreci ve sonrasında kurulan Medine İslam devleti, doğrudan ilahi bir müdahaleyle, meleklerle ve sosyolojik dinamiklerle fiziksel olarak "sağlamlaştırılmış" (eyyedeke), yani yeryüzünde yıkılmaz bir siyasi otoriteye dönüştürülmüştür.

        Nasrihî (بِنَصْرِهِ)

        Kelimenin kökü n-s-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yardım etmek, destek vermek ve birine üstünlük kazandırmak" olduğunu belirtir. Kuruyan toprağa hayat verdiği için yağmura da "nasr" denilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nasr" kavramını, düşmana karşı savaşta veya zorlu bir mücadelede birine yardım ederek onun zafer kazanmasını sağlamak olarak açıklar.

        Gabriel Said Reynolds, "ilahi yardım/zafer" (nasrullah) konseptinin İbrahimi teolojideki yerini inceler. Reynolds'a göre ayetteki "Kendi yardımıyla..." (bi-nasrihî) ifadesi, başarıyı insanın stratejik dehasından veya kılıç gücünden soyutlayarak doğrudan ilahi iradeye bağlar. İslam ordusunun zaferi, onların kendi ürettikleri bir sonuç değil; Allah'ın kendi nizamını yeryüzünde hakim kılmak için onlara "bahşettiği" (nasr) dikey (gökten inen) bir müdahaledir.

        el-Mu'minîn (وَبِالْمُؤْمِنِينَ)

        Kelimenin kökü e-m-n harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "korkunun zıddı olan sükunet, güven ve emniyet" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "mümin" kelimesini, mutlak bir güven duygusuyla otoriteye bağlanan, varoluşsal şüphelerden arınmış ve inandığı dava uğruna sarsılmaz bir sadakat gösteren kişi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki "Allah seni hem kendi yardımıyla hem de müminlerle destekledi" denkleminin sosyolojik ve teolojik dengesine dikkat çeker. Kılıç'a göre Allah, peygamberini sadece mucizelerle (dikey yardım/nasr) desteklememiş; aynı zamanda ona inanan, onun uğruna ölüme giden ve devleti inşa eden bir "insan kaynağıyla" (yatay yardım/müminler) da teyid etmiştir. Bu kelime, ilahi iradenin yeryüzündeki zaferleri tek başına meleklerle değil; sosyolojik bir gerçeklik olan "inançlı bir toplum" (el-mu'minîn) eliyle eyleme dönüştürdüğünü kanıtlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X