Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 19. Ayet

    اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İn testeftihû fekad câekumu-lfeth(u)(s) ve-in tentehû fehuve ḣayrun lekum(s) ve-in te’ûdû ne’ud velen tuġniye ‘ankum fi-etukum şey-en velev keśurat veenna(A)llâhe me’a-lmu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Siz (ey putperestler), eğer zafer peşinde iseniz kazandığınız zaferi gördünüz! Son verirseniz bu sizin için en iyi olanıdır, tekrarlarsanız biz de tekrarlarız. Topluluğunuz çok da olsa amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir; zira Allah müminlerle beraberdir.

      Siz (ey putperestler), eğer zafer peşinde iseniz kazandığınız zaferi gördünüz! Zafer talebi üç şekilde anlaşılabilir. Bu kavram, öğrenme ve açıklama talebi anlamına gelebilir. Yine yardım talebi anlamına gelir. Tıpkı "daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken" mealindeki beyanda olduğu gibi. Yani yardım talep ederlerken. Yine hak ve batıl arasında hüküm verme ve yargıya varma talebi anlamına gelir. "Feteha bi keza" (فتح بكذا) denilir. Yani buna hükmetti ve yargıda bulundu. Bu anlam da iki şekilde yorumlanabilir. Bunlardan biri, haklı olanın haksız olandan ayrılması talebidir. İkincisi ise her iki dinden yardım ve galibiyete layık olanın açıklanması talebidir. Nitekim Allah bir rivayette anlatıldığı üzere onlara iki dinden hak olanı açıklamıştır. Buna göre Ebu Cehil "Ey Allahım! Bizimle Muhammed arasında hüküm ver" demiştir. ResuluHah da "Ey Allahım! Hangimiz akrabaya iyilik ediyor ve senin katında razı olunmuşsa sen ona yardım et" buyurmuştur. Allah da bunu yerine getirmiş, müminIere yardım etmiş, kafirleri ise hezimete uğratmıştır. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Denildi ki: O "Allah'ım iki ordudan izzetli olana, iki gruptan değerli olana ve iki kabileden hayırlı olana yardım et" diye dua etmiştir. Bunun üzerine belirtmiş olduğumuz durum meydana gelmiştir. Yüce ve Celil olan AHah, iki dinden hak olanı, iki ordudan izzetli olanı açıklamıştır. Zira O, müşrikleri kuvvetlerine, teçhizatlarına ve sayıca fazla olmalarına rağmen zayıf, zelil, sayı bakımından az, bedenleri ve teçhizatları zayıf bir topluluk eliyle hezimete uğratmıştır. Bu durum, Cenab-ı Haklön onlara hak üzere olanı açıkladığını göstermektedir. Yine şöyle denilmiştir: Onlar azap talebinde bulunmuşlardır. Onlar şu sözlerle talepte bulunmuşlardır: 'Allahım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir hakikat ise gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!" Bedir günü onlara azap gelmiştir. Cenab-ı Hak onlara Uhud gününü de bildirmiştir: Tekrarlarsanız biz de tekrarlarız. Topluluğunuz çok da olsa amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir. Buradaki "istiftah" bizim belirttiğimiz anlamdadır. Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Feth" yargıda bulunmak demektir. Katade de aynı şeyi söylemiştir. Dediler ki: Eğer siz galibiyet istiyorsanız, Bedir günü size galibiyet hükmü gelmiştir. Tıpkı "Ey Rabb'imiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver" mealindeki ilahi beyanı gibi. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Eğer zafer istiyorsanız. Fetih ve yardım talep ediyorsanız . Size gelmiştir. Bu, belirtmiş olduğumuz husustur.

      Son verirseniz bu sizin için en iyi olanıdır. Bu beyan bulunduğunuz duruma son verirseniz anlamına gelebilir. Bu sizin için en iyi olanıdır. Bağışlanırsınız. Tıpkı "Eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır" mealindeki ilahi beyan gibi. Denildi ki: Eğer Hz. Muhammed'le savaşa son verirseniz bu sizin için en iyi olanıdır. Hz. Muhammed'in sizinle savaşmayı bitirmesinden daha iyidir.

      Tekrarlarsanız biz de tekrarlarız. Bu beyanın "Hz. Muhammed'le savaşı tekrarlarsanız" manasına gelmesi mümkündür. Biz de tekrarlarız. Size karşı öldürmeyi, savaşı, esir almayı ve ezmeyi. Yine bu beyanın "açıklamadan ve her şey açığa çıktıktan sonra daha önceki durumunuz olan Hz. Muhammed'i yalanlama ve inkarı tekrarlarsanız" anlamına gelmesi mümkündür. Biz de tekrarlarız. İntikam ve cezalandırmayı. Tıpkı "Yaptıklarına devam ederlerse, daha öncekilere geçmişte ne yapıldığı bellidir" mealindeki ilahi beyan gibi.

      Topluluğunuz çok da olsa amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir; zira Allah müminlerle beraberdir. Yardımıyla.

      Eğer denilirse ki: Cenab-ı Hak topluluğun uz ve çokluğunuz amacınıza ulaşmanıza yetmeyecektir buyurmuştur. Halbuki onların çokluğu ve toplulukları Uhud günü amaçlarına ulaşmalarına yetmiştir. Zira müminlerin yenilgiye uğradıkları belirtilmiştir.

      Buna şöyle cevap verilir: Bu iki sebeptendir. Bunlardan biri şudur: Başlangıçta aleyhlerine olsa da işin nihai neticesi müminlerin yararına olmuştur. Belirtildiği üzere söz konusu durumları onların amaçlarına ulaşmalarına yetmemiştir. Çünkü bu durumları onlara yetmiş olsaydı, işin başı da sonu da lehlerine olurdu. İkincisi de şudur: Müminlerin hezimeti ve başlarına gelen felaket ancak kendi isyanları sebebiyle olmuştur. Tıpkı şu ilahi beyan gibi: "Andolsun ki Allah size verdiği sözü yerine getirdi. Hatırlayın ki O'nun izniyle kafirleri öldürüyordunuz, ama Allah size istediğiniz zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, emre itaat etmekte birbirinizle tartıştınız ve emre aykırı hareket ettiniz". Müminlerin maruz kaldığı felaketler düşmandan değiL, kendi yaptıklarından dolayıdır. Bu sebeple soruya cevap, belirtilen durumdur. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Testeftihû (تَسْتَفْتِحُوا)

        Kelimenin kökü f-t-h harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kapalı olan bir şeyi açmak, kilitli bir durumu çözmek ve iki taraf arasında hüküm vermek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "istiftah" eylemini, kapalı olan bir kapının açılmasını talep etmek gibi, belirsiz olan bir sonucun, zaferin veya ilahi hükmün ortaya çıkmasını ve tecelli etmesini istemek olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Bedir öncesi tarihsel bağlamına dikkat çeker. Ebu Cehil ve Mekkeli müşriklerin savaş başlamadan hemen önce Kâbe örtüsüne sarılarak, "Ey Allah'ım, hangimiz akrabalık bağlarını daha çok kesiyorsa ve kim haksızsa bugün onu helak et, adaleti tecelli ettir" şeklinde dua ettiklerini belirtir. Ayetteki "istiftah" (hüküm/zafer isteme) eylemi, müşriklerin kendi aleyhlerine tecelli edecek olan bu kibre dayalı dualarına Kur'an'ın verdiği son derece ironik ve doğrudan bir tarihi cevaptır.

        el-Fethu (الْفَتْحُ)

        Kelimenin kökü f-t-h harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, feth kelimesini "düğümün çözülmesi, kapalılığın giderilmesi" olarak açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, fethin hem somut (bir şehri veya kaleyi ele geçirmek) hem de soyut (ilim, hidayet veya kederin üzerindeki perdenin açılması) anlamda kullanıldığını ifade eder. Savaş bağlamında feth, taraflar arasındaki belirsizliğin kesin bir galibiyetle son bulmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, feth kavramının Kur'an'daki semantik dönüşümünü inceler. Sadece dünyevi ve askeri bir zafer olmaktan ziyade, "feth", hakkın batıla karşı kesin ve nihai bir şekilde ayrışması, ilahi adaletin yeryüzünde tecelli ederek şüphe perdelerini "açması" anlamına gelir. Bedir'de müşriklerin istediği "feth" (hüküm) gelmiş, ancak bu açılma onların sahte güçlerini yerle bir edip kendi sonlarını ifşa etmiştir.

        Tentehû (تَنتَهُوا)

        Kelimenin kökü n-h-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin son sınırına, nihayetine varmak, durmak ve bir eylemi terk etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "intiha" kavramını, kişinin sürekli yapmakta olduğu bir eylemi kendi iradesiyle veya dışsal bir uyarıyla sonlandırması, o fiilin artık bittiği noktaya gelmesi olarak açıklar. Ayette müşriklere yönelik "eğer son verirseniz" hitabı, sadece o anki askeri çatışmayı durdurmalarını değil; genel anlamda tevhid inancına karşı yürüttükleri teo-politik düşmanlığa, zulme ve şirke dayalı saldırganlığa köklü bir sınır çekmelerini ifade eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki eylemin bir merhamet ve diplomatik çıkış kapısı olduğuna işaret eder. Kur'an, düşmana hezimetten hemen sonra bile "vazgeçerseniz sizin için hayırlıdır" diyerek, İslam savaş hukukunun temelinde yok etmenin değil, düşmanlığın bitirilmesinin (intiha) asıl gaye olduğunu dilbilimsel olarak ortaya koymuştur.

        Teûdû (تَعُودُوا)

        Kelimenin kökü a-v-d harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kök anlamını "bir şeye ikinci kez yönelmek, bir durumu veya eylemi tekrar etmek, eski haline/yerine geri dönmek" olarak verir.

        Râgıb el-İsfahânî, eylemi "terk edilmiş veya ara verilmiş bir fiilin yeniden başlatılması" olarak tanımlar. Ayette müşriklerin düşmanlığa "geri dönmeleri" (teûdû) ihtimali, hemen ardından aynı kökten gelen "neud" (Biz de döneriz; yani biz de aynı mağlubiyeti size tekrar yaşatırız) eylemiyle karşılanmıştır. Kur'an, burada mükemmel bir dilbilimsel paralellik kurarak ilahi adaletin etki-tepki yasasını (sünnetullah) sarsılmaz bir kesinlikle mühürlemiştir.

        Tuğniye (تُغْنِيَ)

        Kelimenin kökü ğ-n-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "başka bir şeye veya kimseye ihtiyaç duymamak, kendi kendine yetmek, bağımsız ve müstağni olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "iğna" eylemini, bir şeyin insanın ihtiyacını bütünüyle karşılaması, ondan gelecek bir zararı savuşturması ve kişinin dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde mutlak bir güvenceye ulaşması olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Cahiliye döneminin zenginlik ve güç algısına dikkat çeker. Bedevi kabile toplumunda askeri çokluk ve servet, kişiyi veya kabileyi mutlak surette felaketlerden koruyan (gani kılan) en büyük varoluşsal güvenceydi. Kur'an, "tuğniye" fiilini olumsuz formda (len tuğniye - asla fayda vermeyecek/ihtiyacı gidermeyecek) kullanarak; insanın dünyevi kibrinin, silahının ve sayısal çokluğunun, mutlak olan ilahi irade karşısında hiçbir "kurtarıcılık ve yeterlilik" vasfı taşıyamayacağını ilan eder. Bu fiil, bedevi güç zehirlenmesini teolojik olarak yerle bir eden kritik bir kelimedir.

        Fietukum (فِئَتُكُمْ)

        Kelimenin kökü f-y-e harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "dönmek, geri gelmek, sığınılacak yer ve gölge" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, fiet (birlik/askeri grup) kelimesinin etimolojik temelini; savaşta dağılan, yara alan veya zor durumda kalan askerin yardım, güç ve destek almak için "geri döndüğü", ona can havliyle sığındığı kendi topluluğu olarak açıklar. Bu bağlamda fiet, kalabalık bir gruptan ziyade, birbirine sırtını dayayan, organize bir askeri dayanışma ünitesidir.

        Kesuret (كَثُرَتْ)

        Kelimenin kökü k-s-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin miktarının, hacminin veya sayısının büyük ve fazla olması" (azlığın/kılletin zıddı) olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, çokluk (kesret) kavramını fiziksel nesnelerin veya insan gruplarının niceliksel olarak yığılması olarak tanımlar. Ayette müşrik ordusunun "ne kadar çok olursa olsun" (ve lev kesuret) fayda vermeyeceğinin belirtilmesi, Bedir ovasındaki sayısal asimetriye (bire üç oranına) atıf yapar. Kur'an, Kureyş'in en çok güvendiği ve sırtını yasladığı demografik argümanı (kesreti) anlamsızlaştırarak, askeri matematiğin ilahi kararlar karşısında tamamen geçersiz olduğunu tescil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X