Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 11. Ayet

    اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İż yuġaşşîkumu-nnu’âse emeneten minhu veyunezzilu ‘aleykum mine-ssemâ-i mâen liyutahhirakum bihi veyużhibe ‘ankum ricze-şşeytâni veliyerbita ‘alâ kulûbikum veyuśebbite bihi-l-akdâm(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O zaman katından bir güven olsun diye sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini üzerinizden gidermek, cesaretinizi arttırmak ve o sayede ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için gökten üzerinize su indiriyordu.

      O zaman katından bir güven olsun diye sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi onunla temizlemek. .. için gökten üzerinize su indiriyordu. Cenab-ı Hak, şiddetli korkularından sonra hafif bir uyku mealindeki ifadeyi kullandı. Hafif bir uyku şiddetli korkuya kapılmış kimsede olmaz. Söz konusu kimse hafif bir uykuya ancak güvenlikten sonra dalar. Böylelikle Cenab-ı Hak lütfunu ve nimetini bildirmiştir. O da korkudan sonraki güvenliktir. Cenab-ı Hak onlara bahşetmiş olduğu büyük bir nimet olan güvenliği bildirmiştir. Zira onlara hafifbir uykuyu indirmekten bahsetmiştir. Hafifbir uyku, ancak Cenab-ı Hakk'ın "sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi" mealindeki ilahi beyanla bildirmiş olduğu söz konusu durumlarından sonra meydana gelen güvenlikten sonra olur.

      Sizi onunla temizlemek için gökten üzerinize su indiriyordu. Bazı rivayetlerde nakledilmiştir ki; müşrikler öne geçmiş ve suyu almışlardı. Müminler ise çölde susuzluktan dolayı ayakta kalamayacak duruma gelmişlerdi. Bunun üzerine şeytan onlara, eğer kendileri hak üzere olsalardı böylece çölde susuzluktan ayakta kalamayacak şekilde sıkıntı çekmeyeceklerine dair bir vesvese verdi. Akabinde Allah, onlar için korkunun yerine emin olacakları güvenliği sağladı, ve onların üzerine gökten su indirdi ki bununla onları temizlesin, onlar bu suyu içsin, ayaklarının altındaki kum sağlamlaşsın ve onların ayakları sağlam bassın. Şu ilahi beyanda belirtildiği gibi: Sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini üzerinizden gidermek, cesaretinizi arttırmak ve o sayede ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için gökten üzerinize su indiriyordu. Müfessirler şöyle demiştir: Şeytanın pisliği. Şeytanın onlara verdiği vesvese. Denildi ki: Pislik, günah demektir. Bu günah, onlardan gitmiştir. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Bu, pisliktir veya günahtır". Sizi onunla temizlemek için gökten üzerinize su indiriyordu. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenab-ı Hak bunu nimetteki mübalağa bakımından beyan etmiştir. Buna göre Cenab-ı Hak gökten onların ihtiyaçlarından fazlasını indirdiğini bildirmiştir, ta ki kendilerini ve bedenlerini temizleyecek kadar su bulsunlar. Onlardan şeytanın pisliği de gitmiştir. Cenab-ı Hak, pisliğin giderileceği vasıtayı da bildirmiştir. Çünkü pislik, azaptır. Burada pislik belirtilmiş; fakat kastedilen, pisliğin sebebidir. Şeytanın pisliğini üzerinizden gidermek için. Denildi ki: Şeytanın vesvesesi. Bu, bazı rivayetlerde aktarıldığı durumu ifade etmektedir. Buna göre müslümanlar şiddetli bir zayıflığa maruz kalmışlardı. Şeytan onların kalplerine ümitsizlik vermişti. 0, onlara vesvese veriyor ve şöyle diyordu: Siz Allah'ın dostları olduğunuzu ve resulünün aranızda olduğunu iddia ediyorsunuz. Müşrikler ise suyu ele geçirme hususunda sizi yendi. Sizler cünüpken namaz kılıyorsunuz. Bunun üzerine Allah onların üzerine şiddetli bir yağmur yağdırdı. Müslümanlar bundan su içtiler, temizlendiler ve onlardan şeytanın pisliği gitti. Yağmur değince kum sertleşti, insanlar ve hayvanlar üzerinde yürüdüler. Böylelikle o topluluğa saldırdılar. Allah peygamberine ve müminlere bin melekle yardım etti. Bu durum şu ilahi beyanla ifade edilmiştir: "Meleklerden peşi peşine gelen binlik kuvvetlerle".

      Cesaretinizi arttırmak ve o sayede ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için. Bu beyan hakikat anlamıyla ayakların yere sağlam basması manasına gelebilir. Onların bulunduğu durumda sebat anlamına gelmesi de mümkündür. "Rabt" (الربط) bir şeyi bağlamak demektir. Cesaretinizi arttırmak mealindeki ilahi beyanın şu anlama gelmesi de mümkündür: Yani kalpleri bağladı ta ki Allah onları çeşitli musibetler ve belalarla imtihan etse dahi onlardan hiç biri bulunduğu durumdan ayrılmasın ve ayağı kaymasın. Cenab-ı Hak tevhit ve imanda da bağlanma (rabt) ve sağlam durmayı (tesbit) belirtmiştir. Şu ilahi beyanlar bunu ifade etmektedir: "Senin kalbine iyice yerleştirmek için"; cesaretinizi arttırmak için; "onların yüreklerini güçlendirdik". Yine Cenab-ı Hak, şirk ve inkar konusunda mühürleme (tab' ve hatm), kilit (kufl) ve benzeri kavramları belirtmiştir. En doğrusunu Allah bilir ya, bu, tercihleri yüzünden onlara yönelik bir cezalandırmadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yugaşşîkumu (يُغَشِّيكُمُ)

        Kelimenin kökü ğ-ş-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi örtmek, bürümek, sarmalamak ve üstünü tamamen kapatmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kökün uyku bağlamında kullanıldığında insanın şuurunu, idrakini ve duyularını dış dünyaya karşı koruyucu bir perde gibi kapatmasını ifade ettiğini kaydeder. Gündelik bir uyuma eyleminden (nevm) ziyade, dışarıdan gelen ilahi bir etkiyle bilincin örtülmesi (tağşiye) durumudur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir bağlamında bu fiilin, savaştan önceki gece yaşanan yoğun kaygı ve ölüm korkusunun, ilahi bir müdahaleyle gönderilen hafif uyku vasıtasıyla "örtülmesini", askerlerin psikolojik olarak dış dünyanın dehşetinden ve panik halinden yalıtılmasını anlattığını belirtir.

        en-Nu'âse (النُّعَاسَ)

        Kelimenin kökü n-a-s harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kelimeyi "uykuya dalmadan önceki hafif dalgınlık, uyuklama, ağırlık ve gevşeme hali" olarak açıklar. İnsanın tamamen şuurunu kaybettiği derin uyku (nevm) veya kendinden geçme durumu (sübât) ile aynı şey değildir.

        Râgıb el-İsfahânî, nu'âs kavramını zihni tamamen kapatmayan, bedeni dinlendiren ancak tehlike anında hemen uyanmaya müsait olan sükunet verici hafif uyku olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, insanın etrafa karşı en savunmasız hali olan uykunun, burada fizyolojik bir zafiyet değil, askeri bir kriz anında ilahi bir terapi aracı olarak kullanıldığına dikkat çeker. Ölümle yüz yüze gelinecek bir savaşın arifesinde yaşanan bu uyku, doğanın normal akışından koparılıp teolojik bir dinlenme ve sükunet bağışına dönüştürülmüştür.

        Emeneten (أَمَنَةً)

        Kelimenin kökü e-m-n harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kökün anlamını "korku, panik ve tehlikenin zıddı; kalbin sükunet bulması, huzur ve emniyet hali" olarak verir.

        Râgıb el-İsfahânî, "emenet" kelimesini dışsal bir tehlikenin fiziksel olarak yokluğundan ziyade, tehlike anında dahi insanın iç dünyasında hissettiği varoluşsal sükunet ve korkusuzluk duygusu olarak açıklar. "Emeneten" kavramı, savaş öncesindeki o hafif uykunun (nu'âs) sadece biyolojik bir yorgunluk atma değil, doğrudan psikolojik bir güvence, ilahi bir yatıştırma mekanizması olduğunu gösterir.

        Yunezzilu (وَيُنَزِّلُ)

        Kelimenin kökü n-z-l harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin yüksek bir yerden aşağıya inmesi, düşmesi veya bir yere konaklaması" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, eylemin "tenzil" babında (tef'il) kullanılmasının etimolojik bir inceliğe dayandığını söyler. Buna göre tenzil; suyun (yağmurun) tek bir kütle halinde yıkıcı bir şekilde değil, parça parça, kademeli, fayda verecek ve belirli bir amaca hizmet edecek şekilde dengeli olarak indirilmesini ifade eder.

        es-Semâi (السَّمَاءِ)

        Kelimenin kökü s-m-v harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kök anlamının "yükseklik, yücelik ve üstte olma" olduğunu kaydeder. Yeryüzünün üstünde kalan, onu bir çatı gibi kaplayan her şeye etimolojik olarak gök (sema) denir.

        Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "şamayim" ve Süryanice/Aramice "şmayya" (gökler) kelimeleriyle aynı kökten geldiğini; Sami dillerinde hem fiziksel gökyüzünü hem de ilahi rahmetin ve otoritenin kaynağı olan yüce katı ifade eden ortak ve arkaik bir kelime olduğunu belirtir.

        Mâen (مَاءً)

        Kelimenin kökü m-v-h (veya m-v-e) harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kelimenin köken itibarıyla hayat kaynağı olan sıvıya işaret ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, su kavramının Kur'an bağlamında sadece susuzluğu gideren biyolojik bir madde olmadığını; gökten inen her türlü ilahi rahmetin, dirilişin ve temizliğin somut bir sembolü olduğunu ifade eder.

        Liyutahhirakum (لِّيُطَهِّرَكُم)

        Kelimenin kökü t-h-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "her türlü kirden, pislikten, noksanlıktan arınmak ve temiz/saf olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, taharet kavramını iki ana başlıkta inceler: Birincisi su ile gerçekleşen fiziki kirden arınma, ikincisi ise günah, vesvese veya korku gibi psikolojik kirden (manevi pislikten) arınmadır. Ayetteki yağan su ile "temizlenme" fiili, hem Bedir öncesi ihtiyaç duyulan bedensel temizliği (abdest veya gusül ihtiyacını) gidermeyi hem de şeytanın vesvesesinden kaynaklanan ruhi bulanıklığın, endişenin ortadan kaldırılmasını (manevi taharet) eş zamanlı olarak kapsar.

        Ricze (رِجْزَ)

        Kelimenin kökü r-c-z harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kökün anlamını "bir şeyin titremesi, sarsılması, zayıflıktan veya korkudan dolayı düzensiz hareket etmesi" olarak verir. Hastalıktan dolayı titreyen deveye de bu kökten hareketle bir isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, ricz kelimesini "insana azap, iğrençlik, şüphe ve korku veren her türlü pislik veya ceza" olarak açıklar. Şeytanın riczi, Bedir gecesinde susuzluk endişesi sebebiyle veya düşmanın büyüklüğü karşısında şeytanın fısıldadığı vesveseler yüzünden askerlerin kalbinde oluşan ruhsal sarsıntı, güvensizlik ve titreme halidir.

        Toshihiko Izutsu, şeytani vesvesenin burada "ricz" kelimesiyle somutlaştırılmasını analiz eder. Izutsu'ya göre ricz, insanın iç dünyasını sarsan (kök anlamındaki titreme), iradesini zayıflatan ve ontolojik güvenini tehdit eden yıkıcı bir psikolojik azaptır. Gökten yağan yağmur, fiziki bir temizleyici (su) olduğu kadar, bu ontolojik sarsıntıyı (riczi) dindiren somut ve teolojik bir müdahaledir.

        eş-Şeytâni (الشَّيْطَانِ)

        Kelimenin kökü ş-t-n harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "uzaklaşmak, muhalefet etmek, haktan, doğrudan ve merhametten fersah fersah uzak olmak" (şetana) anlamına geldiğini belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin İbranice ve Aramicede "satan" (düşman, karşı çıkan, muhalif) kelimesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu kaydeder. Başlangıçta genel anlamda bir hasmı veya muhalifi tanımlayan bu kelime, İbrahimi monoteistik literatürün gelişimiyle birlikte Kur'an'da da mutlak kötülüğün, vesvesenin ve insanın manevi düşüşünün şahıslaştırılmış failine (özel isme) dönüşmüştür.

        Liyerbıta (وَلِيَرْبِطَ)

        Kelimenin kökü r-b-t harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi çözülmemesi, dağılmaması ve kopmaması için sağlamca bağlamak, düğümlemek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kalbi bağlamak" (ribât) metaforunu detaylandırır. Korku veya şiddetli heyecan anında yerinden çıkacakmış gibi çarpan veya umutsuzlukla dağılmaya yüz tutan kalbe sebat, sabır ve sarsılmaz bir cesaret verilmesine, Arapçada "kalbi rabt etmek" denir. Ayette kalbin dağılmasının engellenmesi, ilahi bir iple sağlam bir şekilde düğümlenmesi olarak tasvir edilmiştir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, Arap dilinde binek hayvanını belirli bir yere bağlayıp savaşa ve tehlikeye hazır tutma eyleminin (ribât) de bu kökten türediğine dikkat çeker. Aydar'a göre Allah'ın müminlerin kalbini rabt etmesi; paniğe kapılıp kaçma veya pes etme eğilimindeki insan doğasını (nefsi), ilahi bir sabır ipiyle savaş meydanına sımsıkı sabitlemesi, dağılma refleksini durdurmasıdır.

        Yusebbita (وَيُثَبِّتَ)

        Kelimenin kökü s-b-t harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kök anlamını "bir şeyin yerinden oynamayacak şekilde sağlam kalması, devamlılığı, sarsılmazlığı, yerleşme ve sebat etme hali" olarak açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, tesbit eylemini, kararsızlığı, sarsıntıyı ve gerilemeyi durdurarak, ayağı veya fikri belirli bir noktaya çivilemek, sağlamlaştırmak ve sarsılmaz bir hale getirmek olarak tanımlar.

        el-Akdâm (الْأَقْدَامَ)

        Kelimenin kökü k-d-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "ilerlemek, öne geçmek ve bir şeyin ön kısmı" olduğunu belirtir. İnsanı ileriye doğru taşıdığı ve bedeninin öncüsü olduğu için ayağa "kadem" (çoğulu akdâm) ismi verilmiştir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir savaş meydanının kumlu ve kaygan yapısına dikkat çekerek, bu kelimenin yağmur (mâen) bağlamındaki çift katmanlı anlamını inceler. Öztürk'e göre gece yağan yağmur hem gevşek çöl kumunu sertleştirerek askerlerin "fiziksel ayaklarını" (akdâm) yere sağlam basmasını sağlamış (tesbit) hem de bu fiziki güvenle birlikte savaştan kaçmama, düşman karşısında gerilememe ve ileri atılma yönündeki "psikolojik ayaklarını/durşlarını" pekiştirmiştir. Fiziksel zeminin (kumun) ve ruhsal zeminin (cesaretin) ilahi bir yağmurla aynı anda sertleştirilmesidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X