Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 99. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 99. Ayet

    وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُـرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vehuve-lleżî enzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi nebâte kulli şey-in feaḣracnâ minhu ḣadiran nuḣricu minhu habben muterâkiben vemine-nnaḣli min tal’ihâ kinvânun dâniyetun vecennâtin min e’nâbin ve-zzeytûne ve-rrummâne muştebihen veġayra muteşâbih(in)(k) unzurû ilâ śemerihi iżâ eśmera veyen’ih(i)(c) inne fî żâlikum leâyâtin likavmin yu/minûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gökten su indiren O'dur. (Buyurdu ki:} İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de, kendisinden üst üste binmiş taneler bitireceğimiz bir yeşil bitki, hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik; birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır:

      Allah Bütün Bitkileri İnsanlar İçin Yaratmıştır

      Gökten su indiren O'dur. (Buyurdu ki:) İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. Cenab-ı Hak burada gökten su indirmek ve onunla her türlü bitkileri bitirmek suretiyle insanlara yaptığı lütfunun büyüklüğünü hatırlatmaktadır; tıpkı daha önce karanlıklarda ve yollarını karıştırdıklarında yollarını bulmaları için yıldızları onlara lütfettiğini, geceyi dinlenmek ve istirahat etmek için, gündüzü de geçimini temin etmek ve hareket etmek için onlara ihsan ettiğini, güneşi ve ayı da ürünlerin yetişmesini ve olgunlaşmasını sağlaması, yapacakları anlaşmalarda gerekli olan yılların sayısını, hesabı ve süreleri bilmeleri gibi faydaları için ihsan ettiğini hatırlattığı ve bunlara benzer birçok nimeti insanlara lütfettiği gibi. Bütün bu hatırlatmalardan maksat, insanların bu nimetlere karşılık olan şükürlerini Allah'tan başkasına yöneltmemeleri ve O'ndan başkasını ilah edinmemeleridir. En'am suresinin büyük çoğunluğunun Allah'ın birliğini ve ulCıhiyyetini ispat ile risaleti ve nübüvveti ve ölümden sonra dirilmeyi ispat konusunda müşriklere karşı delil getirmek için nazil olduğunu daha önce söylemiştik. Çünkü onlar bütün bunları inkar ediyorlardı.

      İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. Buradaki her çeşit bitki ifadesinin, yaratılanların ihtiyaç duydukları ve Cenab-ı Hakk'ın yerden çıkardığı her çeşit bitkinin aslının su olduğu bilinsin diye anlamına gelmesi muhtemeldir; Allah insanların, bütün hayvanların ve kuşların gıdası olan şeyleri onunla bitirmektedir. Nitekim başka bir ayette de şöyle buyurmuştur: "Her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hala inanmayacaklar mı?" Cenab-ı Hak her çeşit bitkiyi sudan yarattığını ve her şeye onunla hayat verdiğini haber vererek insanlar için suda yarattığı faydaların büyüklüğünü kendilerine hatırlatmaktadır.

      Ondan da yeşil bir bitki yarattık. Denildi ki: Ayetteki "bihi" (بِهِ) zamiri, yerden ilk çıktığında yeşil çıkar, her bitki başlangıçta yeşildir, sonra başka renge döner manasına gelir. Bazıları da şöyle dediler: Buradaki "bihi" (بِهِ) zamiri, su ile canlı ve yeşil kalır, su olmasaydı kurur ve başlangıçtaki hali değişirdi anlamına gelir. Kendisinden üst üste binmiş taneler bitiririz. Bu ilahi beyanda da Cenab-ı Hak, bunları programlayıp yaratanın sudan başka biri olduğunu insanlar bilsinler diye lütfunu ve bir tohumdan birbirinin üstünde sıralanmış taneler yarattığını haber vermekte, sonra da bütün yaratılanlar bir araya gelse bunun benzerini yapamayacaklarını açıklamaktadır.

      Bu ayet-i kerime, Cenab-ı Hakk'ın her şeyi örneksiz ve vasıtasız yarattığına işaret etmektedir; her ne kadar tohumdan ve çekirdekten yeşil bitkiler çıkarması gibi bazı şeyleri birtakım vasıtalarla yaratmış ise de, tanenin içinde bitki yoktur. Sonra o bitkiden yeşil hububat çıkarmıştır, fakat o bitkinin içinde de yeşil hububat bulunmamaktadır. Bütün bunlar Cenab-ı Hakk'ın her şeyi örneksiz ve vasıtasız yarattığını insanlar bilsinler diyedir.

      Bu ayet Dehriler'in, maddenin tek bir şeyden oluştuğuna ilişkin iddialarını da reddetmektedir. Nitekim binlerce çekirdeğin veya tohumun tek bir çekirdeğin içinde veya tek bir tohumun içinde toplanması yahut uzun, kalın ve büyük bir ağacın bir çekirdeğin veya tohumun içine sığma ihtimali yoktur.

      Hurmadan. Yani su vasıtasıyla hurmadan tomurcuğunu çıkarmaktadır. Bunda da Allah'ın lütfunun ve programlamasının büyüklüğü görülmektedir; çünkü hurmaya ve ağaçlara kökleriyle suyu içme kabiliyetini vermekte, sonra bu su gövdeden dallara dağılmakta, sonra da ondan meyveler ve yeşillikler çıkmaktadır; bunlar da Allah'ın tasarrufunun yanı sıra takdir ve lütfunun büyüklüğü bilinsin diyedir.

      Sarkan salkımlar. Şöyle denmiştir: "Kınvan" (قِنْوَان) hurma meyvesinin toplandığı salkımdır, bu kelimenin müfredi "kınvun" (قِنْو) gelir. Ayetteki "daniye" (دَانِيَة) kelimesi hakkında Hasan-ı Basri şöyle dedi: Üzüm, hurma ve hububat salkımlarında görüldüğü üzere taneleri birbiri üstüne sıralanmış olan, toplu bulunan ve dağılmış olmayan demektir; her ne kadar bu sıfat ayette sadece hurma için kullanılmış ise de, her çeşit ürün için de geçerlidir. Bazıları şöyle dediler: "Daniye" kelimesi, yere yapışmış manasına gelir; oturan da ayakta duran da onu alabilir. İbn Abbas (r.a.) şöyle deniştir: "Kınvanun daniye" (قِنْوَانٌ دَانِيَة), dalları yere değen kısa hurmalar demektir.

      Üzüm bağları. Yani o su ile Allah üzüm bağlarını yetiştirir. Zeytin ve nar bahçeleri. Buna yine su ile zeytin ve nar yetiştirir anlamı verilmiştir. Bazıları şöyle dediler: Zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik; birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Yani zeytinin yaprağı görünüşte narın yaprağına benzer. Benzemeyeni var. Yani meyveleri renk ve tat itibariyle birbirine benzemez. Ancak bütün ağaçlar ve bütün meyveler böyledir, bazıları bazısına benzemez; bunun gövdesi öbürüne benziyor, fakat meyveleri ve taneleri farklıdır, bazı meyveler renk olarak birbirine benzer, fakat tadı farklıdır. Bazılarının da tadı birbirine benzer, fakat rengi farklıdır. Bütün bunların da su ile olmadığını, onları takdir edip yöneten ve böyle latif şekilde yaratanın başkası olduğunu insanlar bilsinler diyedir, çünkü bütün bunlar şayet su ile olsaydı, renkte, tatta, gövdede ve yaprakta görülen farklılığın olmaması gerekirdi. Bu durum, onların alim, müdebbir ve hakim olan kendileri dışında biri tarafından yaratıldığını gösterir, kendi lütfu nasıl arzu etmiş ise o şekilde yaratmıştır.

      Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Buradaki bakma emrinin farklı anlamlara gelme ihtimali vardır. Yani o meyveleri bir halden başka bir hale, bir renkten başka renge nasıl çevirip değiştirdiğine bakın! Allah onları aynı saatte ve öyle bir güzellikte ortaya çıkarıyor ki, onu takdir etmek, ayrıca kaç tane ve ne miktarda ürün çıktığını bilmek için yaratılanlar bir araya gelse buna da güçleri yetmez. Bu da Cenab-ı Hakk'ın bütün yaratıkları bir anda diriltmeye kadir olduğunu insanların bilmeleri içindir. Uzaklığına rağmen gökten yağmur indirmek, şaşılacak bir mucize ve tam bir hikmettir. Allah yağmuru damla damla indirmektedir, o kadar ki yağmurun çokluğuna, bolluğuna ve göğün de uzaklığına rağmen damlalar birbirlerine karışmamaktadır. Böyle bir şeyi korumak için bütün yaratılanlar bir araya gelseler de buna güçleri yetmez. İşte bu da onu, müdebbir, alim ve hakim birinin yapmakta olduğuna işaret eder.

      Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır. Tasdik edip ve iman edenler için bunların ibret olacağını daha önce belirtmiştik. Ancak inat edip, aklına karşı direnenler ve bunları tefekkür etmeyenler, Allah'ın ayetlerinin hayret verici mahiyetini ve O'nun lütfunun büyüklüğünü anlayamazlar.

      Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Bu ayetin hikmetini ifade eden başka iki şık daha vardır. Meyve verirken her birinin meyvesine bakın! Meyvesi ilk olarak tek bir renkte iken, bir tane olarak ve aynı tat ile çıkarken, sonra renginin ve tadının nasıl değiştiğine, miktarının nasıl da farklılaştığına bakın. Her şeyi vasıtasız yaratma gücüne sahip, Alim, Hakim ve tek olan bir yaratıcının tasarruf ve takdiri ile olduğunu insanlar bilsinler diye böyle yaratılmıştır. Çünkü bunlar şayet müdebbir birinin tasarrufu ile olmasa ve bir vasıta ile olsaydı, o vasıta hepsi için aynı idi, dolayısıyla ürünlerin hepsinin aynı olmaları gerekirdi. Bu durum Cenab-ı Hakk'ın onları vasıtasız olarak bizzat yarattığına işaret eder. İkincisi, Meyve verirken her birinin meyvesine bakın! Cenab-ı Hakk'ın onları nasıl da insanın zevkine ve arzusuna uygun hale getirdiğine bakın. Allah insanlara onlardan tat alabilmeleri için olgunlaşmasını beklemelerini, pişirmelerini ve benzeri vesileleri öğretti. Aynı zamanda yerden çıkan meyvelerde olduğu gibi diğer canlılar için de besleyici ürünler yarattı. Bu da, diğer canlıları ve hayvanları da beşerin faydalanması için onların emrine amade kıldığını insanların bilmeleri içindir; insan, her şeyin kendisi için yaratıldığı gaye varlıktır. Her türlü güç ve kuvvet sadece Allah sayesindedir. Lütuf ve fazilet O'na mahsustur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Enzele (أَنْزَلَ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "n-z-l" kökünün yüksek bir yerden aşağıya inmek, inip konaklamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" eylemini ontolojik bir bağlamda tanımlar; ilahi rahmetin ve rızkın (suyun) aşkın bir boyuttan (gökten) yeryüzündeki fiziksel aleme, yaşamı tetiklemek üzere indirilmesidir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Gökten suyu indiren O'dur" (ve hüvellezî enzele mines semâi mâen) cümlesinin taşıdığı kelamî gücü tahlil eder. Geç Antik Çağ ve cahiliye inançlarında yağmuru yıldızların (nev' inancı) veya pagan bereket tanrılarının yağdırdığı şeklindeki o mitolojik aklı yıkarak; yaşamın en temel kaynağı olan suyun mutlak ve tekil bir "failin" (Allah'ın) tasarrufunda olduğunu sabitleyen sarsılmaz bir tevhid ilanı olduğunu vurgular.

        Mâen (مَاءً)

        İbn Fâris, "m-v-h" kökünün temelinde su, akışkanlık ve canlılığın kaynağı olma anlamlarının yattığını aktarır. Toshihiko Izutsu, su (mâ) kavramının Kur'an'ın sembolik dilindeki yerini inceler. Su, sadece biyolojik bir sıvı değil; ölü ve kurak bir çölün aniden yeşermesini (dirilmesini) sağlayan yapısıyla, ahiretteki "ölülerin dirilişi" (ba's) dogmasını insan aklına ispatlamak için kullanılan en güçlü ontolojik ve fenomenolojik kanıttır. Yeryüzünün su ile dirilmesi, insan bedeninin mahşerde dirilmesinin en rasyonel provasıdır.

        Nebâte (نَبَاتَ)

        İbn Fâris, "n-b-t" kökünün sözlükte toprağı yararak çıkmak, bitmek, gizli olanın açığa çıkması ve fışkırmak anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "nebat" kavramını, cansız (inorganik) topraktan organik bir varlığın, gizli bir potansiyelin fiiliyata geçmesi olarak felsefi bir boyutta açıklar.

        Hadıran (خَضِرًا)

        İbn Fâris, "h-d-r" kökünün yeşillik, tazelik, canlılık ve bitkinin o taze renkli hali anlamlarına geldiğini kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin taşıdığı vizüel (görsel) ve estetik sarsıntıyı değerlendirir. "Ondan da yemyeşil bir filiz çıkardık" (fe ahracnâ minhü hadıran) tasvirinin; tek renkli, kurak ve cansız bir çöl zemininden aniden fışkıran o canlı yeşilliğin yarattığı şok etkisini resmettiğini; bunun doğanın kendi kendine ürettiği bir tesadüf değil, kusursuz bir ilahi sanatçının fırça darbesi (yaratma eylemi) olduğunu vurgular.

        Habben (حَبًّا)

        İbn Fâris, "h-b-b" kökünün temelinde tohum, tane, bir şeyin aslı/özü ve (sevgi anlamındaki hubb kelimesiyle akraba olarak) kalbin meylettiği öz anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tohum (habbe) kavramını, bitkinin hem nihai ürünü hem de bir sonraki hayat döngüsünün başlangıç noktası olarak tanımlar; bu, ilahi rızkın (tasarımın) kendi içindeki o kusursuz sürekliliğidir.

        Mütarâkiben (مُتَرَاكِبًا)

        İbn Fâris, "r-k-b" kökünün sözlükte binmek, bir şeyi diğerinin üzerine yerleştirmek ve üst üste yığılmak anlamlarına geldiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "üst üste binmiş/dizilmiş taneler" (habben mütarâkiben) betimlemesini tahlil eder. Buğday veya mısır başağındaki o kusursuz geometrik dizilimin; bir tek tohumdan yüzlerce tanenin intizamlı bir şekilde çoğaltılması eyleminin (bereketin), yaratıcının evrendeki o cömert ve matematiksel mimarisini ispatlayan eşsiz bir gözlem nesnesi olduğunu vurgular.

        Kınvânün (قِنْوَانٌ)

        İbn Fâris, "k-n-v" kökünden türeyen bu kelimenin hurma ağacından sarkan salkımlar anlamına geldiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki tarımsal lügatin çok kadim bir parçası olduğunu; hurmanın Arabistan coğrafyasındaki yaşamsal öneminden dolayı, bu kelimenin dini/monoteistik metinlerde ilahi cömertliğin en somut göstergesi olarak kodlandığını filolojik verilerle sunar.

        Dâniyetün (دَانِيَةٌ)

        İbn Fâris, "d-n-v" kökünün temelinde yakınlık, sarkmak, kolay erişilebilir olmak ve alçaklık anlamlarının yattığını belirtir. Angelika Neuwirth, "yakın/sarkan salkımlar" (kınvânün dâniyetün) tamlamasını Geç Antik Çağ'ın cennet (paradisiyak) tasvirleri üzerinden okur. Kur'an'ın bu sıfatı dünyevi bir ağaç için kullanarak; yaratıcının sadece rızkı var etmekle kalmayıp, onu insanın uzanıp alabileceği kadar şefkatli, nezaketli ve "erişilebilir" (dâniye) bir tasarımla sunduğunu; bu durumun doğadaki estetiğin arkasında merhametli bir Fail'in olduğunu gösterdiğini ifade eder.

        Müştebihen (مُشْتَبِهًا)

        İbn Fâris, "ş-b-h" kökünün iki şeyin birbirine benzemesi, aynı cinsten görünmesi ve ayırt etmenin zorlaşması anlamlarına geldiğini tespit eder. Râgıb el-İsfahânî, "müştebih" kavramını; şekil, renk veya ağaç yapısı itibarıyla birbirine dışsal olarak benzeyen bitkiler/meyveler olarak tanımlar.

        Müteşâbihin (مُتَشَابِهٍ)

        İbn Fâris, yine aynı "ş-b-h" kökünden türeyen bu kelimenin olumsuzluk edatıyla "benzemeyen / farklı olan" (gayra müteşâbih) şeklinde kullanımını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "birbirine benzeyen ve benzemeyen" (müştebihen ve gayra müteşâbih) şeklindeki zıtlık kurgusunu kelamî bir kanıt (burhan) olarak inceler. Aynı topraktan, aynı sudan ve aynı güneşten beslenen ürünlerin (üzüm, zeytin, nar) tat, koku, vitamin ve mahiyet olarak birbirine "asla benzememesinin"; evrendeki işleyişin kör bir tabiat yasası (natüralizm) olmadığını, aksine aynı maddeden sonsuz farklılıkta ürünler çıkarabilen mutlak, bilinçli ve özgür bir İrade'nin (Allah'ın) varlığını ispatlayan sarsılmaz bir argüman olduğunu tahlil eder.

        Yen'ıhî (يَنْعِهِ)

        İbn Fâris, "y-n-a" kökünün sözlükte meyvenin kızarması, olgunlaşması, kemale ermesi ve yenecek kıvama gelmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yen'" kavramını, potansiyelin tamamen fiiliyata döküldüğü ve ilahi tasarımın meyve üzerindeki o nihai mükemmellik (kıvam) noktası olarak açıklar.

        Ünzurû (انْظُرُوا)

        İbn Fâris, "n-z-r" kökünün temelinde gözle bakmak, beklemek, düşünmek ve bir şeyin ardındaki manayı kavramak için dikkat kesilmek anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayetteki "Bakın!" (ünzurû) emrini Kur'an'ın bilgi felsefesi (epistemolojisi) ekseninde tahlil eder. Bu eylemin sıradan, biyolojik ve yüzeysel bir optik bakış olmadığını; meyvenin ilk oluşumundan (semerihî) olgunlaşmasına (yen'ıhî) kadar geçen o süreci felsefi bir şuurla "okumayı", doğa fenomenlerinin arkasındaki metafizik İrade'yi deşifre etmeyi emreden fenomenolojik bir gözlem ve tefekkür çağrısı olduğunu detaylandırır.

        Âyâtin (لَآيَاتٍ)

        İbn Fâris, kelimenin tekili olan "âye" sözcüğünün bir şeyin varlığına işaret eden alamet, kanıt ve mucize anlamına geldiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, "Şüphesiz bunlarda inanan bir toplum için ayetler vardır" (inne fî zâliküm le âyâtin li kavmin yü'minûn) şeklindeki kapanış cümlesini Geç Antik Çağ'ın "mucize" beklentileri bağlamında değerlendirir. Paganların ve önceki toplumların peygamberlerden gökten inen melekler veya dağların altına dönüşmesi gibi olağanüstü/anormal "ayetler" beklediğini; Kur'an'ın ise mucize tanımını tamamen değiştirerek, topraktan çıkan bir filizi ve olgunlaşan bir meyveyi (rutin doğa yasasını) mutlak bir "ayet/mucize" olarak ilan ettiğini; böylece aklı hurafelerden kurtarıp bilime, gözleme ve rasyonaliteye dayalı bir "doğa teolojisi" inşa ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X