Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

En'âm Sûresi, 81. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    En'âm Sûresi, 81. Ayet

    وَكَيْفَ اَخَافُ مَٓا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناًۜ فَاَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِۚ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekeyfe eḣâfu mâ eşraktum velâ teḣâfûne ennekum eşraktum bi(A)llâhi mâ lem yunezzil bihi ‘aleykum sultânâ(en)(c) feeyyu-lferîkayni ehakku bil-emn(i)(s) in kuntum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?

      Siz, Allah'a ortak koşmaktan korkmazken ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edilmiştir: Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Yani Allah'a ortak koştuğunuz putlardan nasıl korkarım? Üstelik Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken. Yani diyor ki: Allah'ın Kitab'ında, mazeret olarak ileri sürecekleri bir delilleri yokken. İki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Yani iki din mensuplarından hangisi, ben mi, yoksa siz mi güvende olmaya daha layıksınız? Biliyorsanız (söyleyin), ben tek bir ilaha kulluk yapıyorum, siz ise pek çok tanrıya tapıyorsunuz. Şöyle denilmiştir: Onlar Hz. İbrahim'i (s.a.), kendi tanrılarına tapmayı ve kulluk konusunda onları Allah'a ortak koşmayı terk ettiği için korkutuyorlardı. Bunun üzerine o şöyle dedi: Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Yani Allah'a ortak koştuğunuz putlardan nasıl korkarım? Üstelik Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm -yani ortağı bulunduğuna dair bir delil- indirmediği başka şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmazken. Sonra şöyle devam etti: İki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Ben mi, yoksa siz mi? Tek bir ilaha kul olan mı güvende olmaya daha layıktır, yoksa büyük-küçük, erkek-kadın bir çok ilaha kul olan mı?

      Yahut şöyle denilir: Sizin, ne kendilerini terk ettiğimde bana bir zarar veren ve ne de dediğinizi yaptığımda bana fayda veren Allah'tan başka taptığınız tanrılara tapmayı terk etmekten dolayı ben neden korkayım? Üstelik siz, kendisine kulluğu terk ettiğinizde size zarar vermek gücüne, O'na kulluk yaptığınızda da fayda vermek kudretine sahip olan benim Allah'ıma kul olmayı terk etmekten korkmazken. İki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Zarar ve fayda verme kudretine sahip olan tek bir ilaha tapan mı, yoksa bu kudrete sahip olmayan ilahlara tapan mı?

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ehâfü (أَخَافُ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "h-v-f" kökünün sözlükte yaklaşan bir tehlikeden dolayı sükûnetin bozulması, güvenlik hissinin yitirilmesi ve bedensel/ruhsal bir panik hali anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını, insanın kendi varlığına zarar verebilecek dışsal bir gücün otoritesini içselleştirerek hissettiği psikolojik terör ve sarsıntı olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İbrahim'in bu kelimeyi bir soru kalıbı içinde ("Nasıl korkarım?") kullanmasını, diyalektik bir ustalık olarak tahlil eder. Müşriklerin, putları reddedenleri "tanrıların çarpmasıyla" tehdit ettikleri o kadim psikolojik savaş yöntemine karşı; İbrahim'in bu korkuyu onlara iade ettiğini, rasyonel aklın cansız nesnelerden korkmasının mantıksal olarak imkansız olduğunu ilan eden sarsılmaz bir özgüven beyanı olduğunu vurgular.

        Eşraktüm (أَشْرَكْتُمْ)

        İbn Fâris, "ş-r-k" kökünün temelinde iki veya daha fazla şeyin değerde, otoritede veya mülkiyette birbirine karışması, teklik ve saflık vasfının bozulması anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç semantiğinde bu kelimenin sadece teorik bir teoloji hatası değil; evrenin mutlak yaratıcısının gücünü, hiçbir ontolojik karşılığı olmayan aciz nesnelere (putlara) paylaştıran varoluşsal bir nankörlük ve isyan (şirk) eylemi olduğunu inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin muhataplara yönelik (eşraktüm / sizin ortak koştuklarınız) kullanılmasındaki ironiyi değerlendirir. Müşriklerin, İbrahim'in putlardan korkmasını beklerken; asıl kendilerinin, yaratıcıya karşı işledikleri bu en büyük "ortak koşma" suçundan dolayı mutlak bir korku ve panik içinde olmaları gerektiğini yüzlerine çarpan muazzam bir tersine çevirme (retorik) sanatı olduğunu tahlil eder.

        Sultânen (سُلْطَانًا)

        İbn Fâris, "s-l-t" kökünün etimolojik tabanında üstün gelmek, kahretmek, keskinlik, zapt etmek ve mutlak otorite kurmak anlamlarının yattığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "sultan" kavramını bilgi felsefesi (epistemoloji) bağlamında tanımlar; bu, sıradan bir fikir değil, tıpkı bir kralın uyruklarına boyun eğdirmesi gibi, muhatabın aklını teslim alan, şüpheyi tamamen yok eden keskin, reddedilemez ve ezici "mutlak delil / burhan" demektir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki köklerine inerek, Aramice ve Süryanicedeki "şultânâ" (iktidar, siyasi/dini yetki) sözcüğüyle doğrudan akraba olduğunu; bölgenin kadim hukuki ve teolojik metinlerinde meşruiyeti sağlayan temel bir otorite belgesi anlamı taşıdığını kanıtlarıyla sunar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, İbrahim'in "Hakkında size hiçbir sultan (delil/yetki) indirmediği şeyleri..." şeklindeki itirazını değerlendirir. Putperestliğin en zayıf noktasının burası olduğunu; müşriklerin inançlarının ne ilahi bir vahye (indirilmiş bir belgeye) ne de rasyonel bir temele (sultana) dayandığını, sadece kör bir atalar taklidi olduğunu ifşa eden sarsıcı bir entelektüel yıkım (dekonstrüksiyon) hamlesi olduğunu vurgular.

        El-Ferîkayni (الْفَرِيقَيْنِ)

        İbn Fâris, kelimenin türediği "f-r-k" kökünün sözlükte bir bütünü ikiye yarmak, birbirinden kesin çizgilerle ayırmak ve belirginleştirmek anlamına geldiğini belirtir. "Ferîk", diğerlerinden farklı bir ideolojiye veya özelliğe sahip olan bağımsız gruptur. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tesniye (ikil) kalıbıyla kullanılmasını; hak ile batılın, muvahhid (tevhid ehli) ile müşriklerin birbirine asla karışmayacak iki zıt ontolojik kutup olarak ayrışması şeklinde açıklar. Patricia Crone, kelimeyi Geç Antik Çağ'ın kabileci (asabiyet) yapısı üzerinden okur. İbrahim'in tek başına olmasına rağmen kendisini devasa bir topluluğa (kavmine) karşı eşdeğer bir "taraf/grup" (ferîk) olarak konumlandırmasının; hakikatin değerinin kalabalıkların sayısıyla değil, dayanılan inancın felsefi gücüyle ölçüldüğünü ilan eden sarsılmaz bir bireysel duruş olduğunu ifade eder.

        Ehakku (أَحَقُّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün temelinde değişmezlik, sabitlik, kesinlik ve bir şeyin yerli yerine oturması (hak olması) anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ism-i tafdil (üstünlük) kalıbında olan bu kelimeyi; bir iddiada bulunmaya, bir makama veya bir duruma ontolojik olarak daha layık, daha meşru ve daha hak sahibi olmak şeklinde tanımlar.

        Bil-Emni (بِالْأَمْنِ)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün sözlükte korkunun ve paniğin (havf) mutlak zıddı olarak; ruhun sükûnet bulması, güven duyması, tehlikelerden emin olması ve sarsılmaz bir iç huzuru anlamlarına geldiğini tespit eder. Angelika Neuwirth, ayetin "korku" (ehâfü / tehâfûn) fiilleriyle başlayan o gerilimli kurgusunun, nihai noktada "güven/emniyet" (emn) kavramıyla felsefi bir çözüme kavuşturulmasındaki edebi simetriyi analiz eder. Bu retorik mimarinin, teolojik tartışmayı kusursuz bir şekilde kapatan yapısal bir ustalık olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin "Hangi taraf emniyete daha layıktır?" (fe eyyül ferîkayni ehakku bil emn) şeklindeki kapanış sorusunu tahlil eder. Müşriklerin güvenliği kalabalıklarda, kabile gücünde ve sahte putların korumasında aradıklarını; İbrahim'in ise gerçek "emniyetin" (ontolojik güvenliğin) ancak evrenin yaratıcısına, hiçbir şeyi ortak koşmadan saf bir akılla bağlanmakla (tevhidle) elde edilebileceğini kanıtlayan eşsiz bir kelamî ve psikolojik zafer ilanı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X