Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 55. Ayet

    يَدْعُونَ ف۪يهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِن۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yed’ûne fîhâ bikulli fâkihetin âminîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Orada güven içinde her meyveden isteyebilecekler.”

      En doğrusunu Allah bilir ya, bu âyetin tefsiri şöyledir; Cennetin ürünleri ve meyveleri, dünyadakiler gibi bitmez, tükenmez ve eksilmez. Cennetin meyveleri bitip tükenmediğine göre her an ondan isteyebilirler; dünyada olduğu gibi bir şey kaldı mı yahut sizde meyve var mı? diye sormak ihtiyacı duymazlar. Çünkü söylediğimiz gibi dünyanın meyveleri biter ve tükenir, âhiretin meyveleri ise bitmez ve tükenmez. En doğrusunu Allah bilir. Güven içinde ibaresi iki şekilde yorumlanır. Birincisi, meyvelerin ve sözü edilen nimetlerin bitmeyeceğinden emin olarak mânasına gelir, [İkincisi,] cennette güven içindedirler, yani cennetten çıkarılmayacaklarından ve oradaki nimetlerin son bulmayacağından emindirler. Dünyada karşılaştıkları her türlü âfetten de emindirler. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yed'ûne (يَدْعُونَ)

        İbn Fâris, Dal-Ayın-Vav kökünün temel anlamının bir şeye yönelmek, onu çağırmak ve seslenmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua" kökünden gelen bu fiilin burada sadece seslenmek değil, cennet ehlinin arzu ettikleri her şeyi zahmetsizce, sadece bir istek veya işaretle talep etmelerini nitelediğini ifade eder; istemek ile elde etmek arasındaki mesafenin kalktığı bir irade beyanını temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın "insan-Allah ilişkisi" semantiğinde tahlil eder; dünyadaki "yalvarma" (dua) eyleminin cennette mutlak bir "istek ve ikram" (calling for) ilişkisine dönüştüğünü, müminlerin cennet rızıkları üzerindeki tam tasarruf yetkisini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin, cennetin bir hizmet ve lütuf mekanı olduğunu; oradaki insanların birer efendi gibi her türlü meyveyi ve nimeti huzurlarına çağırabildiklerini, hiçbir zahmet çekmeden arzularına kavuştuklarını ifade eden bir otorite vurgusu taşıdığını belirtir.

        Fâkihetin (فَاكِهَةٍ)

        İbn Fâris, Fe-Ke-He kökünün temel anlamının "neşe, sevinç ve hoşnutluk" olduğunu belirtir; meyveye (fâkihe), insana zevk vermesi ve onu ferahlatması nedeniyle bu ismin verildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "fâkihe"nin karın doyurmaktan ziyade lezzet almak, zevklenmek ve gönül eğlendirmek için yenilen meyveleri nitelediğini; cennetteki meyvelerin dünyadakiler gibi sadece biyolojik bir ihtiyaç için değil, mutlak bir haz ve şükür vesilesi olarak sunulduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, meyve imgesini Kur'an'ın "bolluk ve refah" semantiği içinde inceler; bu kelimenin cennet hayatının o lüks ve estetik boyutunu tamamlayan, çeşitliliği ve erişilebilirliği simgeleyen bir rızık türü olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında "fâkihe" nitelemesinin, kısıtlı imkanlara sahip çöl toplumu için "her çeşit meyveye" (bi-külli fâkihetin) her an ulaşabilmenin en büyük zenginlik göstergesi olduğunu; buradaki çeşitlilik vurgusunun doyuma değil, bitip tükenmeyen bir damak tadı ve keyif arayışına hitap ettiğini ifade eder.

        Âminîn (آمِنِينَ)

        İbn Fâris, Elif-Mim-Nun kökünün temel anlamının "kalbin yatışması, korkunun gitmesi ve güven duygusunun yerleşmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âminîn" (güven içinde olanlar) sıfatının burada iki yönlü bir güvenliği nitelediğini; birincisi yenilen meyvelerin dokunmasından veya sağlığa zarar vermesinden (hastalık) emin olmak, ikincisi ise bu nimetlerin kesilmesinden veya cennetten çıkarılmaktan (beka) yana hiçbir endişe taşımamak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, güven (emniyet) kavramını Kur'an'ın "ontolojik sükûnet" kutbu içinde tahlil eder; bu sıfatın cennet sakinlerinin ruhsal durumunu mühürlediğini, dünyadaki o sürekli kaygı ve tehlike halinin (havf) yerini mutlak ve sarsılmaz bir esenliğe (emn) bıraktığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki güvenliğin varoluşsal bir bütünlüğü ifade ettiğini; insanın artık ne kendisinden ne çevresinden ne de gelecekten yana bir tehdit hissetmediği, varlığın en huzurlu ve "emin" noktasında sabitlendiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin, sürekli baskın ve kıtlık korkusu yaşayan o günkü toplumun psikolojisine bir deva olarak sunulduğunu; cennetteki rızıkların hem bolluğunun hem de sürekliliğinin ilahi bir garanti altına alındığını ifade eden bir "ebedi barış" tasviri olduğunu dile getirir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X