Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Câsiye Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Câsiye Sûresi, 11. Ayet

    هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hâżâ hudâ(en)(s) velleżîne keferû bi-âyâti rabbihim lehum ‘ażâbun min riczin elîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bu (Kur’ân) bir doğru yol rehberidir. Rab'lerinin âyetlerini inkâr edenler için ise en şiddetlisinden elem verici bir azap vardır.”

      Bu (Kur’ân) bir doğru yol rehberidir. Yani Kur’ân insanlara doğru yolu göstermektedir. Rab’lerinin âyetlerini inkâr edenler için ise en şiddetlisinden elem verici bir azap vardır. Yani azaplardan elem verici olanı vardır, çünkü âyetteki “ricz” (رِجْزٌ) kelimesi zaten azap anlamına gelir. Burada Allah sanki o azabı tefsir etmekte ve onu elem verici olmakla nitelemektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hüdâ (هدى)

        İbn Fâris, bu kelimenin "h-d-y" kökünden türediğini ve temel anlamının yol göstermek, birini hedefe yönlendirmek ve rehberlik etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hidayet" kavramının kişiyi arzulanan hedefe lütuf ve nezaketle yöneltmek olduğunu, bu ayette Kur'an'ın sadece yol gösteren bir araç değil, mübalağa ve kesinlik bildirmek amacıyla bizzat "hidayetin ta kendisi" (hüdâ) olarak isimlendirildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kavramın "dalâlet" (yoldan çıkma, kaybolma) kavramının tam zıddı olarak konumlandığını; bedevi Arap kültüründe uçsuz bucaksız çölde doğru yolu bulmanın bir ölüm kalım meselesi olmasından hareketle, Kur'an'ın bu fiziksel ve hayati gerçekliği alıp mutlak bir teolojik ve eskatolojik kurtuluş mefhumuna dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin başındaki "işte bu" (hâzâ) işaret zamiriyle hidayet kelimesinin yan yana gelmesinin, önceki ayetlerde zikredilen inkarcıların alaylarına ve asılsız efsanelerine (batıl hadis) karşı verilmiş kesin bir ilahi hüküm olduğunu, gerçek ve tek rehberliğin yalnızca bu vahiy metninde bulunduğunu tefsir eder.

        Keferû (كفروا)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün "k-f-r" harflerinden oluştuğunu ve temel manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve saklamak olduğunu, tohumu toprağın altına gizlediği için çiftçiye de "kâfir" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, dini terminolojide küfür kavramının, Allah'ın verdiği nimetleri nankörlükle örtmek veya aklın kavradığı ilahi hakikatlerin üzerini inatla kapatmak anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "küfür" kelimesinin sadece "iman" kavramının değil, aynı zamanda "şükür" (minnettarlık) kavramının da zıddı olarak çalıştığını; bu ayette inkarcıların, yaratılıştaki açık kanıtları (ayetleri) ve ilahi lütufları bilinçli bir nankörlükle reddetme ve üstünü örtme eyleminin anlatıldığını inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin failik yapısına dikkat çekerek, buradaki inkarın bilgisizlikten veya pasif bir şüpheden kaynaklanmadığını, bilakis hakikati gören zihnin ve kalbin, kibrinden dolayı gerçeğin üzerini örtmek için harcadığı aktif, hastalıklı ve bilinçli bir çabayı ifade ettiğini vurgular.

        Rabbihim (ربهم)

        İbn Fâris, bu kelimenin "r-b-b" kökünden geldiğini, temel anlamının bir şeyi onarmak, düzeltmek, gözetmek, sahip olmak ve bir nesneyi başlangıcından alıp yavaş yavaş kemale erdirmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" isminin mutlak manada sadece Allah için kullanılabileceğini, bu vasfın O'nun evreni yoktan var edip her an varlıkta tutan, rızıklandıran ve terbiye eden mutlak egemenliğine işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Antik Çağ Sami dillerinde (örneğin Süryanicede "Rabbâ") efendi, ulu ve otorite sahibi anlamlarında yaygın bir kullanıma sahip olduğunu, Kur'an'ın bu terimi putperest ve mitolojik unsurlardan arındırarak sadece mutlak ve tek olan Yaratıcı'nın evrensel sahipliğini ifade edecek şekilde teolojik bir merkeze oturttuğunu tespit eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bilimsel bağlamda bu lafzın meallerde sadece "Efendi" veya "İlah" olarak çevrilmesinin anlamı daralttığını; kelimenin içindeki "şefkatle büyütme, terbiye etme ve koruma" nüanslarının ayetin mesajı için kritik olduğunu, zira insanların tam da kendilerini var eden ve besleyen bu yüce otoritenin ayetlerine karşı nankörlük yapmalarının (küfür) isyanın ve cürmün ne kadar büyük olduğunu gösterdiğini savunur.

        Riczin (رجز)

        İbn Fâris, bu kelimenin "r-c-z" kökünden türediğini ve asıl anlamının titreme, sarsıntı, istikrarsızlık ve ıstırap veren durumlar olduğunu, örneğin yürürken bacaklarının titremesine sebep olan bir deve hastalığına da bu adın verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an'da insanı dehşete düşüren, kalplere korku salan, tahammülü imkansız ve sarsıcı ilahi azap türlerini tanımlamak için kullanıldığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Süryanicedeki "rugzâ" (öfke, ilahi gazap) lafzıyla etimolojik bir akrabalığı olabileceğini ve Geç Antik Çağ'da bu terimin, ilahi cezalandırmanın en korkunç, apokaliptik boyutlarını anlatmak için dini literatürde derin bir yer edindiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevini değerlendirerek; dünyada kibirlenip ilahi ayetler karşısında sahte bir sarsılmazlık ve güç gösterisi yapan inkarcıların, ahirette "ricz" (bedeni ve ruhu şiddetle sarsan, onur kırıcı ceza) ile cezalandırılmaları arasında kusursuz bir edebi ve teolojik karşılık (mücazat) denklemi kurulduğunu tefsir eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X