اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Câsiye Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
3. “Göklerde ve yerde inananlar için önemli işaretler vardır.”
4. “Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı diğer kımıldayan canlılarda bilenler için deliller mevcuttur.”
5. “Gece ile gündüzün yer değiştirmesinde, Allah'ın gökten indirdiği rızıkta (yağmurda) -ki, onunla öldükten sonra yere yeniden hayat vermektedir- rüzgârları çeşitli yönlerden estirmesinde düşünenler için alınacak dersler vardır.”
Göklerde ve yerde, inananlar için önemli işaretler vardır. Bilenler için deliller mevcuttur... Düşünenler için alınacak dersler vardır. Bu nevi İlâhî beyanlarda onlar için bu sözleri söylemenin bazı sebepleri vardır. Birincisi, onlar için söz konusu beyanlar düşmanlarına karşı ileri sürecekleri delillerdir, bu delillerle onlar düşmanlarına karşılık verirler. Dolayısıyla bu beyanlar, onların düşmanlarına gösterecekleri delillerdir. İkincisi, bu İlâhî beyanlar onların faydalanmaları içindir. Bunlardan âyetlere sırt dönenler değil, onlara uyanlar yararlanacaklar. Üçüncüsü, bu âyetler, onlara uymak gerektiğine inananlar ve onların Allah’tan geldiğini bilenler içindir, yani müminler içindir, onları reddeden ve onlara uymaya yanaşmayanlar için değildir. En doğrusunu Allah bilir. Daha önce çeşitli yerlerde söylemiştik; Cenâb-ı Hakk'ın gökleri ve yeri yaratmasında, gece ile gündüzü peş peşe getirmesinde, gökten su indirmesinde, onunla yeryüzünü canlandırmasında ve oradan mahlukatın rızkı olan yiyecekleri çıkarmasında, Allah’ın varlığı, birliği, kudreti ve hükümranlığının, ilmi ve yönetiminin, hikmeti ve sayılması uzun sürecek diğer niteliklerinin delilleri vardır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.
Yorumu Yorumla
-
Es-Semâvât (السماوات)
İbn Fâris, kelimenin kökünün "s-m-v" harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının yükseklik, yücelik ve üstte olma durumu olduğunu belirtir; bir şeyin üstünde yer alan her şeyin onun "sema"sı (göğü) olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin yeryüzünün üzerindeki fiziksel gök cisimlerini ve uzayı ifade ettiğini, ancak aynı zamanda manevi bir yüceliğe de işaret ettiğini aktararak, bu ayet bağlamında göklerin ihtişamının ve uçsuz bucaksızlığının bir delil olarak sunulduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında "sema" kavramının yeryüzüyle (arz) sürekli bir zıtlık ve tamamlayıcılık ilişkisi içinde olduğunu, göklerin ilahi işaretlerin ve kozmik düzenin sergilendiği dikey bir dünya görüşünü inşa ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul formda (semâvât) kullanılmasının, ilk muhatapların algısındaki evrenin çokluğunu ve büyüklüğünü vurguladığını, böylece müşriklerin inkarına karşı Allah'ın varlığı ve kudreti için ezici, kapsayıcı bir kanıt (ayet) işlevi gördüğünü analiz eder.
El-Ard (الأرض)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "e-r-d" olarak verir ve temelde alçakta olanı, ağır olanı ve ayakların bastığı zemini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, üzerinde yaşadığımız fiziksel yerküreyi tanımlayan bu lafzın, Kur'an'da yaratılışın bütünlüğünü göstermek adına sıklıkla gökler kelimesiyle birlikte zikredildiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, anlambilimsel çerçevede "arz"ın insan varoluşunun yatay düzlemini temsil ettiğini, insanın tarihsel serüvenini yaşadığı ve Allah'ın inayetinin işaretlerinin okunması için yeryüzüne serpiştirildiği bir sahne olduğunu inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bağlamında yeryüzünün sadece basılıp geçilen fiziksel bir mekan değil, insan aklının seyahat edip gözlem yapması ve içindeki "işaretleri" bularak Yaratıcı'nın varlığına ulaşması gereken ontolojik ve epistemolojik bir keşif alanı olarak sunulduğunu vurgular.
Âyât (آيات)
İbn Fâris, kelimenin kökünün "e-y-y" olduğunu, gizli veya bilinmeyen bir şeye delalet eden, sonuca götüren açık işaret, alamet ve nişan anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ayeti "kendisi algılandığında, algılanamayan başka bir şeyin (Yaratıcı'nın) bilgisine ulaştıran zahiri işaret" olarak tanımlar ve bu ayette göklerdeki ve yerdeki gözlemlenebilir doğa olaylarının, görünmeyen Yaratıcı'yı gösteren göstergeler olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Antik Çağ'da Süryanice "âthâ" veya Aramice "âtâ" (işaret, mucize) kökünden geldiğini, İslam öncesinde Arapçaya yerleşmiş olmakla birlikte Kur'an'ın bu terime hem doğal fenomenleri hem de kendi metinsel birimlerini kapsayacak şekilde yepyeni, merkezi ve teolojik bir anlam yüklediğini tespit eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın evren tasavvurunda göstergebilimsel (semiyotik) bir dünya görüşü kurduğunu, evrenin deşifre edilmeyi bekleyen bir "işaretler kitabı" olduğunu ve görünmeyen Allah ile görünen alem arasındaki ontolojik boşluğun bu ayetler aracılığıyla köprülendiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, edebi ve yapısal bağlamda, Mekki surelerde doğadaki ayetlerin (işaretlerin) tilavetinin, dinleyicide hayranlık ve ikna duygusu uyandıran retorik bir araç olarak kullanıldığını, evrendeki her detayın ilahi bir iletişim formu olarak sunulduğunu vurgular.
El-Mü'minîn (المؤمنين)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "e-m-n" olarak belirler ve temel anlamının güvenlik, eman, kalbin sükuneti ve korkunun ortadan kalkması olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "iman" kavramının kalbin kesin bir tasdiki ve güvenmesi olduğunu belirterek, evrendeki işaretleri (ayetleri) okuyarak Yaratıcı'nın mesajına güvenen ve bu sayede zihinsel ve ruhsal bir emniyete kavuşan kimselerin mü'min olarak adlandırıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, imanı sadece pasif bir inanç durumu değil, evrendeki ilahi ayetlere karşı verilen aktif bir güven ve kişisel bağlanma tepkisi olarak çözümler; kozmik işaretleri "okuma" ve onlardan anlam çıkarma yetisine sadece bu güveni duyan mü'minlerin sahip olduğunu, diğerleri için evrenin sessiz ve anlamsız kaldığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bilimsel açıdan kelimenin "güven veren" ve "güvende olan" boyutlarının eşzamanlı olarak düşünülmesi gerektiğini, ayetin bağlamında göklerin ve yerin düzenini tefekkür etmenin, inanan kişinin Allah'ın tasarımına duyduğu sarsılmaz güveni pekiştirdiğini ve ontolojik bir güvenlik alanı inşa ettiğini savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla